BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bir anda karıştı ortalık...

Bir anda karıştı ortalık...

Kahvenin içinde bir uğultu vardı. Çaycı ortalıkta dolaşıyor, hemen her masadan yüksek sesle gelen çağrılara yetişmek için çabalıyordu. Recep dudaklarının kenarında nerede filtresine kadar yanmış olan sigarasını iki parmağıyla alıp yanındaki kül tablasına bastırdı. Dikkati elindeki kağıtlardaydı.



Kahvenin içinde bir uğultu vardı. Çaycı ortalıkta dolaşıyor, hemen her masadan yüksek sesle gelen çağrılara yetişmek için çabalıyordu. Recep dudaklarının kenarında nerede filtresine kadar yanmış olan sigarasını iki parmağıyla alıp yanındaki kül tablasına bastırdı. Dikkati elindeki kağıtlardaydı. - Birli attım, oynasana! Karşısındaki uzun yüzlü adam ters ters baktı yüzüne: - Patlama be, düşünüyoruz... Recep’in kaşları çatıldı. Kükredi bir anda yaşadıklarının stresiyle gerilen sinirlerine hakim olamayarak: - Doğru konuş ulan! Her şey bu üç kelimenin sonunda oldu. Bir anda karıştı ortalık. Uzun yüzlü adam ok gibi fırladı yerinden ve Recep’in yakasına yapıştı, sarsmaya başladı. - Bana ne dedin? Sen kimsin bana ulan diyecek? Çevredekiler kaçıştılar. Birkaç kişi ayırmaya kalkıştı. Bir anda bir gürültü kopuvermişti. Uzun yüzlü adam bir yumruk attı Recep’in suratına. Kıpkırmızı oldu yüzü adamın. Sendeledi. Arkasındaki masa olmasaydı yere düşecekti. Koluyla kanayan burnunu sildi. Gözleri dehşetle açılmıştı. Bir küfür sallayarak atıldı adamın üzerine. Yere düştüler. Kıyasıya vuruyorlardı birbirlerine. Her ikisi de kanlar içinde kalmıştı. Etraftaki insanlar ikisini de zapt edemiyorlardı. Birden uzun yüzlü adamın elinde bir şey parladı. Nereden geldiği belli olmayan bir sustalıydı bu. Kolunu kaldırıp olanca gücüyle sapladı Recep’in göğsüne. Siyah gözleri fal taşı gibi açıldı adamın. Şaşkınlık ve korkuyla baktı etrafına. Bir anda bir sessizlik oldu. Bacakları olduğu yerde kıvrıldı, ağır ağır bükülüp yere diz çöktü. Boğazından bir hırıltı yükseldi. Külçe gibi yığıldı yere. Uzun yüzlü adam şaşkınlıkla baktı etrafına. Sonra ani bir hareketle kapıya doğru atılıp dışarı çıktı. Bütün hızıyla koşarak karanlığın içinde kayboldu. Kahvedeki herkes Recep’in cansız vücudunun başına toplanmıştı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. - Öldü galiba... - Adam öldü yahu! Baksana şu hale... - Polis... Polise haber verin çabuk! Çok geçmeden polis kapının önüne gelmiş, içeriye doluşan memurlar kontrolü ele almışlardı. Recep’in cansız vücudunun üzerine gazete kağıtları örtülmüştü. Hemen yanı başında koyu renkli bir kan gölü vardı. Teker teker herkesin ifadesi alındı. Recep’in ölü bedenindeki ceketin ceplerini karıştırdı görevliler. İç cebindeki bir kağıt parçasını dikkatle okudu komiser: “Doktor Doğan Serdaroğlu Işık Sokak No:75. Levent-İstanbul.” Hemen yanındaki memura döndü: - Bu adresi arayın. Bir şeyler öğrenebiliriz belki... * * * Saat gece ona geliyordu. Oktay hâlâ yoktu ortalarda. Doğan bey ise koltukta oturuyor, hiç konuşmadan gözlerini halıya dikmiş, sessizce bekliyordu. Perihan hanımdan kesik hıçkırıklar yükseliyor, başka hiçbir ses duyulmuyordu odanın içinde. Kapının önünde araba sesleri duyulduğu zaman telaşla birbirlerine baktılar daldıkları düşüncelerden sıyrılıp: - Oktay geldi galiba... Hızla atıldı yaşlı kadın pencereye. Dehşetle haykırdı dışarıdaki manzarayı görünce: - Doğan, polis!.. Polis arabaları geldi. Aman Allahım, yoksa bir şey mi oldu oğluma? Yaşlı doktor telaşla fırladı oturduğu yerden. Kapıyı açtığı zaman eşikte resmi kıyafetli bir polis memuru kapıyı çalmak üzereydi. Kibarca selamladı yaşlı adamı: - Doktor Doğan Serdaroğlu’nun evi mi? - Evet, evet, benim, ne oldu memur bey, yoksa? - Karakola kadar geleceksiniz. Tanıklığınıza ihtiyacımız var... Korkuyla baktı karı koca birbirine. Perihan hanım dehşet içindeki bakışlarıyla neler olup bittiğini anlamaya çalışıyor, titriyordu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT