BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tarih her zaman sürpriz doludur

Tarih her zaman sürpriz doludur

Tarih ilminin perspektifi, yaşanan zaman parçasına öncelik veren insanınkinden farklıdır. Günün olaylarını, geriye doğru atıflar yaparak değerlendirir. Zira tarihi oluşturan toplumlar, her dönemde büyük değişiklikler gösterirler.



TARİHİN PERSPEKTİFİ... Tarih ilminin perspektifi, yaşanan zaman parçasına öncelik veren insanınkinden farklıdır. Günün olaylarını, geriye doğru atıflar yaparak değerlendirir. Zira tarihi oluşturan toplumlar, her dönemde büyük değişiklikler gösterirler. AKIMLAR BAŞKA BİÇİM ALABİLİR Bugün en geçerli görünen durum, akım, düşünce yarın bambaşka biçim alır. Zira önceleri de bambaşka biçimler arz etmiştir... Sınırlar değişir. Fikirler yenilenir. Partiler batar. Partiler yükselir. Velhâsıl ne olacağı bilinmez. GEÇMİŞİ İYİ BİLMEK... Gerçek milletler, geçmişlerini iyi bilenlerdir. Geçmişini bilmeyen millet, hâfızadan mahrumdur ve davranış aksaklıkları ile illetli bir hayat yaşamaya mahkûmdur. İnsanoğlu için en önemli zaman parçası, içinde yaşadığı andır. Geçmişi çabuk unutur. Günün gelişmeleriyle şartlanmıştır. İnsan karakteri budur. Bununla beraber insanoğlu, geçmişten tamamen kopamaz. Şu veya bu derecede geçmişin etkileriyle yaşar. Bu geçmiş, uzak zaman parçalarına uzanabilir. Hayvan için geçmiş ise, yalnız kendi hayatıdır. Kendi hayatı öncesinde bir geçmişi bilmesi mümkün değildir. LİDERLER İYİ TARİH BİLİR Eğitim, öğretim, görgü yollarıyla geçmişte olanlar, kuşaktan kuşağa geçer. Bu hâfıza, insan kültürünü birinci derecede zenginleştiren bir unsurdur. Gerçek milletler, geçmişlerini iyi bilenlerdir. Geçmişini bilmeyen millet, hâfızadan mahrumdur ve davranış aksaklıkları ile illetli bir hayat yaşamaya mahkûmdur. Büyük Devlet adamlarının biyografilerini inceleyiniz. İyi ve çok iyi tarih bildiklerini görürsünüz. Dil kültüründen hemen sonra coğrafya ve tarih kültürü edinmişlerdir. İsabetli görüş belirtip karar almalarında bu kültürün ağırlığı birinci derecededir. TARİH DEĞİŞİMDİR Tarih ilminin perspektifi, yaşanan zaman parçasına öncelik veren insanınkinden farklıdır. Günün olaylarını, daima geriye doğru atıflar yaparak değerlendirir. Zira tarihi oluşturan toplumlar, her dönemde büyük değişiklikler gösterirler. Tarih devamlı bir değişmedir. İbnü Haldûn‘dan Toynbee‘ye kadar tarih düşünürleri, gerçi belirli tarih kanunları olduğunu ileri sürmüşlerdir. Belirli gelişmelerin belirli çevrelerde belirli sonuçlar getirdiği inkâr edilemez. Ancak tarih, sürprizlerle doludur. En hayali geniş bir romancının havsalası, bu sürprizlerin gerisinde kalır. NE OLACAĞI BİLİNMEZ Bütün milletlerin, devletlerin, dinlerin, fikir akımlarının, san’at ve edebiyatın asır asır, dönem dönem durumlarına bakınız. Her çağda büyük farklılıklar görülür. Bugün en geçerli görünen durum, akım, düşünce yarın bambaşka biçim alır. Zira önceleri de bambaşka biçimler arz etmiştir... Sınırlar değişir. Fikirler yenilenir. Partiler batar. Partiler yükselir. Günün en aktüel kişileri geçersiz hâle gelir. Günün en sönük kişileri parlar. Velhâsıl ne olacağı bilinmez. Gerçi tarih düşünürleri geleceğe atfen tahminlerde bulunurlar. Bu tahminlerde bugün statistik gibi müsbet bilgiler de kullanılmaktadır. Ancak çok defa bu tahminler gerçekleşmez, aksi yönde tecelli edebilir. MÂNEVİYAT KALICI Tarihle de uğraşan Nâmık Kemâl, şâir sezişiyle “Değişmez fen mi vardır, müstakar/eşyâ mı kalmıştır?” demiştir. Ben, sınırları bir iki asır olsun değişmeden kalan hiçbir devlet bilmiyorum. Şüphesiz mânevi değerler daha sürekli, daha kalıcıdır. Hattâ ebedî olabilir. Maddî nesneler ise devamlı değişir. Ve toplumların geleceğini değiştirir. Türk devletinin istikbâli Bütün milletler gibi Türk milletini de nasıl bir gelecek bekliyor? Türk devletinin istikbâli nedir? Herhalde bugünkünden epey farklıdır. Zira geçmiş dönemlerde de çok farklı idi. Bu sürekli, bitip tükenmek bilmez oluşumu, son çizgi sanmak kadar gaflet olamaz. Böylesine bir gaflete düşenler devlet yöneticisi iseler, milletlerinin, çocuklarının, ileriki kuşakların geleceğiyle oynarlar. Zira Arz denen önemsiz gezegenin Tarih çağına girişi 5.000 yıldan az fazladır. Ama Arz’ın daha birkaç milyar yıllık ömrü vardır... 1800 Türkiyesi, Nizâm-ı Cedîd Türkiyesi’dir. 1850 Tanzimat Türkiyesi, 1900 Mutlakıyyet Türkiyesi, 1950 Demokrasiyi Tecrübe Türkiyesi... 2000 Türkiyesi Demokrasiye Geçiş... Atalarımız bizim Meriç’le Ağrı Dağı arasındaki asgarî sınırlar içinde hür ve mutlu yaşayabilmemiz için akıl almaz fedakârlıklara katlanmışlardır. Bu toprakların her karışını kan ve terleriyle yoğurmuşlardır. Gaflet uykusuna dalmamak için göz kırpmamışlardır. Gerçi asırların yorgunluğuyla kendilerinden geçtikleri, uyudukları olmuştur. Ama tekrar uyanıp, daha büyük fedakârlıklar sergilemekten vazgeçmemişlerdir. Bunca gayret, hep gelecek nesillerin mutluluğu için göze alınmıştır. İnsanın fâni olmayan tek özelliği, işte bu devamlılık azmidir. 2500 yılı Dünyası, birçok yıldızı iskân etmiş bir Arz’dır. Kâinatın fethi asırlarında da atalarının mânevî değerlerinden kopmamış milletler, varlıklarını devam ettireceklerdir. Rehâvet, umursamazlık, ahlâksızlık, bencillik uçurumuna düşmemiş toplumlar için gelecek açık ve ümit doludur. 20. ASIR ÂFETLE GEÇTİ 21. asır insanı, 1914 öncesi 19. asrını belki romantik bir sevgiyle hatırlayacak, birçok insanî değere dönmek isteyecektir. Korkarım, 20. Asır için pek de müsbet düşünmeyecektir. Zira içinden çıktığımız bu asırda medeniyet, tam iki defa kendi kendini imhaya, açıkça intihara kalkıştı. Komünizm denen âfet, insan nüfusunun üçte biri üzerinde bir İlk Çağ egemenliği kurarak on milyonlarca insanı öldürdü. Aynı âfet, insan çalışmasının fedakâr ürünü olan trilyonlarca doların, Dehşet Dengesi’ni korumak için silâha yatırılmasına sebeb oldu. Milletler ve ülkeler arasına barajlar koydu. Genç nesilleri uçuruma itti. Tarihçi, bütün bunları olur böyle şeyler şeklinde değerlendirmeyecektir, emin olunuz... Demokrasi asrı 21. asırda demokrasi, ama gerçek demokrasi, âlemşümul bir rejim olacaktır. Her ülkenin bu rejimle yönetileceğini iddia etmiyorum, bir zaman ve gelişme meselesidir ama, demokrasi ile yönetilmeyen ülkelerin ikinci sınıf devlet muamelesi göreceklerine hemen hemen emînim.Taçlı demokrasilerin sayısı artacaktır. Demokrasiye dönüşemeyen monarşiler azalacaktır. 2000’li yıllarda İnsanoğlu, nükleer ve biyolojik silâhların tamamını ortadan kaldırabilir, tabiatın yok edilmemesini önleyebilir, yeşili çoğaltabilir, nüfus patlamaları ile arz denen gezegenin çekemeyeceği bir ağırlığı engelleyebilirse, çocuklarımızın mutlu yaşayacakları bir dünya bizi bekliyor. Aksine bir tabloyu tasvir ederek, sevgili okuyucularımızın keyiflerini kaçırmak istemem...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT