BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 60 yıl önce NATO’ya neden üye olmuştuk?

60 yıl önce NATO’ya neden üye olmuştuk?

Türkiye’nin NATO’ya üye olmaya davet edilmesinin Türk askerinin Kore’deki kahramanlıklarla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Türkiye’nin NATO’ya katılmaya çağrılmasının en önemli sebebi ABD’nin askerî stratejisindeki değişikliktir.



KORE’DEKİ KAHRAMANLIKLA İLGİSİ YOK Türkiye’nin NATO’ya üye olmaya davet edilmesinin Türk askerinin Kore’deki kahramanlıklarla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Türkiye’nin NATO’ya katılmaya çağrılmasının en önemli sebebi ABD’nin askerî stratejisindeki değişikliktir. SSCB ATOM BOMBASI YAPINCA... 1949’da SSCB’nin atom bombası yapması, ABD’yi endişelendirmişti. SSCB’ye yakın bölgelerde askerî üsler kurularak Sovyetlerin “gözetlenmesi” kararı alındı. NATO’ya üye olmak Türkiye’yi gerçekten de bir SSCB saldırısından korudu. Bu yıl Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) üye oluşunun altmışıncı yılı. Bu çerçevede yıl boyunca çeşitli konferanslar düzenlenecek, yayınlar yapılacak. Şubat ayında NATO Genel Sekreteri Rasmussen Türkiye’ye gelerek, düzenlenecek olan resmî kutlama etkinliğine katılacak. NATO’nun bugün küresel siyasette ifade ettiği anlam ve Türkiye için taşıdığı önem ile bundan altmış yıl önceki durum birbirinden çok farklı. İkinci Dünya Savaşı’na fiilen katılmayan Türkiye’nin, savaşın son yılından itibaren iliklerine kadar hissetmeye başladığı Sovyet işgali tehdidi, 1949’da NATO’nun kurulmasından sonra Ankara’nın bu örgüte üyelik için gösterdiği olağanüstü çabanın en önemli sebebini oluşturmaktaydı. SSCB’NİN?BİTMEZ?TALEPLERİ 19 Mart 1945 tarihi Türk dış politikası açısından çarpıcı bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Şubat 1945’te yapılan Yalta Konferansı’nda, ABD Başkanı Franklin Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in de tasvibini alan SSCB lideri Josef Stalin, Dışişleri Bakanı Vladislav Molotov yoluyla Türkiye’ye 19 Mart’ta diplomatik bir nota vererek, Türk Boğazları’nın savunulması için Sovyetler’e üs verilmesini istedi. Molotov Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Selim Sarper’le yaptığı görüşmede ayrıca, 1925 tarihli Türk-Sovyet Saldırmazlık Anlaşması’nın süresinin yıl sonunda dolacağını hatırlatarak, SSCB’nin bu anlaşmanın süresini uzatmayacağını net bir şekilde ifade etti. 7 Haziran 1945’te Sarper ile bir defa daha görüşen Molotov, Boğazlar rejiminin değiştirilmesini, Sovyetler’e üs verilmesini ve 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması’nda yapılacak değişiklikle Kars ve Ardahan’ın SSCB’ye bırakılmasını istedi. SOVYET?SALDIRISINA?KARŞI Sovyet istekleri Ankara’da derin bir şoka sebep olmuştu. Türkiye, ABD ve İngiltere’nin bütün ısrarlarına rağmen savaşa girmemiş olduğundan, bu iki ülke de Ankara’ya soğuk yaklaşmaktaydı. Üstelik ABD ve İngiltere, SSCB ile müttefik olduklarından Stalin’in isteklerine açıkça karşı çıkmıyorlardı. Türkiye muhtemel bir Sovyet saldırısına karşı askerî tedbirler almaya başladı. Sovyet sınırındaki askerî birlikler savunulması daha kolay olan Erzurum’a çekildi. Bölgedeki köy ve kasabalar boşaltılarak halkın daha Batı’daki yerleşim birimlerine gitmeleri sağlandı. Bunlar yapılırken, ABD ve İngiltere nezdindeki diplomatik girişimlere de hız verildi. SOĞUK SAVAŞ?GERGİNLİĞİ Türkiye’yi rahatlatan gelişmeler 1946’dan itibaren yaşanmaya başladı. ABD ile SSCB arasında savaş sırasında oluşan dostluk ortadan kalkmış, özellikle Polonya ve Almanya’nın durumuyla ilgili anlaşmazlıklar ileriki yıllarda “Soğuk Savaş” olarak adlandırılacak bir gerginliğin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. 12 Mart 1947’de ABD Başkanı Harry Truman, bir Sovyet saldırısına karşı kullanılmak üzere Türkiye’ye ve Yunanistan’a askerî yardımda bulunacağını açıkladı. Truman Doktrini’nin ilan edilmesinin ardından Türkiye’ye gelen Amerikalı askerî uzmanlar, Türk ordusunun modernizasyonu için nelerin yapılması gerektiğini öngören bir çalışma hazırladılar. 12 Temmuz 1947’de Türkiye ile ABD arasında askerî yardım anlaşması imzalandı. ABD Türkiye’ye askerî malzeme vermeye başladı. Bu arada Washington-Moskova hattındaki ilişkiler tamamen kopma noktasına gelmiş, 1948’deki Berlin bunalımından sonra her an “üçüncü dünya savaşı”nın çıkabileceği konuşulur olmuştu. ABD, Avrupa’daki çıkarlarını korumak ve SSCB’yi çevrelemek yönünde en somut adımını Nisan 1949’da attı. ABD ve Kanada ile 10 Avrupa devleti arasında Washington’da Kuzey Atlantik Antlaşması imzalanarak NATO kuruldu. HEPİMİZ BİRİMİZ?İÇİN NATO, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. Maddesinde öngörülen “müşterek öz savunma” (meşru müdafaa) ilkesine uygun olarak meydana getirilmiş bir askerî pakttı. NATO Antlaşması’nın herhangi bir yerinde “SSCB” ya da “komünist devletler” tabiri geçmemekle birlikte, aslında örgütün bir SSCB saldırısına karşı müttefik ülkeleri korumak üzere kurulduğu açıktı. Antlaşma’nın bugün de geçerli olan 5. Maddesine göre, NATO üyelerinden herhangi birine yapılacak bir saldırıya, diğer üyeler beraberce karşılık vereceklerdi. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” yaklaşımı olarak nitelendirilen bu madde Ankara tarafından ilgiyle karşılanmış, NATO’ya üye olmanın Türkiye’yi muhtemel bir SSCB işgalinden kurtaracağına olan inanç Hükümet üyeleri arasında yaygınlaşmıştı. KİMSE?DAVET?ETMEMİŞTİ Bununla birlikte, ortada ciddi bir mesele bulunmaktaydı: Kimse Türkiye’yi NATO’ya üye olmaya davet etmemişti. NATO’nun kuruluşu esnasında Türk Hükümeti’nin yaptığı olumlu açıklamalara rağmen 1950’nin ortalarına kadar ne ABD ne de İngiltere Türkiye’yi NATO üyesi olmaya çağırdı. Bir davet olmamasına rağmen daha fazla beklemeyen Hükümet, Türkiye’deki ilk gerçek demokratik seçimlerin yapılmasından dört gün önce 10 Mayıs 1950’de NATO’ya üyelik için başvurdu. Fakat bu başvuru dikkate alınmadı. İngiltere, Türkiye’nin NATO’ya üye olması yerine, kendi öncülüğünde kurulacak bir Orta Doğu komutanlığına dâhil olmasından yanaydı. Açıkçası, Stalin’in saldırma tehdidi hâlâ varlığını devam ettirmekteyken Türkiye’ye yapılacak bir Sovyet saldırısı sebebiyle ABD ve İngiltere, SSCB’yle savaşa girmek istemiyorlardı. İKİNCİ MÜRACAAT YAPILDI 14 Mayıs 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti Hükümeti de, kendisinden önceki hükümet gibi NATO üyeliği için çaba gösterdi. Hatta 25 Haziran 1950’de Kore Savaşı’nın patlak vermesi üzerine, BM’nin çağrısına uyarak 25 Temmuz 1950’de Türk askerinin Kore’ye gönderilmesi kararı alındı. Hemen ardından da 1 Ağustos’ta NATO’ya ikinci defa üyelik müracaatı yapıldı. Bu müracaat da Eylül ayında yapılan NATO toplantısında reddedilirken, Türkiye’nin Akdeniz’in güvenliği için oluşturulacak bir mekanizmada yer alması önerildi. Sadece bir yıl sonra 16-20 Eylül 1951’de yapılan NATO Zirvesi’nde Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya katılmaya davet edilmesinin en önemli sebebi ABD’nin askerî stratejisindeki değişikliktir. Zannedildiği gibi, Türkiye’nin NATO’ya üye olmaya davet edilmesinin Türk askerinin Kore’de göstermiş olduğu kahramanlıklarla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. 1949’da SSCB’nin atom bombası yapması, o zamana kadar nükleer tekele sahip olan ABD’yi endişelendirmişti. SSCB’ye yakın bölgelerde askerî üsler kurularak, hem Sovyetlerin “gözetlenmesi” hem de muhtemel bir saldırıya vakit kaybetmeden karşılık verilebilmesi kararı alındı. Bu noktada, Türkiye ve Yunanistan’da Amerikan üsleri kurulması hayati önem taşımaktaydı. ABD?ÜS?İSTEDİ?FAKAT... Ankara’da Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes ile görüşen Amerikalı yetkililer, Türkiye’nin ABD’ye üs vermesini istediler. Türk tarafının tavrı gayet netti: NATO üyeliği olmadan, böyle bir talep kabul edilemez. ABD arşivlerinde yer alan bu görüşmelerin tutanaklarına göre, Bayar ve Menderes, Amerikalıların bütün ısrarlarına ve askerî yardımın artırılması tekliflerine rağmen, İttifak’a üyelik söz konusu olmadıkça Türkiye’nin SSCB karşısında yalnız kalacağı gerekçesiyle, Amerikan üslerine izin vermediler. BATIRILAMAZ?BİR?GEMİ SSCB’nin “çevrelenmesi” için Türkiye’nin “batırılamaz bir uçak gemisi” gibi kullanılmasına ihtiyaç duyan ABD, Türkiye’ye soğuk bakan İngiltere’yi de ikna ederek NATO üyeliğinin kapısını araladı. Türkiye ve Yunanistan 18 Şubat 1952’de NATO’ya üyelik antlaşmalarını imzaladılar. Sadece iki yıl sonra İncirlik üssünün ABD hava kuvvetleri tarafından kullanılmasına başlandı. Türkiye’nin dört bir yanında onlarca üs ve tesis kuruldu. Sayıları 20.000’i bulan Amerikan askeri bu üs ve tesislere yerleşti. NATO’ya üye olmak Türkiye’yi gerçekten de bir SSCB saldırısından korudu. Ama Soğuk Savaş boyunca birçok gerginliklerin tam göbeğinde yer almasına da sebep oldu. Türkiye’nin altmış yıllık NATO üyeliğinin sağladığı faydalar ve getirdiği maliyet başka bir yazının konusudur.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT