BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Müslümanların gösterdikleri şefkat ve merhamet

Müslümanların gösterdikleri şefkat ve merhamet

Ebû Süfyân ve yanındakiler, korku ile mücâhidlerin arasından geçerek sevgili Peygamberimizin huzûr-i şerîflerine geldiler. Kâinâtın Sultânı, onları güzel karşıladı...



Dünkü makâlemizde de bir nebze bahsettiğimiz gibi, İslâm ordusunu gözetlemeye gelen Ebû Süfyân ve yanındakiler, İslâm ordusuna doğru ilerledikçe hayretleri artıyor, dehşete düşüyorlardı. Mekke’nin çevresine ne kadar çok asker birikmişti ve ne kadar çok da ateş yakmışlardı? Onlar, bunları konuşa konuşa, “Erak” isimli yere geldiler. Bu sırada Peygamber Efendimiz, yine, “Ebû Süfyân, şu anda Erak’tadır” buyurdu. Eshâb-ı kirâm, onları araştırmaya koyuldular. İçlerinden Hazret-i Abbâs, onları tanıdı ve Peygamber Efendimizin huzûruna götürdüler... HUZÛR-İ ŞERÎFE GELDİLER Ebû Süfyân ve yanındakiler, korku ile mücâhidlerin arasından geçerek sevgili Peygamberimizin huzûr-i şerîflerine geldiler. Kâinâtın Sultânı, onları güzel karşıladı. Mekkeliler hakkında bazı bilgiler aldı. Geç vakitlere kadar konuştuktan sonra, onları İslâm’a da’vet eyledi. Hakîm bin Hızâm ile Büdeyl, derhâl “Kelime-i şehâdet” getirerek Müslümân oldular. Fakat Ebû Süfyân’ın tereddüdü devâm ediyordu. Peygamberimiz, Ebû Süfyân’ı affedip, amcası Abbâs’a; “Onu, bu gece çadırına götür, sabâhleyin bana getir” buyurdu. Sabâh olunca, Resûlullah’ın huzûruna götürüldüğünde; “Ey Ebû Süfyân! Henüz, ‘Lâ ilâhe illallah’ diyeceğin vakit gelmedi mi?” buyurdu. Ebû Süfyân, Peygamberimize; “Anam-babam sana fedâ olsun. Sana ettiğimiz bu kadar cefâdan sonra beni hidâyete çağırıyorsun, hâlâ bizi hidâyet yoluna da’vet ediyorsun. Ne hoş hilm ve ne güzel kerem sâhibisin. Yumuşak huylulukta ve şereflilikte ve akraba hakkını gözetmekte üstüne yoktur. İnandım ki Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur... Eğer olsaydı bana bir faydası olurdu” dedi ve “Kelime-i şehâdet”i söyleyerek Müslümân oldu... Hazret-i Abbâs, “Yâ Resûlallah! Ebû Süfyân’a Mekkeliler nezdinde i’tibâr kazandıracak bir şey ihsân eder misiniz?” dedi. Peygamber Efendimiz, bunu kabûl edip “Kim, Ebû Süfyân’ın evine girer, sığınırsa, ona emân verilmiştir, öldürülmekten kurtulur” buyurdu. Ebû Süfyân, “Ya Resûlallah! Biraz daha genişletir misiniz?” diye istirhâmda bulununca, sevgili Peygamberimiz, “Kim, Mescid-i Harâm’a girer, sığınırsa, ona emân verilmiştir. Kim kapısını kapayıp evinde oturursa, ona da emân verilmiştir” buyurdu... Ebû Süfyân, Mekke’ye dönmek üzere izin istediğinde, Peygamberimiz, amcası Hazret-i Abbâs’a; “Ebû Süfyân’ı al, ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götür, vâdînin daraldığı, atların sıkışa sıkışa geçtiği dağ boğazına ilet; İslâm ordusunun büyüklüğünü, heybetini ve çokluğunu, Müslümânların, Allahü teâlânın ordusunun ihtişâmını görsün” buyurdu. Görmeliydi ki, şâhid olduğu manzarayı müşriklere anlatsın ve karşı çıkan olmasın. Böylece, Harem-i şerîfte kan dökülmesin. Hazret-i Abbâs, Ebû Süfyân ile dağ geçidine giderken, mücâhidler harp düzenine girdi... ORDU?HAREKET?ETTİ... Abbâs (radıyallahü anh), onu alıp ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götürdü. Ordu hareket edip, Eshâb-ı kirâm kabîle kabîle Ebû Süfyân’ın önünden geçiyor, “Allahü ekber” sadâları her tarafı çınlatıyordu. Her birlik geçtikçe, Abbâs (radıyallahü anh), ona tanıtıyordu. En son, Peygamberimizin bulunduğu birlik geçiyordu... Peygamberlerin Sultânı, âlemlerin Efendisi güneş gibi, nûr saçarak devesi Kusvâ’nın üzerinde göründü. Etrâfında Muhâcirler ve Ensâr bulunuyordu. Her biri tepeden tırnağa Dâvûdî zırhlara bürünmüş, Hindî kılıçlar kuşanmış, cins atlara ve develere binmiş olarak geliyorlardı. Ebû Süfyân onları görünce, “Kim bunlar, ya Abbâs?” diyerek merâkla sordu. O da: “Ortadaki Resûl aleyhisselâm, etrâfındakiler de şehîd olmak aşkı ile yanan Ensâr ve Muhâcirlerdir” dedi. Sevgili Peygamberimiz onların yanından geçerken Ebû Süfyân’a, “Bugün, Allahü teâlânın, Ka’be’nin şânını yücelteceği bir gündür. Bugün, Beytullah’a örtü örtüleceği gündür. Bugün, merhamet günüdür. Bugün, Allahü teâlânın Kureyşlileri (İslâm ile) azîz edeceği bir gündür” buyurdu. Ebû Süfyân, göreceğini görmüş, işiteceğini de işitmişti; “Ben, Kayser’in de, Kisrâ’nın da saltanatını gördüm. Fakat böyle ihtişâmlısını görmedim. Ben, hiçbir zaman bugünkü gibi bir ordu ve cemâat ile karşılaşmadım. Böyle bir orduya hiç kimse karşı koyamaz, onlara güç yetiremez” diyerek Mekke’nin yolunu tuttu...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT