BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kötüde birinci olmak

Kötüde birinci olmak

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) 2011 yılında en çok mahkûm edilen ülke Türkiye olmuş. Türkiye, 159 davada ihlalden ceza almış.



Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) 2011 yılında en çok mahkûm edilen ülke Türkiye olmuş. Türkiye, 159 davada ihlalden ceza almış. İkincilik Rusya’nın, üçüncülük ise Ukrayna’nın olmuş. İtiraf etmeliyim ki, bu haberi okuduğumda çok üzüldüm. Geçmiş yıllarda bu alandaki sicilimiz zaten çok bozuktu. Ancak Türkiye eski Türkiye değil. 2011 yılında hâlâ aynı sicili muhafaza ediyor oluşumuz üzücü bir durum. Türkiye son 10 yılda devrim niteliğinde reformlara imza attı. İç hukukunu ve idari kurallarını AB ile uyumlu hale getirmek için bir dizi reform yapıldı. Yargı alanında AİHM’nin içtihatları da dikkate alınarak onlarca yenilikler hayata geçirildi. Tüm bu olumlu adımlara rağmen nasıl oldu da hukuku çiğnemekte birinci olduk, anlayamadım. Türkiye artık küresel değerleri dikkate alarak küresel düşünen bir ülke. Dünyanın en iyi reformlarını da yapsanız önemli olan yaptığınız düzenlemelerin uygulanmaya geçebilmesidir. Reformları uygulayacak olan bürokraside ve toplumda ona paralel bir zihniyet değişimi sağlayamazsanız o yenilikler kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm olur. Türkiye’nin mahkûm edildiği davaları inceleyin. Davaların önemli bir kısmı yargılama süresinin uzunluğu, adil yargılama hakkının ihlali, kötü muamelenin yasaklanması ve etkili soruşturma hakkının ihlali ile ilgili şikayetleri kapsıyor. Adalet Bakanlığı’nın yüksek yargının yükünü azaltmak için yaptığı düzenlemeler ile yargılamanın hızlandırılmasına ilişkin yapacağı son yargı reformu kağıt üzerinde kalmayıp savcı ve hâkimlerimizce uygulanırsa bu şikayetler azalacaktır. Adalet Bakanlığı’nın reform yapması yetmiyor. Hâkim ve savcılarımızın bu düzenlemelere direnmemesi, uygulamada AİHM içtihatlarının dikkate alınması, yargıda hizmet içi eğitimlerin, seminerlerin yaygınlaştırılması gerekiyor. Hukuk devleti ve insan haklarının korunmasında daha iyi bir dereceyi hak ettiğimize inanıyorum. Adalet Bakanı Sadullah Ergin akıllı ve pratik bir insandır. Bu sonucu hak etmiyor. Ama bu sonuç üzerinde düşünmesi gereken tek sorumlu o değil. Anayasa Mahkemesi Başkanından Yargıtay ve Danıştay Başkanına, ağır ceza mahkemesi reislerinden, başsavcılara ve emniyet teşkilatlarımıza kadar tüm sorumluların bu üzücü sonucu masaya yatırması, irdelemesi ve gerekli dersleri çıkarması gerekiyor. Biz bir daha böyle bir utançla karşılaşmak istemiyoruz. Elçi’den acemiliğe devam Başbakan Erdoğan, iki gün önce Ankara’da Zaman Gazetesinin 25’nci kuruluş yıl dönümünde ülkemizin gündemine ilişkin konuşma yaparken aynı saatlerde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Ankara’daki konutunda bazı gazetelerin Ankara temsilcileri ile sohbet toplantısı yapıyor. Başbakan, “Tutuklu ve mahkûm gazetecilerin ne ile suçlandıklarını, neden ceza aldıklarını belgeleri ile ortaya koyduk. Adam polisimizi şehit ediyor. Cebinden gazeteci kimliği çıktı diye ‘gazeteciler hapse atılıyor’ kampanyası yapılıyor. Ateşli silah bulundurmak, patlayıcı bulundurmak, evrakta sahtecilik, cinsel taciz, terör, darbeye teşebbüs. İçerdeki gazeteciler dedikleri işte bu suç isnatları ile yargılanıyor” diye konuşurken aynı saatlerde ABD Büyükelçisi adeta Başbakan’a cevap veriyor. Elçi diyor ki; “Türkiye gibi demokrasi yolunda inanılmaz adımlar atmış bir ülkede aydınlar, gazeteciler demir parmaklıklar arkasında nasıl olur? Bu insanlar bomba atmış olsalar anlardım. Ama insanların söyledikleri nahoş da olsa, öfkeli de olsa hapse atılmazlar. Aydınlar özgür olmalı. Türkiye bunlara ‘terörist’ dedi biliyorum.” Yani Sayın Büyükelçi; Başbakan’ın “gazeteciler hapse atılıyor kampanyası yürütüyorlar” dediği anlayışın gönüllü destekçisi. Bir yıl önce de aynı yorumu yapmış, Başbakan yorumu için “Acemi Büyükelçi” demişti. Büyükelçi ısrarla acemiliğe devam ediyor. İçerdeki gazetecilerin ifade özgürlüğü ve gazetecilik faaliyeti kapsamında hapiste tutulduğunu iddia ediyor. Bunu başkası iddia etse şaşırmam. Ama; Türkiye’de olup biten her şeyi çok yakından takip eden, o gazetecilerin içerde oluşunun gerçek nedenini gayet iyi bilen, gazetecilik mesleğini kullanarak derin güçlerin meclise ve hükümete karşı yürüttüğü operasyonlara katkı veren gazetecilerin kim olduğunu çok iyi bilen Amerikan Büyükelçiliğinin patronu bu iddiaları nasıl ve neden dile getirir, anlayabilmiş değilim. Bence Sayın Büyükelçi, bu konuyu bir daha incelemeli, bilgilerini tekrar gözden geçirmelidir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT