BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünya temiz suya hasret

Dünya temiz suya hasret

En küçük organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik hayatı ve insan faaliyetlerini ayakta tutan yegane kaynak olan temiz su, gelecekte petrol ve altın gibi bulunmaz bir cevher olacak.



ONLAR ŞİMDİDEN SU DERDİNDE... Bu yıl özellikle Kuzey ve Doğu Avrupa’da yoğunlaşan kar yağışından ülkemiz de nasibini aldı. Bu da yazın su sıkıntımız olmayacak manasına geliyor. Ancak dünyanın her tarafı öyle şanslı değil. İşte Yemen’den bir manzara. Ellerinde plastik bidonlarla çeşmelere koşan insanlar evlerine su taşımanın telaşında... MİLENYUMUN 2 BÜYÜK PROBLEMİ... Fotosentezin ham maddesi olan su, bir canlının yüzde 70’ini oluşturur. İçinde bulunduğumuz yeni milenyumun (bin yıl) en önemli problemleri; su azlığı ve kirliliği ile iklim değişiklikleri olacaktır. Sevgili okurlar, su tüm canlıların en temel gereksinimidir. Toplumların bekası ve devamlılığı için en önemli kaynaktır. Tarih boyunca insanoğlunun kurduğu uygarlıklar daima suya yakın veya kolay ulaşılabilir mesafede gelişme imkanı bulmuştur. İnsanlar kendi içme ve kullanma ihtiyaçlarını sağlamanın yanında ekinlerini de sulayabilecekleri alanlara yerleşmişlerdir. Zaman içinde sulama kanalları inşa ederek daha fazla ürün elde etmeyi başarmışlardır. 2030’DA TEHLİKE BAŞLIYOR Ancak çeşitli uygarlıkların gelişme sürecinde artan nüfus zamanla daha çok su ihtiyacını gerekli kılmıştır. Bilimsel tahminler 2030’lu yılların başında dünya nüfusunun yarıdan fazlasının temiz ve içilebilir sudan mahrum olabileceğini göstermektedir. Günümüz dünyasında özellikle endüstriyel ve evsel atıklar, yağışlarla birlikte yer altı sularını kirletmekte ve temiz su kaynakları giderek azalmaktadır. Küresel bazda iklim değişiklikleri de yer yer şiddetli yağışlarla sel felaketlerine sebep olmakta, bazı bölgelerde ise aşırı kuraklıklar tüm hayatı tehdit etmektedir. 1950’den bugüne küresel boyutta kişi başına düşen yenilenebilir su kaynakları yüzde 65 azalmış durumdadır. Günümüzde dünya su varlığının sadece yüzde 1’i içme suyu olarak kullanılabilecek durumdadır. Bu hususu bilhassa siz değerli okurlarımızla paylaşmak istiyorum. Dünyadaki su potansiyelinin yüzde 97.4’ü okyanuslar ve deniz tuzlu sularıdır. Geriye kalan yüzde 2.6 tatlı su kaynağıdır. Bunun yüzde 1.7’si kutuplardaki buzdağları ve dağların zirvelerindeki buzullar, geriye kalan yüzde 1’in büyük bölümü yer altı suyudur. Çok azı ise yeryüzündeki göl ve nehirlerdir. Bu nedenle yer altı sularımızı çok titiz, yarınları düşünerek temiz tutarak korumak zorundayız. YERİN ALTINA GÜVENMEYİN! Bugün pek çok insan tatlı su kaynaklarını dünyada insanlığın yararına sunulmuş tükenmeyecek bir doğal kaynak olarak görmektedir. Oysa durum hiç de öyle değildir. Dünyadaki tüm suyun kaynağı yağışlardır. Yağış, hava akımları, rüzgârların yönü, yeryüzünün topografik yapısına göre yerel ve bölgesel faktörlere bağlı olarak farklılıklar gösterir. Yağmurların oluşabilmesi için nasıl ki ormanların terlemesi (evapotranspirasyon-bitkilerin buharlaşma sonucu su kaybetmesi), deniz, göl ve nehirlerden buharlaşma (evaporasyon) gerekliyse, bu sistemlerin zarara uğratılması ve kirlenmesi sonucu da kuraklığı beraberinde getirmektedir. Ekonomik, sosyal faaliyetlerin ve bütün yaşam döngülerinin sürdürülebilirlikleri büyük ölçüde temiz ve yeterli su arzına bağlıdır. Buharlaşma ve yağışın oluşturduğu hidrolojik çevrim yeryüzü sularının okyanus, toprak ve atmosfer arasındaki sirkülasyonunu sağlamaktadır. SULAR NEDEN KİRLENİYOR? Sevgili okurlar, çevre kirliliğinin önemli bir bölümü olan su kirliliği son yılların en güncel konularının başında gelmektedir. Su kirleticilerinin listesi oldukça kabarıktır. Bunların içinde tarımsal gübrelerden tarım ilaçlarına (biocid’ler), petrol ürünlerinden radyoaktif atıklara, deterjanlardan diğer evsel atıklara kadar hemen her türlü organik ve kimyasal atık bulunmaktadır. Cıva, kurşun gibi ağır metaller suyu içindeki canlıları doğrudan doğruya zehirler. Bütün bu sayılanlar su ortamındaki “Besin Zinciri”ni oluşturan organizmaların yaşam işlevlerini küçükten büyüğe kadar olumsuz etkiler. Örneğin; petrol hidrokarbonları bitkisel planktonlardaki özümlemeyi azaltır, evsel atıklarla, kağıt endüstrisi atıkları suda bakteriler tarafından ayrıştırılırlar. Bu olay sırasında sudaki oksijen azalır, ortam canlılar için yaşanmaz hale gelir. Yurdumuz bu kış bol yağış aldı. Şu anda su problemimiz yok gibi. Ama geleceğin ne göstereceği bilinemez. Bu nedenle tatlı su kaynaklarımızı ve içinde bulundukları doğal güzelliklere sahip yörelerimizi itina ile koruyup yarınlara taşımalıyız. Hepinize mutlu bir hafta diliyorum, sevgilerimle. SU SAVAŞLARI YOLDA! Su kıtlığının daha da artmasını beklemek için çeşitli nedenler vardır: > Dünyanın gıda ihtiyacını karşılaması için sulanan arazilerin artması hayatî önem taşımaktadır. > Gelişmekte olan ülkelerde kentlerin nüfusunun artması su temininde de büyük artış getirecektir. > Mevcut su miktarını arttırmanın normal yöntemi olan baraj inşası çevreye olumsuz etki etmektedir. Dünyanın baraj yapmaya en elverişli yerlerinin çoğu zaten dolmuştur. > Nehir ve göllerin ülke sınırlarını aştığı yerlerde, ülkeler komşularının zararına mümkün olan en büyük payı almaya çalışacaklardır. İnsanların sarf ettiği suyun yüzde 74’ü günümüzde ürün yetiştirmek için kullanılmaktadır. 1950’den bugüne sulanan toprak miktarı 3.5 katına ulaşmıştır. Su, tıpkı 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde petrolün paylaşılmasında olduğu gibi, günümüz dünyası ve yakın gelecekte sınırdaş ülkeler arasındaki ilişkilerde tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir potansiyel konu başlığı haline gelecektir. Barajların doluluk oranı yüzde 70 > Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, soğukların bir miktar daha devam edeceğini belirterek, “Ama önümüzde güzel bir bahar, suyu bol bir mevsim var” dedi. Afyonkarahisar’daki gezisinde açıklamalarda bulunan Bakan Eroğlu, şunları dile getirdi. “Tarihimizin en soğuk ocak aylarından birini geçirdik. Yakında havalar ısınır. Bu sene barajların doluluk oranların her zamankinden yüksek oldu. Hatta Atatürk Barajı inşa edildiğinden bu yana doluluk oranı bakımından en yüksek seviyeyi yakaladı. Barajlarımızın doluluk oranının ortalama yüzde 70’i bulacağını ümit ediyorum. Ancak sıcaklıkların artmasıyla karların erimesi sonucu ve karın üzerine yağmur yağışı olması durumunda sel baskınları endişemiz var. Bu bakımdan arkadaşlarımızın alarm durumuna geçmeleri için talimat verdim.” JİMNASTİKÇİLERE TAŞ ÇIKARTTILAR > Yunus balıklarının Arjantin’in Puerto Madrin şehri açıklarında su üzerinde yaptıkları gösteri, görenleri mest etti. Dev yunus balıklarının Atlantik Okyanusu’ndaki zaman zaman toplu, bazen de solo gösterileri çarpıcı görüntüler oluşturdu. Kimi zaman su üzerine sıçrayarak, kimi zaman da dalarak gösteri yapan yunuslar, bazen de taklalar attı. Âdeta perende atarak değme jimnastikçilere taş çıkartan bu yunus ise parmak ısırttı. Yunuslar tutsak olamaz onlara özgürlük gerek! WWF-Türkiye (Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı), yunus parklarının bir daha açılmamak üzere kapatılması ve bu konudaki yasal düzenlemelerin acilen tamamlanmasını istedi. Yunusların yakalanması, tutsak edilmesi ve ticari amaçla kullanılması, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi gereğince yasak. Buna karşın Türkiye, yunus gösteri merkezlerinin sayısının hızla arttığı ülkeler arasında yer alıyor. Son olarak İzmir Ticaret Odası’nın tarihî mendirek projesinde de bir yunus parkının açılacağı haberi üzerine harekete geçen vakıf, Türkiye bu konuda Avrupa Konseyi’nin yaptırımlarıyla yüz yüze olduğunu açıkladı. WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak de, “Yunuslar tutsak edildikleri ilk üç ayında strese bağlı olarak bağışıklık sistemin baskılanması nedeniyle ölüyorlar. Türkiye’ye yakışan; bugünün doğa koruma anlayışına uygun olmayan yunus gösteri merkezleri değil, ‘yunusları doğal ortamlarında izleme’ projelerinin yaygınlaştırılmasıdır” dedi. Nükleere elveda diyen Japonya rüzgâra sarıldı > Japon firmaları, nükleer reaktör felaketinin yaşandığı Fukuşima’nın yakınlarında okyanusta yüzen bir rüzgâr çiftliği kurmak istiyor. 100 bini aşkın hane halkının ihtiyacını karşılamak için yaklaşık 12 MW’lık rüzgâr çiftliğinin 2016’ya kadar hazır olması planlanıyor. 54 nükleer reaktörden 52’sinin kapatıldığı, yani neredeyse hepsinin kapatıldığı Japonya’da yerel yönetimler artık yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapıyor. Öte yandan, 1.5 milyar dolarlık maliyetle ve dünyanın en büyük deniz üstü rüzgâr enerjisi santrali geçen hafta İngiltere’de devreye girdi. Toplam 367.2 MW’lık kurulu güce sahip Walney santralinde tam 102 adet rüzgar türbini kullanıldı. Beyşehir Gölü’ndeki balıkçı kayıkları soğuktan dondu. Tuz Gölü’nüni dibine dev doğalgaz deposu > Türkiye’nin en büyük ikinci gölü olan ve ülkenin tuz ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Tuz Gölü, tabanına yapılması planlanan Doğalgaz Depolama Tesisleri’yle hem Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacını karşılayacak hem de eski günlerine kavuşması sağlanacak. Çinli bir firma tarafından gölün 700 metre altına temiz suyla oyulup oluşturulacak mağaralarda yaklaşık Türkiye’nin 1 aylık ihtiyacını karşılayacak olan 1 milyar metreküp doğalgaz depolanacak. Tabanı eritmek için kullanılan temiz su ise göle aktarılarak havzanın eski haline kavuşmasını sağlayacak. Kara akbabayı hayata döndürdüler > Denizli’de, ormanlık alanda ölmek üzereyken bulunan Kara Akbaba, Belediye Sokak Hayvanları Kliniği’nde tedavi edilerek hayata döndürüldü. Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan akbaba, Bekilli ilçesinde Milli Parklar Müdürlüğü ormanlık alanında ölmek üzereyken görevlilerce bulunarak Denizli’ye getirildi. Kırılan kanadı nedeniyle uçamayıp beslenme problemi yaşayan akbabaya iki haftadır tedavi uygulanıyor ve düzenli besleniyor. Görevlilerin ‘Mayki’ adını taktıkları akbaba yaklaşık 10 gün sonra tamamen iyileşip doğaya bırakılacak. Akbabalar 100 ile 120 yıl yaşayabiliyorlar. Orman yangınlarına 15 dakikada müdahale > Orman ve Su İşleri Bakanlığı, bahar aylarından itibaren artmaya başlayan orman yangınlarına karşı yol haritasını hazırlıyor. Son yıllarda atılan adımlarla ortalama 40 dakika olan orman yangınlarına ilk müdahale süresini 8 yıl içinde 21 dakikaya düşüren Bakanlık, 2015 yılına kadar bunu 15 dakikaya düşürmeyi planlıyor. Ayrıca 2011 yılında Orman Genel Müdürlüğü’nün toplam hava aracı sayısı 47’yi buldu. Yine yangın müdahale havuzlarının sayısı da artırılırken ve 2014 sonuna kadar toplam 7 bin 500 km yeni orman yolu yapılacak. Oğuzhan Şahin ANKARA
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT