BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İslam ülkeleri arasında stratejik iş birliği

İslam ülkeleri arasında stratejik iş birliği

İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye devletlerin düşünce kuruluşlarının üçüncü forumu Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapıldı.



İslam İşbirliği Teşkilatı düşünce kuruluşları 3’üncü forumu geçen hafta Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapıldı. Üye ülkelerden kuruluşların katıldığı forum Azerbaycan Cumhurbaşkanlığına bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) ile Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) tarafından organize edilmişti. ÇEKİNCELER TARTIŞILAMIYOR İslam İşbirliği Teşkilatı’nın en önemli açmazı, kendisine kaynak sağlayan ülkelerin bazılarının demokrasi ve insan hakları konusundaki çekinceleri sebebiyle, asıl tartışılması gereken konunun gündeme gelmemesidir. REFORMLAR YARINA KALMAMALI Keşke İslam ülkelerinin yöneticileri, bu düşünce kuruluşlarını birer strateji üretim merkezi olarak çalıştırsalar, reformları yarına bırakmasalar ve 21. yüzyılı başkalarının yazdığı senaryoların oyuncuları olarak geçirmeseler. KENDİLERİNİ ELEŞTİREMEDİLER İslam İşbirliği Teşkilatı’nın düzenlediği toplantıda; İslam ülkelerindeki düşünce kuruluşlarının büyük bölümü, kendi ülkelerindeki temel meselelerin çözümüne dönük eleştirel yaklaşım geliştirmekten uzak bir görüntü sergiledi. İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye olan devletlerdeki düşünce kuruluşlarının (think tank) üçüncü forumu geçen hafta Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapıldı. Toplantıyı Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi ile İstanbul’da bulunan Türk-Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) birlikte organize etti. Forumda bir yandan İslam ülkelerinin ortak problemlerine çözüm bulmak için birlikte nasıl hareket edilebileceği konusu çeşitli panellerde tartışılırken, diğer yandan da “Arap Baharı”nın sonuçlarının ne olabileceği sorusuna cevap arandı. 200’ü aşkın düşünce kuruluşunun temsilcilerinin tebliğ sundukları forumun şeref konuğu 22 yıl boyunca Malezya başbakanlığı görevini yürüten Dr. Mahatir Muhammed’di. ARAP BAHARINA MESAFELİ İslam ülkelerindeki düşünce kuruluşlarının büyük bölümü, bulundukları ülkelerin hükümetleri tarafından finanse edilen kurumlar olduklarından kendi ülkelerindeki temel meselelerin çözümüne dönük eleştirel bir yaklaşım geliştirmekten uzak bir görüntü sergilediler. Bilhassa demokratik olmayan ülkelerden gelen temsilciler, “Arap Baharı” olarak isimlendirilen halk hareketlerine epeyce mesafeli durdular. İslam dünyasının temsilcilerinin bir araya geldiklerinde genellikle ortaya çıkan tablo Bakü’de de tekrar etti. Birçok temsilci, kendi ülkelerinin ne kadar iyi yönetildiğini, yöneticilerine övgüler düzerek dile getirdiler ve ardından da İslam ülkelerinin geri kalmışlığının bütün suçunu Batı dünyasının ve İsrail’in tutumuna bağladılar. ORTAK ÇÖZÜMDEN UZAKLAR Kendi yönetimlerinin yanlışlarını rahatça eleştiremeyen, mevcut sorunların ortadan kalkabilmesi için alternatif çözümler üretemeyen, mali açıdan bağımsızlıklarını kazanamamış, özgür medyanın yokluğu sebebiyle kamuoyunda farklı fikirlerin serbestçe tartışılması imkânına sahip olmayan, dahası birbirlerine şüpheyle yaklaşan İslam ülkelerinin düşünce kuruluşları, ortak bir dil ve çözüm çerçevesi geliştirmekten çok uzaklar. Kendi terminolojilerini, çözüm çerçevelerini ve kalıcı iş birliği mekanizmalarını geliştiremedikleri için de, İslam düşünce kuruluşlarının ana ortakları birbirleri değil, mütemadiyen itham ettikleri Batı dünyasının düşünce kuruluşları oluyor. Bu durum da ister istemez, ABD başta olmak üzere Batı’da geliştirilen “paket problemlerin ve çözümlerin” fazlaca tenkit edilmeden benimsenmesi sonucunu doğuruyor. Bir başka deyişle, İslam âleminde neyin, nasıl tartışılacağına da, meselelere muhtemel çözüm tekliflerini de, İslam dünyasının düşünce kuruluşlarından ziyade genellikle Batı’nın gelişmiş düşünce kuruluşları tayin ediyor. Şüphesiz bu genellemenin dışında bırakılmayı hak eden, gerçek birer düşünce kuruluşu şeklinde çalışan kurumlar da var. Fakat çok az İslam ülkesindeki bu türden çağdaş kurumlar genel görüntüyü değiştirecek durumda değiller. HEDEFLER İYİ TESPİT EDİLMELİ Hâlbuki İslam ülkelerinin tam da merkezinde yer aldığı sürekli değişen küresel gelişmelere ayak uydurabilmek, meydana gelen olağanüstü dönüşümün nesnesi değil öznesi olabilmek, başkalarının yazdığı senaryolarda rol almak yerine, bizzat İslam ülkelerinin halklarının ihtiyaç ve beklentilerine göre orijinal senaryolar yazabilmek her şeyden önce sağlam bir “stratejik düşünce kültürüne” sahip olmakla mümkündür. Birçoğu “gelişmekte olan” ya da “az gelişmiş” ülkelere kategorisinde yer alan İslam ülkelerinin çok azı, böylesi bir stratejik düşünce kültürü üzerine bina edilmiş ulusal ve uluslararası vizyon geliştirme çabası içindedirler. Stratejik düşünce kültürü, her şeyden evvel sorgulamaya ve yapıcı eleştiriye açık yönetim biçimlerinde yeşerebilir. Başarılı ulusal ve uluslararası politikalar geliştirilebilmesi için ulaşılmak istenen hedeflerin iyi tespit edilebilmesi, muhatap olunan problemlerin sağlıklı biçimde teşhis edilebilmesi, farklı çözüm alternatiflerinin üretilebilmesi ve benimsenen politikaların güçlü bir kamuoyu desteğiyle, kararlılıkla uygulanması icap eder. MESELEYE FARKLI AÇIDAN BAKMAK Devletlerin rasyonel stratejik hedefler tespit etmesi sürecinde ulusal dinamikler kadar, bölgesel/küresel ilişkiler de doğrudan etkili olur. Yönetici pozisyonunda bulunanların halklarının taleplerine karşı yüksek duyarlılığa sahip olmaları, uluslararası ortamı hayalciliğe kapılmadan, soğukkanlılıkla değerlendirebilmeleri, eylem ve davranışlarında hesap verebilir ve sorgulanabilir olmaları, ülkelerinin uluslararası çıkarları doğrultusunda hareket edebilime yeteneğine sahip olmaları beklenir. İslam ülkelerinin stratejik karar alabilme ve uygulayabilme alanında yaşadıkları problemlerin önemli bir bölümü, çok sesliliğin dolayısıyla meselelere yöneticilerin göremediği açılardan da bakabilenlerin varlığının pek de hoş karşılanmamasından kaynaklanır. STRATEJİK KÜLTÜR EKSİKLİĞİ Demokrasinin gelişmediği ülkelerde en önemli ulusal çıkar, anti-demokratik yöneticilerin koltuklarında daha uzun süre kalabilmesi olarak tanımlandığından, bu ülkelerde zamanın ruhuna uygun stratejiler üretilebilmesi, süratle değişen parametrelere ayak uydurmak için zamanında manevralar ve ince ayarlar yapılabilmesi söz konusu olmamaktadır. Son bir yıldır Arap dünyasında yaşananlara bakıldığında söz konusu stratejik kültür eksikliğinin nelere mal olduğu çok net görülmektedir. Mısır’da Mübarek, Libya’da Kaddafi, Tunus’ta Zeynelabidin ve Suriye’de Esad yönetimleri yukarıda tarif etmeye çalıştığım stratejik düşünce kültürünü özümsemiş olsalardı, halklarının beklentileri doğrultusunda gerekli reform adımlarını zamanında atar ve yumuşak geçiş mekanizmaları kurabilirlerdi. Tüm İslam âleminde hızlı bir dönüşüm dalgasının ya yaşanmakta ya da “kapıda” olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Daha çok insan hakkı ve demokrasi isteyen kitlelerin sadece birkaç ülkeyle sınırlı kalacağı düşünülmemelidir. Cin şişeden çıkmıştır. Er ya da geç, bugün Orta Doğu’nun bazı ülkelerinde yaşanan gelişmeler, bizim coğrafyamızdaki birçok ülkeye yayılacaktır. Bu sürecin, İslam ülkelerinin halkları için olumlu sonuçlar verecek şekilde yönetilebilmesi mümkündür. Bu noktada, İslam ülkelerinde bağımsız düşünce kuruluşlarının geliştirilmesi ve bunların birbirleriyle iş birliği halinde çalışabilmeleri daha önemli hale gelmektedir. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın en önemli açmazı, bir yandan İslam ülkelerinin ortak meselelerine çare bulmak için iyi işleyen iş birliği platformları oluşturmaya çalışırken, diğer yandan da Teşkilata önemli ölçüde mali kaynak sağlayan ülkelerin bazılarının demokrasi ve insan hakları konusundaki çekinceleri sebebiyle, asıl tartışılması gereken çoğu konunun gündeme gelmemesidir. Mali açıdan bağımlı Teşkilat’ın İslam ülkelerinde demokrasi, kadın hakları, basın özgürlüğü, siyasal haklar vb. konuları hak ettikleri biçimde ele alabilmesi elbette çok güçtür. PROBLEMİN ASIL KAYNAĞI Yine de, bütün eksikliklerine rağmen İslam ülkelerinin düşünce kuruluşlarının yılda bir defa bile olsa bir araya gelmeleri olumlu bir gelişmedir. Aralarında kendi ülkelerinin “resmî” görevlilerinin de bulunduğu dinleyici kitleleri önünde dile getiremeseler de, söz konusu düşünce kuruluşlarının temsilcilerinin büyük çoğunluğu, İslam âleminde yaşanan meselelerin asıl kaynaklarının farkındadırlar. Bu da geleceğe dönük umutları artırmaktadır. Keşke İslam ülkelerinin yöneticileri, bu düşünce kuruluşlarını gerçek birer strateji üretim merkezi olarak çalıştırsalar, bugün yapmaları gereken reformları yarına bırakmasalar ve Müslümanlar 20. yüzyılı olduğu gibi 21. yüzyılı da birbirleriyle didişerek ve başkalarının yazdığı senaryoların oyuncuları olarak geçirmeseler. İslam İşbirliği Teşkilatı düşünce kuruluşları 3’üncü forumuna TASAM Başkanı Süleyman Şensoy katılmıştı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT