BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Elli yıldır sakladığım sır!

Elli yıldır sakladığım sır!

“O yıllarda sır gibi sakladığım bir rahatsızlığım vardı. Benden başka annem babam dâhil hiç kimse bilmiyordu. Bu rahatsızlığım en az iki yıl sürdü...”



Ben 1955 Iğdır doğumluyum. Rize ili İyidere ilçesi Yapraklar Köyü nüfusuna kayıtlıyım. Rahmetli Hacı Babam henüz 7 aylıkmış, dedem askere gittiğinde. 1914 savaşlarına katılmış. Hangi cepheye gitmiş tam bilinmiyor... Kars’ın Sarıkamış Allahuekber Dağları’ndaki şehitlikte deniliyor. Araştırmalarımız Çanakkale olarak çıkıyor. İkisi arasında muallâkta kalınmış. Vatan toprağının her karışı bizim olduğuna göre dedemiz bu ülke için bu toprağa düşmüş askerdir. Şehittir. Yüce Allah tüm şehitlerimizin ruhunu şâd eylesin. Kabirlerini pür nûr eylesin. Şehit torunu olmam ve ailemizin dini bütün bir aile olmasından olsa gerek çok defa nice kazalardan belalardan emin olmuşumdur. Dertlerime şifa bulmuşumdur. O yıllarda yedi sekiz yaşlarında idim. Rahmetli Hacı Babam ile sabah namazına Iğdır Merkez Camii’ne giderdim. Müezzin Mustafa Amca vardı. Onunla ezan okumaya minareye çıkardık. O yanık sesiyle ezan okurdu. Ben de onu eli kulağına atmış halde okuduğu ezanı dinlerdim. Ne hoşuma giderdi bir bilseniz. Sonra minarenin o küçücük merdivenlerinden tıkır tıkır iner cemaatle birlikte namaz kılardım. Büyük amcalar gıpta ederek bakardı bana. Eğer bir gün camiye gitmesem rahmetli babam Hacı Fethi Kavalcı’ya sorarlarmış: -Bizim küçük cemaat vardı, nerede? Bununla birlikte o yıllarda sır gibi sakladığım bir rahatsızlığım vardı. Benden başka ne annem ne babam ne kardeşlerim. Hiç kimse bilmiyordu. Bu rahatsızlığım en az iki sene sürdü. Sabah namazına yakın saatlerde iç organlarımda bir ağrı, bir sızı oluyordu ki, aman Allah’ım!.. İki üç dakika süren bu ağrı, beni iki kat ediyor kıvrandırıyordu. Nefesim kesiliyor, kan ter içinde kalıyordum. Bunu kimseye söylemek istemeyişimin de bir sebebi yoktu. Ketumluk diyebilirsiniz belki... Yine bir gün hacı babamla birlikte sabah namazına camiye gitmiştik. Mevsim kış. Kar boran içinde camiye girdik. Ben bir varilden yapılmış sobanın başına gittim. Isınıyordum. O sırada yanıma bir amca yaklaştı. Siyah kıvırcık sakallı, kafasında siyah bir fes vardı. Orta yaşlarda biriydi. Geldi ve bana doğru eğilerek dedi ki: -Oğlum sen sabaha karşı sancılanıyor musun? Çok şaşırdım. Cevap veremedim. Sadece başımla “evet” anlamında işaret ettim. Bana şöyle bir baktı. Birkaç kelime mırıldandı. Sonra gitti. O gün bugündür aradan elli sene geçti. Allaha şükür, o sancıyı bir daha görmedim. Sadece sancıyı mı? O kimseyi de bir daha görmedim. Mekânı cennet olsun. Orhan Kavalcı-Kırklareli Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT