BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Manda avcısı

Manda avcısı

KEŞKE şu güzelim günlerde eve çakılıp kalmasak. Dere kenarlarına gitsek sözgelimi. Tepelere çıksak, kuşları, yeşeren fidanları dinlesek.



KEŞKE şu güzelim günlerde eve çakılıp kalmasak. Dere kenarlarına gitsek sözgelimi. Tepelere çıksak, kuşları, yeşeren fidanları dinlesek. Ve trafiği, televizyon güllerini, yıkım ekiplerini arkalarda bırakıp; parklara, sahillere taşınabilsek. İnanır mısınız, hiç kuş vurmuşluğum, balık tutmuşluğum yok. Arada bir belediye otobüslerinde şoförlerle kavgalaştığıma bakmayın, aslında mülâyim biriyimdir. Ava filân da çıkmadım. * * * Av dedim de aklıma geldi. Epey zaman önce geceleyin bir hemşehrime misafirliğe gitmiştim. Saatler boyu avdan, bilhassa manda avından sözedildi. Meğer hafta sonları Kırklareli’ne doğru, elde tüfek, boyunlarda fişek, jiplerle manda avlamaya giderlermiş. İşin aslı şu: İkinci Dünya Savaşı ortalarında askeriye, top çekiminde lâzım olur diye kırka yakın manda toplamış. Türkiye savaşa girmeyince de bakımı zor mandaları ormana salıvermişler. Derken, mandalar yıllar içinde yüzleri bulmuş ve vahşileşip azgınlaşmışlar. Bizim hemşehrinin ahbapları işte bu zavallı mandalardan vurmak üzere askeriyeden izin alıp Istranca ormanlarına dalıyormuş. Sonra, dört koldan ateş. Ne o?.. Beyler manda avlıyor. * * * Sevmedim anlatılanları, hatta biraz da kızdım. Manda avcılarından biri gece yarısına doğru hüzünlendi, ağlamaklı oldu. Sebebini sorduğumda: -Annemi hatırladım, dedi. -Ne var hatırladıysan? -Şey... Ben annemi çok severdim... Çaldırdım. -Nasıl yani, anne nasıl çaldırılır? Anlattı... Bizim avcının annesi bir yıl önce kötü hastalanmış. O da tutmuş, Almanya’ya götürüp en ünlü hastanelerden birine yatırmış. Doktorlar, “Sen Türkiye’ye dön. İşine bak. İki ay sonra uğrar alırsın” demişler. Avcı da öyle yapmış. Gel gelelim, iki hafta geçmeden bir telefon: “Acele gel, annen sizlere ömür” Bizimki apar topar Almanya’ya gidip, annesini tabutlayıp kendi minibüsüne yerleştirdiği gibi doğru İtalya’ya... * * * Neyse, sözü uzatmayalım. Venedik’e gelip bir otele kapağı atmış. Minibüs otelin önünde. Avcımız ertesi gün İzmir’e kalkacak olan Türk feribotuna yetişecek, bilet cepte. Yorgun argın ve üzüntüler içinde bir gece geçirmiş. Sabahleyin otel parasını ödeyip dışarı çıktığında bir de ne görsün? Minibüs yok, anne de yok... Çılgınlar gibi sokak sokak, polis polis, meydan meydan, üç gün üç gece kendini parçalamış... Yok, yok, yok. * * * İtalyan mercîler, “Artık arama” demişler. “En iyisi memleketine dön.” Avcı; bitkin, yapayalnız, perîşan ve çekilmez ıstıraplar içinde, bir sonraki feribotla, yemez içmez hallerde İzmir’e ulaşmış. Avcıyı dinlerken ben de üzüldüm. Adam, “Sevgili annemin bir mezarı bile yok. Çaldırdım kadını. Bu kadar da bahtsızlık olur mu?” deyip deyip ağlıyordu. * * * Ama içimde bastıramadığım bir ses,”Sen de o mâsum mandaları vurmasaydın” homurtusunu tekrarlayıp duruyordu.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98631
    % 2.04
  • 5.7873
    % -2.43
  • 6.7061
    % -2.24
  • 7.6147
    % -1.16
  • 228.344
    % -0.72
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT