BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nevruz savaş değil bayram

Nevruz savaş değil bayram

Nevruz Bayramının 21 Mart yerine 18 Mart günü kutlanmasını isteyen KCK BDP’yi de istediği gibi yönlendirdi. Nevruz’u 18 Mart’ta kutlamak isteyenlerin hedefi bir ayaklanma provası yapmaktı.



Nevruz Bayramının 21 Mart yerine 18 Mart günü kutlanmasını isteyen KCK BDP’yi de istediği gibi yönlendirdi. Nevruz’u 18 Mart’ta kutlamak isteyenlerin hedefi bir ayaklanma provası yapmaktı. Meydanları savaş alanına çevirdiler. Göstericiler, İstanbul ve Diyarbakır’da otobüsleri yaktılar. Aramalarda uzun namlulu silahlar ve bombalar ele geçirildi. Baharı ve bolluğu simgeleyen Nevruz böyle mi kutlanır? Ben ilk Nevruz Bayramı tecrübemi 90’lı yıllarda Azerbaycan’da yaşadım. Nevruz’un ne için kutlandığını orada öğrendim. KCK, Nevruz’u bayram değil matem ve kaosa çevirmek için haince planlar yaptı. Güvenlik birimleri bu planları önceden deşifre ederek büyük felaketleri önlediler. PKK 18 Mart’tan başlayarak en az bir hafta süre ile Nevruz üzerinden yeniden psikolojik üstünlük sağlamak için erken kutlama çağrısı yaptı. Bölgede kaybettikleri psikolojik üstünlüğü tekrar ele geçirmek istiyorlar. Bölge halkı üzerinde yeni bir baskı dalgası başlatma planları var. Nevruz kutlamaları ile ilgili bir yasak yok. Bu konudaki tabular yıkıldı. Ancak erken nevruz kutlamalarının arka planında hainlikler var. Ama buna izin verilmedi. 21 Mart Çarşamba günü Nevruz bayramı ülkemizin her yerinde bahar bayramına yaraşır tarzda kutlanmalıdır. PKK ve KCK, vatandaşlarımızın bahar bayramını provoke etmekten artık vazgeçmelidir. 21 Mart tarihi 2010 yılından itibaren BM Genel Kurulu’nca “Dünya Nevruz Bayramı” olarak tescil edildi. Devletin Nevruz’u bayram ilan etmesi, resmi olarak kutlamalara katılması ve teşvik etmesi PKK’yı rahatsız ediyor. Çünkü istismar alanlarından biri daha elinden alınmış olunuyor. Maksatları bahar bayramını kutlamak değil. Maksatları gerilim, maksatları devletle kavga etmek. Arada olan vatandaşa oluyor. 28 Şubat yargılanır 28 Şubat post modern darbesinin soruşturulması için birçok suç duyurusu yapıldı. Bu soruşturmanın sağlıklı yürütülebilmesi için hem savcıların, hem de savcıların emrinde çalışan güvenlik birimlerinin kararlılığına ve titizliğine ihtiyaç var. Son tartışmalarda yargı ve polis bu konuda biraz yıpratılmış olsa da ben davaları soruşturmakla yükümlü kişilerin ellerini taşın altına koymaya devam edeceklerine inanıyorum. Yargı ve güvenlik bürokrasisinin üzerinde baskı kurup darbelerin ve derin ilişkilerin soruşturulmasını engellemeye çalışanlar bu günlerde iyi iş çıkarıyorlar. Ekrem Dumanlı’nın dünkü yazısında ilginç bir tespiti vardı. Dumanlı, “Habercilik, yorumculuk yapanların bir kısmı; ETA hakiminin, Gladyo savcısının söylediklerinden bile kaçıyor. Nedim’i ve Ahmet’i uzağa kurulmuş bir baraj gibi kullanarak, kendilerine bazı soruların sorulmasını engellemek için yapılan gayretler kimi nereye kadar kurtarabilir? Yargı ve güvenlik güçlerini, planlanmış bir cemaat paranoyasıyla yıldırmaya çalışmanın asıl amacı bazı zümrelerin adalete hesap verme korkusudur; başka bir şey değil.” diyor. Bu tespite katılıyorum. 28 Şubat döneminde yaptıkları haberlerle, attıkları manşetlerle, düzmece görüntülülerle birçok insanın hayatını karartanlara ‘basın mensubu’ veya ‘basın özgürlüğü’ kisvesi kullanılarak hesap sorulmazsa; ahirette iki elimiz yakalarında olacaktır.
Kapat
KAPAT