BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıyâmet günü, elbette vardır

Kıyâmet günü, elbette vardır

Kıyâmet kopacağı zamân, yıldızlar dağılacak, gökler parçalanacak, yeryüzü ve dağlar da parça parça olacak, hepsi yok olacaklardır.



Kıyâmet günü, elbette vardır. O gün, elbette gelecektir. O gün gökler, yıldızlar, üzerinde yaşadığımız dünya, dağlar, denizler, hayvanlar, nebâtlar, madenler, hâsılı her şey yok olacaktır. Gökler parçalanacak, yıldızlar dağılacak, yeryüzü, dağlar, parça parça olacak, toz olup savrulacaklardır. Kur’ân-ı kerîm, bunları haber veriyor ve Müslümânların bütün fırkaları da, buna inanıyor. Buna inanmayan kâfir oluyor. Tekvîr sûresinde meâlen; (Güneşin ziyâsı kalmadığı, karardığı ve yıldızlar solduğu zamân), El-hâkka sûresinde meâlen; (Sûra bir kerre üfürülünce, yeryüzü ve dağlar, yerlerinden kaldırılıp silkilecektir. O gün kıyâmet kopacak, gök yarılacak ve dağılacaktır) buyurulmaktadır. Bu yok oluş, Sûrun ilk işâreti ile olacaktır. Sûrun ikinci üfürülüşünde ise, her şey tekrâr yaratılıp, insanlar, mezârdan kalkacak, mahşer yerinde toplanacaktır. HESAPTAN SONRA!.. Kıyâmet günü, hesâptan sonra, birçokları Cennete gönderilecek, birçoğu da, Cehenneme sokulacaktır. Cennetin ni’metleri ve Cehennemin azâbı sonsuzdur. Bunlar, Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmektedir. Enbiyâ sûresinin 47. âyet-i kerimesinde meâlen; (Kıyâmet günü adâlet ölçüsünü ortaya koyarız. Kimseye bir zulüm yapılmaz. Hardal tânesi kadar iyilik eden karşılığına kavuşur) buyuruluyor. Kıyâmet günü, amelleri, işleri ölçmek için, bilmediğimiz bir mîzân, bir ölçü âleti, bir terâzî vardır. Yer ve gök bir gözüne sığar. Sevâp gözü, parlak olup, Arş’ın sağında Cennet tarafındadır. Günâh tarafı, karanlık olup, Arş’ın solunda, Cehennem tarafındadır. Dünyâda yapılan işler, sözler, düşünceler, bakışlar, orada şekil alarak, iyilikler parlak, kötülükler karanlık ve iğrenç görünüp, bu terâzîde tartılacaktır. Bu terâzî, dünyâ terâzîlerine benzemez. Ağır tarafı yukarı kalkar. Hafîf tarafı aşağı iner, denildi. Âlimlerin bir kısmına göre, çeşitli terâzîler olacaktır. Birçoğu da, terâzîlerin kaç tâne ve nasıl oldukları dinde açık bildirilmedi dediler. Sırât köprüsü vardır. Sırât köprüsü, Allahü teâlânın emri ile, Cehennemin üstünde kurulacaktır. Herkese, bu köprüden geçmesi emrolunacaktır. O gün, bütün Peygamberler; “Yâ Rabbî! Selâmet ver!” diye yalvaracaklardır. Cennetlik olanlar, köprüden kolayca geçerek, Cennete gideceklerdir. Bunlardan bazısı şimşek gibi, bazısı rüzgâr gibi, bazısı koşan at gibi geçecektir. Sırât köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskindir. Doğru yolda bulunabilmek çok güç olduğu için; “Sırat köprüsü, kıldan ince, kılıçtan keskindir” buyuruldu. Dünyâda İslâmiyyete uymak da, böyledir. İslâmiyyete tâm uymaya uğraşmak, Sırât köprüsünden geçmek gibidir. Burada, nefis ile mücâdele güçlüğüne katlananlar, orada Sırâtı kolay ve râhat geçecektir. İslâmiyyete uymayan, nefislerine düşkün olanlar, Sırâtı güç geçecektir. Bunun içindir ki, Allahü teâlâ, İslâmiyyetin gösterdiği doğru yola; “Sırât-ı müstakîm” adını vermiştir. Bu isim benzerliği de, İslâmiyyet yolunda bulunmanın, Sırât köprüsünü geçmek gibi olduğunu göstermektedir. Cehennemlik olanlar, Sırâttan geçemeyip, Cehenneme düşeceklerdir. MAHŞER GÜNÜ!.. Mahşer günü, Peygamber efendimize mahsûs olan Kevser havuzu vardır. Büyüklüğü, bir aylık yol gibidir. Suyu sütten dahâ beyâz, kokusu miskten dahâ güzeldir. Etrâfındaki bardaklar, yıldızlardan dahâ çoktur. Bir içen, Cehennemde olsa bile, bir dahâ susamaz. Şefâ’at haktır. Tövbesiz ölen mü’minlerin küçük ve büyük günâhlarının affedilmesi için, Peygamberler, Velîler, Sâlihler, Melekler ve Allahü teâlânın izin verdiği kimseler, şefâat edecek ve kabûl edilecektir. Hadis-i şerifte; (Kıyâmet günü önce Peygamberler, sonra âlimler, sonra şehîtler, şefâat edeceklerdir) buyuruldu. Netice olarak, Allahü teâlâdan başka her şey yok idi ve hepsi yine yok olacaklardır. Kıyâmet kopacağı zamân, yıldızlar yerlerinden ayrılıp dağılacak, gökler parçalanacak, yeryüzü ve dağlar da parça parça olacak, hepsi yok olacaklardır. Böyle olacaklarını Kur’ân-ıkerîm açıkça bildirmektedir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT