BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Köprüler yaptırdım...

Köprüler yaptırdım...

Atalarımızdan bizlere kalan en önemli miras köprüler ve yeni köprü inşa etme hevesi. En son gündemimizde Mimar Ahmet Vefik Alp’in Anadolu’dan Kıbrıs’a köprü projesi var



aşbakanlık Başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp’in hazırladığı proje gerçekleştirilebilirse, Anamur’dan gaza basacak bir otomobil sürücüsü, 45 dakika sonra Kıbrıs adasında kontak kapatacak. 15 kilometre uzunluğundaki bir asma köprüyü, 30 kilometre uzunluğundaki bir sualtı tünelini ve yine 15 kilometre uzunluğundaki ikinci bir asma köprüyü geçerek... Bu heyecan verici haberi hareket noktası alarak, biz de köprüler konusunda geçmişimize bir köprü uzatalım. Göz göz köprülerimiz Malazgirt zaferiyle Anadolu’ya akan Türkler, dokuz yüzyıl öncesinden başlayarak, bu yeni yurdun dört bir yanını köprülerle donattılar. Onların her biri, sadece ulaşım hizmeti vermekle kalmıyor, ince işçilikleriyle, estetik görünümleriyle göz ve gönül okşuyorlardı. Ve zamana meydan okuyan sağlamlıkta yapılardı. Mesela, Artukoğulları döneminde Silvan’da kurulan, üzerine türküler yakılan Malabadi Köprüsü, 8,5 yüzyılı aşkın bir süredir hayatta. Ne yazık ki, sanat zevkinden nasipsiz, sözümona “onarıcı” elleri musallat edip onun güzelliğine gölge düşürdük ve bir kenara itip bıraktık. Selçuklu’nun, Anadolu beyliklerinin, Osmanlı’nın taş köprüleri, “göz”leriyle göze çarpar ve göz doldurur. Bu gözler, iki ayağı birleştiren kemerle, su yüzeyi arasında meydana gelen boşluktur. Ve bazı köprülerimize, o gözlerin sayısı gözönünde tutularak ad verilmiştir. Kayseri’deki Tekgöz, Afyon’daki Altıgöz, Erkilet-Boğazlayan yolundaki Çokgöz (15 gözlü) ve Malatya-Sivas yolundaki Kırkgöz (22 gözlü) gibi... Mimar Sinan’ın eseri, 635,5 metre uzunluğundaki Büyükçekmece Köprüsü 28 gözden oluşuyor. Ama, ondan önce, II. Murad’ın Ergene çayı üzerinde inşa ettirdiği Uzunköprü, tam bir “göz” zengini idi (174 gözlü). Üstelik, 1392 metre tutan uzunluğuyla da rakip tanımıyordu ve tâ Boğaziçi Köprüsü yapılana kadar, 530 yıl süreyle bu rekoru elinde tutacaktı. “Altın Boynuz”un köprüleri Şimdiye kadar anlattıklarımız nehir, ırmak ve çaylar üzerinde kurulan köprülerdi. On dokuzuncu yüzyılın ikinci çeyreğinde Haliç geçişlerinin başlatılmasıyla, deniz köprüleri dönemine geçilecektir. Ama, hemen işaret edelim ki, ilk Haliç köprüsü, İstanbul’un fethinden önceki günlerde ve Kumbarahane ile Defterdar arasında kuruldu. Hem de beş alta saat içersinde... 22 Nisan’ı 23 Nisan 1453’e bağlayan gece, binden fazla fıçı ve sandalın demir çengellerle bikrbirine tutturulması ve üzerlerine tahta döşenmesiyle oluşturulan 650-700 metre uzunluğundaki bu geçici köprü, Osmanlı savaş teknolojisinin harikalarından biriydi. Üzerinde beş asker yanyana yürüyebiliyor, toplar rahatlıkla nakledilebiliyordu. Böylece, alçak ve nisbeten zayıf olan Haliç surlarının yakından bombardıman edilmesi şansı yakalanmıştı. Bundan 383 yıl sonra, Unkapanı ile Azapkapı arası, tersanede parça parça yapılan tahta blokların birbirine eklenmesiyle birleştirildi (1836). Açılış töreninde Sultan II. Mahmud’un atına binerek karşıdan karşıya geçmesi, İstanbul’da bayram sevinci meydana getirmişti. Halktan mürûriye (geçiş) parası alınmadığından, bu köprüye “Hayratiye” adı verilmişti. Sonra, Abdülmecid döneminde, 1845 yılında, ahşap Galata Köprüsü açıldı. Artık, geçişler ücretliydi. Yayalardan 5, yüklü hamaldan 10, boş beygirden 20, yüklü beygirden 40 para (1 kuruş) alınıyor, boş arabaya 2,5, yüklü arabaya 5 kuruş ödeniyordu. Köprü, sadece köpeklere, kedilere bedavaydı. Ama, doğrusu bu hayvanlar da oraya pek iltifat etmiyorlardı. Müslüman halkın gece gündüz besleyip semirttiği Eminönü tarafının kedi ve köpekleri, Hıristiyanların çoğunlukta olduğu Galata tarafında aç kalacaklarını bildikleri için... Ve Galata tarafının cılız kedi ve köpekleri, karşı tarafta güçlü hemcinslerinin saldırısına uğrayacaklarını, yara-bere içinde kovulacaklarını kestirdikleri için... Köprü açıkgözleri Amacımız, Haliç üzerinde kurulan, yenilenen köprülerin tarihçesini vermek değil. Sadece ilklerden söz ediyoruz; ama bu sınıfa sokabileceğimiz iki olayı da birkaç satırla kaydediverelim. Paralı geçiş uygulamasının, 1845 yılında, ilk Galata köprüsünde başlatıldığını belirtmiştik. Halbuki, ondan önce, Hayratiye Köprüsü’nde benzeri bir sahne yaşandı. Bu, Kandilci Raşit nâmıyla mâruf kabadayının, köprüyü kendi mülkü gibi kullanmaya kalkışması ve geçenlerden zorla para almasıydı. Tabiî çok sürmedi ve zaptiyeler tarafından yaka paça götürülen Kandilci, sürgün cezasına çarptırılarak soluğu İstanköy adasında aldı. Özel teşebbüs Öte yandan, 1863 yılında, Cezayirli Mıgırdıç adlı bir Ermeni de, kendi kesesinden Pîripaşa-Ayvansaray arasına, yaya geçişine mahsus bir tahta köprü kurdurdu. Mıgırdıç, kısa zamanda masrafını çıkaracağını, altın yumurtlayan bu tavuk sayesinde milyonerler safında yer tutacağını hesaplamaktaydı. Haklıydı da... Ne var ki, ekmek teknelerine kan doğrandığını gören kayıkçılar, bir gece yarısı toplu halde hücuma geçtiler ve köprüyü tutuşturup çatır çatır yaktılar. Velhasıl, köprü işletmeciliğindeki bu ilk özel teşebbüs hareketi, on gün içinde hüsranla, iflâsla kapanmıştı. Gelelim Boğaziçi’ne... unun şurasında, 27 yıldan beri İstanbul Boğazı’nı köprüden geçebiliyoruz. Ama, o hayalin mazisi beş yüzyıl ötesine dayanıyor. Sultan II. Bâyezid döneminde (1481-1512), Likardo adlı bir Cenevizlinin Boğaziçi’ne köprü inşa etme teklifinde bulunduğunu, Rönesans’ın meşhur ressam ve mimarı Leonardo da Vinci’nin de aynı konuda padişaha mektup gönderdiği biliniyor. Ancak, yatırım safhasına geçilememekle birlikte, ilk ciddî proje, günümüzden tam 100 yıl önce, yani 1900’de hazırlandı. Sultan II. Abdülhamid’in düşündüğü bu köprü, Anadolu ve Rumeli hisarları arasında kurulacaktı. Üç ayağı üzerinde dörder minareli camileri bulunacak, yayalar ve arabalara ayrılacak yoldan başka, ray döşenmek suretiyle tren geçişine de imkân sağlanacaktı. 1931 yılında ünlü işadamı Nuri Demirağ sahneye çıktı. Demirağ, Ahırkapı’dan Üsküdar-Doğancılar’a kadar uzanacak, toplam 2.560 metre boyunda bir köprünün projesini Amerikalı uzmanlara hazırlatmıştı. 16 ayağı denizde, 8 ayağı karada olacak bu köprü, aynı zamanda Kumkapı’dan Haydarpaşa’ya tren bağlantısını da sağlayacaktı. Ama, ah şu politik çekişmeler, çekememezlikler... Atatürk de konuya sıcak yaklaştığı halde, Nâfıa (Bayındırlık) Bakanı Şükrü Kaya’nın muhalefeti ve neticede hükûmetin “hayır” demesiyle, bütün o niyetler, hazırlıklar havada kaldı. Nuri Demirağ, bu tavır karşısında öfkesini yenemeyerek “Ben bu köprüyü yapacağım. Üzerinden herkes geçecek, yalnız İsmet Paşa ile Şükrü Kaya geçemeyecek” demiş, ölümüne kadar da köprü idealini yüreğinde yaşatmıştır. Biliyorsunuz, Süleyman Demirel’in inşasını başlattığı, “Bağaziçi’nin gerdanlığı” diye nitelendirilen o köprüye, nihayet Cumhuriyet’in 50. yıldönümünde kavuştuk, bundan 15 yıl sonra da Turgut Özal’la ikinci gerdanlığı taktık. Bir üçüncüsü, hatta Çanakkale Boğazı’na düşünülen ilk gerdanlık, yakın gelecekte gerçekleşme sürecine girebilir. Ve ister misiniz, Ahmet Vefik Alp’in başta işaret ettiğimiz projesinden sonra, Marmara’ya da köprü kurma teklifi ortaya atılsın?.. Mümkündür tabiî. Ancak, deprem uzmanları “fay hattı” umacısını allayıp pullayıp gündeme taşımazlarsa... Romanda yaşayan köprü... Köprüler, esas itibariyle sanat tarihinin konusuna girer. Ama bir köprü var ki, dünya edebiyat tarihinde de seçkin yer tutmuştur. Bu, Bosna-Hersek’in Vişegrad şehrinde, Osmanlı sadrazamı Sokullu Mehmed Paşa tarafından inşa ettirilen Drina Köprüsü’dür. Ünlü Yugoslav yazar İvo Andriç, 1943 yılında yayınlanan “Na Drini Cuprija” (Drina Köprüsü) adlı romanında, Osmanlı dönemindeki Vişegrad’ı anlatır. Olaylar köprü çevresinde geçer ve Türkler’le Sırplar’ın ilişkileri tarih, inanç, kültür eksenlerinde incelenir, işlenir. Roman, Birinci Dünya Savaşı’nda Avusturya-Macar kuvvetlerinin bombaladığı Drina Köprüsü’nün yıkılmasıyla noktalanır. Nobel edebiyat komitesi, Andriç’in eserlerini masaya yatırdığında, özellikle “Drina Köprüsü” üzerinde durmuş ve romanın destansı örgüsündeki ustalığı vurgulamıştı. Neticede, 1961 Nobel Edebiyat Ödülü Andriç’e verilecekti. 180 metreye yakın boyu, 7 metreyi aşan eni ve 10 gözü ile Osmanlı mimarisinin şirin örneklerinden, atalarımızın Avrupa kıtasına vurduğu medeniyet damgalarından biriydi Drina Köprüsü. Gerçi tarihe karıştı ama, edebiyat dünyasında nâmını sürdürüyor.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT