BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cehaletin sıradanlığı

Cehaletin sıradanlığı

Cahil cesur olur atasözünü bilirsiniz. Cesaret olması istenen bir özelliktir ama bu ‘mesel’deki cesaret, bilmeme halinin verdiği cüret, mahcup olmaktan, yanılmaktan veya küstahlaşmaktan korkmamak manasında kullanılıyor.



Cahil cesur olur atasözünü bilirsiniz. Cesaret olması istenen bir özelliktir ama bu ‘mesel’deki cesaret, bilmeme halinin verdiği cüret, mahcup olmaktan, yanılmaktan veya küstahlaşmaktan korkmamak manasında kullanılıyor. Siyasal bilgilerde okuyan ama TBMM’ye Parlamento denildiğini bilmeyen bir genç geçen hafta bir hayli mevzu olmuş ama ben ıskalamışım. Şaşıranlar olmuş. Ben de şaşıranlara şaşırıyorum. Genç nesillerde yaygın ve yapısal bir cehalet hali var. Üstelik ‘nihilizm’ bile denemeyecek kadar kof bir boşvermişlik haliyle birlikte... Sıradanlık, vasatlık artık ‘trend’... Merak etmek, düşünmek, zihni ve idraki zorlamak gençler arasında bir istisna... Üstelik yadırganan bir istisna... Üzerinde çok konuşulacak bir mevzu bu; bu makalenin boyunu çok aşar. İki temel faktörün bu yaygın cehalet haline yol açtığını söyleyerek bitirelim; Bir: İletişim ve internetin yan etkisi olan enformatik cehalet; İki: Düşünmeyi değil ezberleyip itaat etmeyi belleten ve 28 Şubat ile şah idi şahbaz oldu dedirten eğitim sistemi... Şehrengiz Üzerinde medeniyetler kurulup yıkılırken hep cazibe merkezi olarak kalabilmiş bir şehir.. Bin yıldır çok kültürlü, çok milletli, çok dilli olabilmiş ve her dile, millete, kültüre kendine ait hissettirebilmiş bir şehir... Bütün bir Asya’nın, daha önemlisi dinlerin, medeniyetlerin doğum yeri Mezopotamya’yı, medeniyetlerin taşıyıcısı Maveraünnehr’i dünyanın geri kalanıyla buluşturan kapı ve köprü olmuş bir şehir... Dünyada medeniyetin ve kültürün bu kadar çeşitli ve bir o kadar da birbirini tamamlayan nitelikte olduğu az şehirden biridir İstanbul... Hani bizim 80 yıldır yağmalamaya, tahrip etmeye doyamadığımız şehir... Bunca yağmaya, yıkıp dökmeye, göç ve azgınlaşmış ihtiraslarla şehre doluşan milyonların tahammül fersa tahribatına rağmen hâlâ zarif, hâlâ cazip, hâlâ medeni kalabilen İstanbul... Geçenlerde Prof. İlber Ortaylı Suriçi’nin belediye başkanının seçim değil tayinle gelmesini önerdi. Zira göçün yok edici etkisi, İstanbul’un en kadim ve en kıymetli bu bölgesinde fazlasıyla mevcut... Prag, Londra, Moskova hatta yakın savaşın yıkımına rağmen Saraybosna kadim olanı eviyle, sokağıyla, hatta yaşamıyla muhafaza ederken.. İstanbul kalabalığın ürettiği yapılaşma ve motorlu taşıt istilası altında.. İki fotoğraf paylaşıyorum sizinle... Suriçi’nde, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in banisi olduğu Fatih camiinin avlu girişi ve külliyesinde çekildi bu fotoğraflar... Bir fotoğrafta caminin girişinde solda manav ve sağda park halindeki araçların istilası... Diğer fotoğrafta, külliyedeki bir tarihî yapının kapısının park eden araçlarca ‘külliyen’ işgali... Bu iki fotoğraf örnek sadece... Bu kadim şehrin herhangi bir anında, herhangi başka bir tarihî yapının, parkın, sahil kenarının hali bundan farklı değil... Medeniyet yüksek binalar, AVM’ler, adım başı fıskiyeli havuzlar yapmakla, dış cephelere cam giydirmekle korunmuyor maalesef... Öyle olsa en medeni şehir, elli yıl öncesinin balıkçı köyü Dubai olurdu. Gerçi ‘İstanbul Dubai olacak’ diye imrenerek yazılar yazılan bir iklimde beyhude yazdığımın farkındayım. Gönül durmuyor işte...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT