BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ali Venâi

Ali Venâi

Buyurdu ki: “Her Müslümânın rûhu ile kabri arasında, devâmlı bir bağlılık vardır. Kendilerini ziyâret edenleri anlarlar. Selâmlarına cevâb verirler...”



Ali Venâi hazretleri, Mısır’da yaşamış olan velîlerdendir. 1756 (H.1170) senesinde doğdu. 1797 (H.1212) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki: Hadîs-i şerîfte, (Bir işinizde şaşırırsanız ölmüşlerden yardım isteyiniz!) buyuruldu. Alimlerimiz, bu hadîs-i şerîfi açıklarken diyor ki: Rûhun bedene bağlanması, kuvvetli bir aşk ile olmuştur. İnsanın ölmesi, rûhun bedenden ayrılması demektir. Fakat, rûh ayrıldıktan sonra, bu aşkı bitmez. Rûhun bedene olan sevgisi, kuvvetli çekmesi, öldükten sonra, uzun zamân bitmez. Bunun içindir ki, ölülerin kemiğini kırmak, mezârı üstüne basmak yasaktır. Bir insan, kuvvetli, olgun ve tesîri çok olan bir zâtın mezârı yanında durup, o toprağı ve o zâtın bedenini düşünse, o zâtın rûhunun, bedenine ve dolayısı ile, o toprağa bağlılığı olduğundan, bu iki rûh karşılaşır. Gelen insanın rûhu, o zâtın rûhundan çok şeyler edinir ve güzelleşir, olgunlaşır. İşte bu fâideden dolayı, kabir ziyâretine izin verilmiştir. Bundan başka sebepler de yok değildir. İmâm-ı Fahreddîn-i Râzî “rahmetullahi aleyh”, (Metâlib-i âliyye) ve (Zâd-ı Me’âd) kitâblarında diyor ki: “Gelen insanın rûhu ile, kabirdeki zâtın rûhu, birer ayna gibidir. Birbirinin karşısına gelince, her birinin ışığı, ötekinde aks eder, yansır. Gelen kimse, o toprağa bakıp, Hak teâlânın büyüklüğünü, öldürmesini, diriltmesini düşünüp, kazâ ve kaderine râzı olup, nefsi kırılırsa, rûhunda ma’rifet, feyiz hâsıl olur. Bunlar, o zâtın rûhuna sirâyet eder. Bunun gibi, o zât, öldükten sonra, rûh âleminden ve rahmet-i ilâhîden ona gelmiş olan ilimler, kuvvetli eserler, onun rûhundan, gelen insanın rûhuna sirâyet eder, geçer.” RÛH İLE KABRİN BAĞLILIĞI (El a’lâm) kitâbının sâhibi diyor ki: Peygamberlerin rûhları “aleyhimüsselâm” göklerde ve diledikleri yerlerde ve kabirlerinde zuhûr eder. Kabirlerinde her ân bulunmadıkları gibi, hep de ayrı kalmazlar. Kabirleri ile ilişkileri ve o toprağa ayrı bir bağlılıkları vardır. Bunun nasıl olduğu bilinemez. Bunun için, onları ziyâret etmek müstehabdır. Her Müslümânın rûhu ile kabri arasında, devâmlı bir bağlılık vardır. Kendilerini ziyâret edenleri anlarlar. Selâmlarına cevâb verirler. Bunun içindir ki, bir hadîs-i şerîfte, (Bir mü’min, tanıdığı bir mü’minin kabrine gelip selâm verince, onu tanır ve cevâb verir) buyuruldu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT