BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yaşlı çift perişan olmuştu...

Yaşlı çift perişan olmuştu...

Kapı kapanır kapanmaz gözyaşlarına boğulmuştu yaşlı karı koca. Perihan hanım hıçkırarak ağlıyordu. Omuzları sarsılıyor, kesik hıçkırıkları sanki boğulacakmış gibi nefes almasını engelliyordu. Bırakmıştı kendisini artık.



Kapı kapanır kapanmaz gözyaşlarına boğulmuştu yaşlı karı koca. Perihan hanım hıçkırarak ağlıyordu. Omuzları sarsılıyor, kesik hıçkırıkları sanki boğulacakmış gibi nefes almasını engelliyordu. Bırakmıştı kendisini artık. Günlerdir içinde yoğrulduğu bütün sıkıntılar sanki bir göz yaşı tufanı halinde ortaya dökülüyordu artık. Doğan bey ise dudaklarını ısırmış, ne kadar kendini sıksa da tıraşı uzamış, kısa, beyaz sakalların kapladığı yanaklarına süzülen göz yaşlarına engel koyamıyor, hatta ara sıra onun da iri yapılı omuzlarında sarsılmalar oluyordu. Birbirlerine hiç müdahale etmeden dakikalarca ağladılar. Oktay’ın arabasının sesi duyulmamıştı. Perihan hanım gözyaşları içinde cama doğru yürüdü, haykırdı: - Araba burada Doğan, almamış arabayı... Bırakmış, arabasını da almamış... Doktor gözlerini sildi elinin tersiyle. Boğuk bir sesle cevapladı eşini: - Alsaydı şaşardım zaten. Benim oğlum gururludur Perihan! * * * İclal üzüntülü bir tavırla salladı başını: - Neden böyle yanlış düşündü bu çocuk anlamadım... Doğan bey acı bir şekilde gülümsedi: - O ne düşüneceğini farkında değil ki. Yaşadığı fırtınanın adını koyamadı bir türlü. Bir şeyler yapması gerektiğini düşünüp çok yüzeysel değerlendirdi meseleyi. Mutlaka bir suç, bir suçlu aradı. Olduğu gibi kabul edemedi olayları. Birileri mutlu, birileri mağdur olmuştu. Mutlaka yargılanması gereken bir suçlu olmalıydı. Halbuki hayatın sistemi içinde hep öyle olmaz mı... Herkesin mutlu olması en büyük idealdir tabii ama nerede görülmüş bu? Genç kız gözlerini kapatarak hak verdi bu söylenenlere. Elindeki çay fincanını usulca sehpaya bıraktı. Sabah, öğlene doğru telefon etmiş, Oktay’ın evi terk ettiğini öğrenir öğrenmez koşup gelmişti. İki yaşlı insan birbirinden perişan bir halde karşılamışlardı kendisini. Perihan hanım boynuna atılıp sarsılarak ağlamıştı. İclal şaşkınlıkla onları teselliye çalışmış, Doğan beyi karısına nazaran daha güçlü bulmuştu. Gerçekten de olayın ilk günü hemen hemen hiç konuşmayan Doğan bey, düşünmüş, olabilecek en kötü ihtimalleri göz önünde bulundurarak kendini hazırlamış, sağlıklı, dengeli düşünmeye çalışmış ve toparlanmıştı. Mutlaka ıstırabı, üzüntüsü çok büyüktü ama bir şeyler yaşanacaksa yaşanıyordu ve insan ilk darbede ölmüyorsa, ondan sonra da kolay kolay ölmüyordu.... Yaşlı adam yutkundu: - Bırakalım yaşasın kızım... Elbet bir şekilde bir şeyler olacak... Bizim beklemekten başka yapacak bir şeyimiz yok. Ben karıma da bunları empoze etmeye çalışıyorum ama o daha duygusal bakıyor olaya. Daha farklı yaklaşıyor. İclal başını salladı: - Haklısınız, ama Perihan teyzeye siz destek olacaksınız, eminim o şimdi çok zor anlar geçiriyor, siz de öyle ama inanın, eğer benim tanıdığım Oktay’sa bunları değerlendirip en doğruyu bulacaktır. Saatine baktı: - Sanırım o beni bulur, beni arayacaktır, iletmemi istediğiniz bir şey var mı? Doğan bey kaşlarını kaldırdı: - Hiçbir şey kızım. Hiçbir şey. Ayaklarının üzerinde durmayı öğrensin bakalım. Şimdi ben ona yardımcı olmaya kalksam da bunu reddeder. Durdu, biraz düşündü: - Yine de sen, kendin söylüyormuşsun gibi bir miktar para yardımı teklif edebilirsin. Senden alır. Ben vereyim... Yerinden kalkıp cüzdanını aldı. İçinden elli milyon lira kadar çıkartıp uzattı: - Şimdilik yanımda bu var. Belki daha fazlasını teklif etsen şüphelenebilir de... Hiç olmazsa cebinde parası olsun. İclal parayı alıp çantasına yerleştirdi. İkisine de gülümsedi. - Bütün bunlar geçecek göreceksiniz... Ben sizi arayacağım. İki yaşlının ellerini öpüp vedalaştı. Bundan sonra Oktay’ın kendisini aramasını beklemekten başka çaresi yoktu... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT