BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bunalım olmayacak

Bunalım olmayacak

Demokrasiye saygı gösterildiği zaman Cumhurbaşkanlığı seçimi rahatlıkla halledilmiştir. Demokratik, hakşinas, doğru biçimde olduğunda seçim mesele olmadı.



* Sayın Hocam, müsaade ederseniz en son gelişmeden başlayarak sorayım: 5+5 formülüne karşı, liderlerin dayatmasına rağmen Meclisin direnmesini, partiler demokrasisi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani liderler sultası biraz sulandı mı? YALÇINTAŞ: Doğrudur, 5+5 formülü sadece teknik bir formül olsaydı, ne bu kadar münakaşa olurdu, ne de mukavamet. Bu formül sadece sayın Demirel için ortaya atılmıştır. Sayın Başbakan bunu açıkça söylemiş ve sebeplerini de açıklamıştır. Bu da halk arasında ve özellikle parlamentoda büyük reaksiyona yol açmıştır. Çünkü sadece teklifi getirmekle kalmadılar, milletvekilleri üzerinde baskı kurmak için bazı teşebbüslerde bulundular. Bunlar tehdit ölçüsüne, küçümseme ölçüsüne kadar gitti. Halbuki bugünkü Meclis’in kompozisyonu diğerlerinden çok farklı. Kendi seçmeninin isteklerini ve kendi iradesini yerine getirme kararlılığında olan bir Meclis bileşimi var. Bu arkadaşlarımız, lider sultası ya da lider egemenliği denen olguyu kabul etmeyeceklerini ortaya koydular. Ve bu Türkiye’de dikkate şayan bir gelişmedir. Nitekim Reuter Haber Ajansı da bu haberi verirken, aynı tabiri kullanarak, “Türkiye’de lider egemenliği kırılmıştır” şeklinde yorumda bulunmuştur. Bu partiler demokrasisi açısından önemli bir gelişmedir. * Sizce sayın Ecevit, sayın Demirel’den başkasının cumhurbaşkanlığını “içine sindiremeyeceği” için mi böyle bir zorlamaya girdi? Çünkü en fazla o gayret gösterdi. YALÇINTAŞ: Doğrusu bunu ben de çok merak ettim ve tecrübeli politikacılara, bazı yakın arkadaşlarım olan DSP’lilere de sordum. Neticede şu sonuç ortaya çıkıyor: Sayın Demirel ile sayın Ecevit, bazı konularda tam bir işbirliği içine girmişlerdi. Bu anlaşma demokrasiyi yaşatmak, ileri ekonomik hamleler yapmak, Türkiye’nin borç batağı içinden çıkmasını sağlamak gibi konularda değildi. Bu konularda şüphesiz paralel düşünceleri olabilir. Bunu inkar edemeyiz. Ama kadrolaşmalarda, siyasette ve şahsi temelde birbirlerini desteklemekte idi. Süleyman bey ne pahasına olursa olsun sayın Ecevit’i destekliyordu. Ne demek, bir cumhurbaşkanının başbakanı desteklemesi? Getirdiği kararnameleri, tayinleri, terfileri, bazı insanları uzaklaştırma. Kıyımlar oluyor! Çok kimse bunun farkında değil. Medya bunu pek göstermiyor. Bunun gibi bazı hassas konular geçiştiriliyor, sadece edebiyatı yapılıyor. Bunun başında boru hatları meselesi geliyor. Türk Dünyası ile ilişkiler gibi. Şimdi bunu övüyorlar. Türk dünyası ile ilişkiler sadece sözlü bir plana indi. * Yani sayın Demirel’in Orta Asya ve Kafkasya’da da lider olduğu yolundaki sözleri hamaset olarak mı değerlendiriyorsunuz? YALÇINTAŞ: Ortada elle tutulur bir şey yok. Sadece törenler var. Biz bunun başlangıcını da hatırlıyoruz. Projeler vardı. Bunlar Türk dünyası ile köprü kurmak için atılan sağlam adımlardı. Bunun yanına bir de son senelerdeki törenleri koyun. Sadece törenler, sözler. Yani elle tutulur hamleler yoktur. Ama bunların dışında Ecevit’in işini kolaylaştırma, çünkü eski devirleri hatırlıyorum. Çankaya’dan kararname çıkartmak bir mesele idi. Daha başka sübjektif sebepler de var. * O zaman şöyle diyebilir miyiz? 1980 öncesinde Demirel ve Ecevit anlaşamadığı için, çok krizler yaşadık. Şimdi de iyi anlaştıkları için mi böyle hiç yoktan krizler çıkıyor? YALÇINTAŞ: Tabii yanlış bir temelde anlaştılar. Halkımız sayın Demirel’e, “Siz parti lideri, başbakan ve cumhurbaşkanı olarak hizmetlerinizi yaptınız. Şimdi biz Çankaya’da başka bir çehre görmek istiyoruz” diyor. Halkın bu isteği milletvekillerine direkt olarak yansıdı. Uzun bayram tatili bunu kolaylaştırdı, milletvekilleri seçmenleri ile görüşüp istişare etti. Hiçbir seçim bölgesinde sayın Demirel’in görev süresinin uzatılmasını isteyen bir talep gelmedi. Ecevit başta olmak üzere bazı kimseler bunun tam tersini yapmaya kalkıştı. Sayın Demirel de bunu kabul edince anlaşma yanlış temel üzerine kurulmuş oldu. Bataklıkta bina yapılabilir mi? Yapılamaz, çünkü sağlam değil, doğru değil. İşte bu da sayın Demirel’e kariyerinin sonunda büyük bir fırsatı kaçırdı. Halbuki, Namık Kemal’in meşhur mısraından adapte ederek; “Çekildik izzetü ikbal ile bab-ı devletten” diyebilirdi. Bu fırsatı kaçırdılar. Netice olarak sayın Demirel evine dönecek ama bitiş böyle olmamalıydı. * Sayın Demirel eve dönecek dediniz. Ama kendisi evde emeklilik hayatını yaşayıp, tavuk beslemeyeceğini söylüyor. Sizce aktif siyasete tekrar dönecek mi? Dönerse ne olur? YALÇINTAŞ: Tabii bu tamamen sayın Demirel’in vereceği bir karar. Sayın Demirel’in uzun ve bereketli bir siyasi hayatı var. Teknik dönemi var. O devrede ben kendileri ile çalışma şerefine nail oldum. Ondan sonra da kaderin bir cilvesi olarak Adalet Partisi Genel Başkanlığı ile başlayan 40 seneye yakın siyasi hayatı var. Tercihi öyle ise olabilir. Sağlığı müsaittir. Ama Türkiye’de pek görülmüyor, bu Demirel’le başlayabilir. İşte Amerika’da eski cumhurbaşkanları, devletin ricası ile bazı önemli dış görevlerde temsil fonksiyonunu üstleniyorlar. Önemli temaslar yapıyorlar. Bu temaslar resmi bazdadır. Büyük ihtilafları hallediyorlar. Bunun gibi Demirel de Balkanlar’da, Kafkaslar’da devam eden ihtilafların halledilmesinde görev alabilir. Yani parti lideri olmak yerine Türkiye’nin yüksek seviyede bir temsilcisi olabilir. Böylece de “Baba” ismi dışarıya taşmış olacaktır. Gerçek ve güzel manada. * Türkiye’de cumhurbaşkanlarının seçilmesi, bir iki istisna dışında hep bunalımlara yolaçmıştır. Taa İnönü’den başlayarak bu bunalım hep vukua gelmiştir. Buna zaman zaman Silahlı Kuvvetlerin de müdahalesi olmuştur. Sadece Celal Bayar ve Özal’ın seçiminde bunalım yaşanmadı. Demirel’in seçimi de konjonktür gereği fazla sıkıntı olmadı. Şimdi ne olacak? Yeni Cumhurbaşkanı rahat seçilebilir mi, yoksa yeni bir bunalımla mı karşı karşıyayız? YALÇINTAŞ: Çok önemli bir noktaya temas ettiniz. Rahat seçilebilir mi dediniz. Önce onu söyleyeyim, rahat seçilebilir. İlk iki turda 367 oy alan, olmazsa üçüncü turda 276 oy alan, o da olmazsa dördüncü turda, en fazla oy alan iki kişiden biri seçilir. Bu konuda iyimserim. Daha önce verdiğiniz örnekler doğru. Bazı cumhurbaşkanları rahatça seçilmiştir. Celal Bayar ve Özal gibi. Bazıları problemli olmuştur. Ama hepsi problemli değildir. Problemli olanlar, ki, buna 5+5 formülü de dahil, hepsi demokrasi ile baskıcı yani totaliter görüşlerin çatışmasından doğmuştur. Demokrasiye saygı gösterildiği zaman bu iş rahaktlıkla halledilmiştir. Demokratik, hakşinas, doğru biçimde olduğu zaman seçim mesele olmamış. Ama iş anormal, dengesiz, baskıcı çarpıklıklara varınca, o zaman o çarpıklık, diğer bütün devlet işlerine aksettiği gibi, cumhurbaşkanlığı seçimlerine de aksetmiş. Verdiğiniz örneklerden bazılarını okuyucularımız yaş itibariyle hatırlayacaklardır. Mesela Ali Fuat Başgil. Ordinaryüs profesör, Samsun Senatörü, parlamentonun bir uzvu. O yıllarda çok büyük şöhreti olan büyük bir alim. Ama 27 Mayıs darbesinin şartları gelip bu seçimlere aksetmiş ve Ali Fuat Başgil tehditle adaylıktan vazgeçirilmekle bırakılmamış, senatörlükten dahi istifa ettirilmiştir. Onun yerine zorla sayın Gürsel oturtulmuştur. Çünkü Meclis’in açılmasına o şartla izin vermişlerdi. Demek ki, anormal bir dönemin şartları sözkonusu. Faruk Gürler meselesi de öyle. Genelkurmay Başkanlığı görevini yapan bir kişi, zorla Meclis’e empoze edilmeye kalkışılmıştır. Neticede o günün iki genç lideri Demirel ve Ecevit, işbirliği yaparak Gürler’in seçilmesine fırsat vermemiştir. Talihsizliğe bakın ki, o zaman el ele vererek Türkiye’yi bu anormal durumdan kurtaran iki lider, sonradan Meclis’in üzerinde baskı kurarak, anormal bir yola başvurmuşlardır. Ama yukarıda da söylediğim gibi, Meclis’in bileşimi değişmiştir ve buna reaksiyon göstermiştir. * Bir de 5+5’i geçirmek için getirilen ve hatta “promosyon” diye nitelendirilen 69 ve 86. madde değişiklikleri vardı. Hakkında kapatma davası devam eden Fazilet Partisi’nin 69. madde konusunda pazarlık içine girdiği iddia edildi. Bu doğru muydu? Dava sonucu hakkında tahmininiz nedir? YALÇINTAŞ: Benim dava ile ilgili kanaatim, bunun muhakkak beraatle sonuçlanmasıdır. Ben Fazilet Partisi’nin içindeyim. Teşkilatlarını tanıyorum. Sayın Başsavcının iddialarının aksine geçmişteki bir partinin devamı olmak gibi bir durum sözkonusu değildir. Onun söylediği anlamda ne devamlılık, ne de odak olma durumu yoktur. Ben Ankara’da hakimler var demenin zevkini yaşamak istiyorum. İddianamenin hakimler tarafından reddedileceğine inanıyorum. 69. madde meselesine gelince. Bu teklif önce iktidar partisinden DSP’den geldi. Hakkında kapatılma davası devam eden bir partinin yöneticileri de esasen demokrasiye engel olan böyle bir maddenin değiştirilmesine tabii ki “evet” diyeceklerdi. İdeal olarak biz de bu maddelerin değişmesini istiyoruz. Parti yöneten insanlar, partilerin kapatılmasını zorlaştıracak bir teklife hayır mı diyecek? Buna karşılık şunu yapın diye bir şey yok. Bunu kimse kabul etmez. Ben eminim ki, herkes benim duygumda olmuştur, en azından büyük ekseriyetle. Bana böyle birşey gelseydi, elimin tersi ile iterdim. Yani al gülüm ver gülüm, 69’a karşılık 101. Böyle bir şey yok. Nitekim son oylamada görüldü. Rakamlar ortada. Arkadaşlarımız 69 ve 86 için kabul, 101 için red oyu verdiler. Köşk’te hizmete hayır demem * Edindiğim intibalara göre, partiniz sizi cumhurbaşkanlığına aday gösterecek. Bu konuda görüşünüzü alabilir miyiz? YALÇINTAŞ: Partim böyle bir fikri benimserse, ben bu Meclise hizmetimi sunmak için geldim. Partim ve partimin dışındaki insanlar, yani rey verecek kişiler, şayet, “Yalçıntaş’tan böyle bir hizmet beklenebilir” derlerse, ben hizmet sunmak için politikaya girdim ve üniversitemi bıraktım. Hizmetin küçüğüne büyüğüne hayatım boyunca “hayır” demedim. Talip olmadım. İstendiği zaman da yapabileceğim hizmete “hayır” demedim. Şark meselesi siyaseti ve büyük oyun İsmail bey, burada bir şeyi açıklamak istiyorum. Bunu çıkıp Meclis kürsüsünde de anlatacağım. 19. asırda ve 20. asrın başında Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa’nın problemi vardı. Bu probleme şark meselesi, “problem d’orient” deniliyordu. Osmanlı devletinin tasfiyesi manasına geliyor. Benzer bir büyük stratejik oyun, siyasi oyun, Orta Asya, Afganistan ve İran için sözkonusu idi. Batı’da Osmanlılar için şark meselesi, doğuda da ismi büyük oyun “great game” idi. Batı güçlerinin oralara girip, oraların parçalanması ve Rusya’ya pay verilmesi meselesi idi. Şimdi siyasette, Fazilet Partisi ve milliyetçi muhafazakar partiler için oynanan bir oyun var. Sadece FP değil, MHP de bu oyunun muhatabıdır. Nedir bu? Bazı ithamlarla bazı kişileri suçlamak, bazı grupları suçlamak, bazı partileri suçlamak ve onları gerçekleştirilebilir ölçüde mahkumiyet noktalarına götürmek, kapatılma noktasına götürmek için bazı maddeleri kullanmak. Ceza kanununda mesela 312. madde gibi. Ondan sonra onların karşısına geçip, sen şunu yaparsan ben seni serbest bırakırım, bunu yaparsan seni affederim diye. Bu çok büyük ve köklü bir oyun ve senelerdir devam ediyor. Elleri kolları bağlı bir insanın karşısına geçip cebri olarak, şunu yaparsan bir bağını çözerim, bunu yaparsan iki bağını çözerim noktasına götürülüyor. Siyasette bu oyunu oynayan ve böyle pazarlık yapan insanlar var. Bu çirkin oyunun menşeinin tamamen yerli olduğunu da zannetmiyorum. Bu kadar entrikaya dayanan bir oyunu elbette birileri Türkiye’ye tavsiye etti. Ben başka bir parti için de örnek vereyim. Çünkü Recai bey söylediği zaman kızıyorlar. “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi “ diye bir belge var. Orada iç ve dış düşmanın tarifi var. İç düşmanın tarifi yapılırken, bir kısmı muhafazakar dindar insanlara gelebiliyor, bir kısmı da öyle tarif ediliyor ki, ülkücü ve MHP şeylerine geliyor. Ben bu belgeleri okudum. Onlar da okudu. Rahmetli Alparslan Türkeş sağdı. Arkadaşlar İstanbul’da bana da geldiler. Hocam dediler, bunlar ülkücüleri, bizleri tarif ediyor. Dedim aman gidin, bunları degiştirebilirseniz, anlatabilirseniz anlatın. Çünkü buna dayanarak yarın sağda solda birçok uydurma belgeler size karşı kullanılacaktır. Diyeceklerdir ki, işte siz şu şu yerlere girdiniz. Bu belgeyi hazırlayanların hepsi sonradan emekli oldu. Bu belge geçerli mi geçersiz mi bilmiyorum. Ama şunu söyleyeyim, bizimle temasa geçen kardeşlerimiz büyük bir gayret içine girdiler ve ilgili yerlere gidip meseleyi enine boyuna anlattılar. Zannediyorum düzeltilmiş olma vaadini de aldılar. Yine Ankara kulislerinde, bunu tabii kulis şeyi olarak söylüyorum; şu kadar milliyetçi şu şu işlere karıştı zamanında, bunların hepsi belgelenip dosyalandı. Zaman zaman bu basına da yansıyor. Şimdi bu İngilizlerin great game (büyük oyun) dedikleri ve Hindistan, Afganistan ve İran arasındaki bölgede oynadıkları, batıda da yine Çar Nikolai ve İngiliz Krallığı’nın üzerinde anlaştıkları şark meselesine benzer siyasette bir şey güdülüyor. Alıyorlar insanları, dosyalar, kasetler, bilmem her türlü illegal bunlar, modern dünyada illegal şekilde yapılıyor, sonra icabında hukuk da siyasete alet edilerek insanlar tuzaklara düşürülüyor, elleri kolları bağlanarak karşılarına geçiliyor ve sen şunu yaparsan bağlarının birini çözeriz, şunu yaparsan ikisini çözeriz. Bizim şu teklifimize destek verirsen hepsini çözeriz gibi fevkalade çirkin şeyler yapılıyor. Bizans entrikaları bugün Türkiye’de oynanıyor. Halkımız bunu farketmeli, siyasetçiler bunu farketmeli. Adaletimiz bunu farketmeli. * Türkiye’de entrikaların bitmesi mümkün değil. Ama bunların etkilerinin azalması mümkün. Siz yıllarca sosyal siyaset dersleri verdiniz. Bu alanda Türkiye’nin durumu nedir? Yani sivil toplum kuruluşlarının etkili olarak bu entrikalara karşı koyma becerisi ne seviyededir? YALÇINTAŞ: Bu Meclis bana ümit verdi. Sadece bana değil. Türk halkı çok memnun. Günlerdir buraya telefon yağıyor. Meclis’in Türk Milleti nezdinde itibarı yükseldi. Başka konularda da bana ümit veriyor. Bu tabii kayıtsız şartsız bir ümit değil, safiyane bir ümit. Milletin arzusu istikametinde müsbet gelişme gösteriyor. Halkımız açısından bakarsak, bu sosyal gelişme problemi, şeffaflık problemi, hürriyet problemidir. Neden? Sosyal gelişmişlik insanların aynı zamanda, bazı konularda insanların yanlışa ikna edilmelerini zorlaştırır. Çünkü medya gelişmiştir, dürüst medya, eğitim seviyesi yükselmiştir, yaygınlaşmıştır, dünyaya açılmıştır vs. Ve özgür insanı, hür insanı, belli bir sosyal ve ekonomik gelişmişliğe sahip insanı, esir alamıyorsunuz. Belli bir şey için baskı yapamıyorsunuz. Hür insan çok şeyin bileşkesidir. Bu da demokrasi ve hürriyetlerle gelir. İkinci önemli boyuttur. Biz sosyal ve ekonomik hürriyetlerin temelini sağlamlaştırdıkça, bu konuda daha salim kararlar vereceklerdir. Siyasi oyunlara alet olmayacaklardır. Sonucu da şeffaflıktır. Halkın haber alma hürriyetini -tabii doğru ve dürüst haber alma- sağlamak bu sonucu sağlıyor. Bu konuda ümitliyim. Kalemini satmamış, mikrofonunu kiralamamış, ekranını ipotek ettirmemiş medya sayesinde daha ümitvar olabiliyorum. * Ülkemiz ne zaman sıradan insanların da yönetebileceği bir hale gelebilecek? Yani kahraman, bada, dede ve benzeri sıfatları kendisinde vehmeden veya kendisine izafe edilen insanların yönetimine ne zaman ihtiyaç duymaz hale gelebileceğiz? YALÇINTAŞ: Burada tarih vermek mümkün değil, ancak tahminde bulunulabilir. Ben şahsen çok ümitliyim. Normal insanlarla yürüyebilen bir yönetim çok uzaklarda değil. Kahramanlık meselesine gelince; hakiki kahramanı bulunca milletimiz hep kendisine sarılmıştır. Tarihimizde bu var. Taa Orta Asya’daki mevcudiyetimizden beri bu toplumun kahraman yetiştirme özelliği var. Ama demokrasi kahramanlar rejimi değildir. * Ben de onu kast etmiştim. YALÇINTAŞ: Evet demokrasi, orta seviyede ama dürüst insanların, boyun eğmeyen insanların, bilgili insanların rejimidir. Emin olun öyle olaylar cereyan ediyor ki, şu iş dahi kahramanlık oluyor. Dürüst davranmak, normal davranmak dahi kahramanlık oluyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT