BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Arafat ovası, Cebel-i Rahme...
Her karışı hatıra...

Arafat ovası, Cebel-i Rahme...
Her karışı hatıra...

Ramazan ayı boyunca, yazarımız M. Said Arvas, Peygamber Efendimiz’in izinde yaptığı yolculuğu sizlerle paylaşıyor. Bu doyumsuz seyahatte yaşananları heyecanla okuyacaksınız.



Efendimiz’inizinde-2 M. SAİD ARVAS yazıyor said.arvas@tg.com.tr ARAFAT ovasında nereye baksanız bir peygamberin menkıbesi gelir akla... Âdem Aleyhisselam ile Havva validemiz iki asırlık hasretlerini burada dindirdiler, Efendimiz veda hutbelerini burada verdiler. RAHMET Dağını ziyaret eden zevc ve zevceler “Ya Rabbi Âdem babamızla Havva annemize verdiğin ülfeti bize de nasip eyle” diye niyazda bulunurlar. Ve elbette Efendimizle Hatice validemize verdiğin ülfeti de... HAC ARAFATTIR Haccın farzı üçtür. İhrama girmek, Arafat'ta vakfeye durmak ve ziyaret tavafı. Hacı adayları Arefe günü (Zilhiccenin 9'u) Arafat meydanında olmak zorundadırlar. Âdem Aleyhisselam ve Havva annemiz yasaklı meyveyi yiyince cennetten çıkarılır, yeryüzüne yollanırlar. Âdem aleyhisselam Serendip Adasına (Seylan) indirilir, Havva validemiz ise Cidde civarlarına. Eş yok, dost yok, bak bak derya, dön dolaş sahra... İkisi de çok pişman olurlar, tam 200 sene ağlar, yakarırlar. Ta ki Hazret-i Âdem “Ya Rabbi Muhammed Aleyhisselamın hürmetine bizi affeyle” deyinceye kadar. -Sen onu nereden tanıyorsun? Onu yaratmadım ki daha? -Ya Rabbi baktım arş-ı âlâda adı adınla yazılı. Belli ki onu çok seviyorsun. Allahü teâlâ onları, habibinin hatırına bağışlar. Âdem Aleyhisselamla, Havva validemiz Arafat ovasında buluşurlar. Kavuşmaları göz yaşartıcıdır, asırların ayrılığı bu dile kolay... İşte bu yüzden Rahmet Dağını ziyaret eden zevc ve zevceler “Ya Rabbi Âdem babamızla Havva annemize verdiğin ülfeti bize de nasip eyle” diye niyazda bulunurlar. Sonra Muzdelifa ve Mina üzerinden Mekke'ye gelirler. Âdem Aleyhisselam meleklerin yardımı ile Kabe'yi bina eder. Ki her sene gelip haccedecektir ömrü boyunca. Sonra Şam'da yerleşirler, yer kürede kimse yoktur başka. Kendileri eker, kendileri biçer, kendileri öğütürler. Hamuru onlar tutar, fırına onlar atar. Hayvanlara bakar, sütleri sağarlar. İplik eğirir, hırka örer, ev yaparlar. (Demek ki ilk insanların mağarada yaşadıkları koca bir yalan!) Hayatları meşakkatlidir. Terzi, dülger, çoban yoktur. Her şey onlara bakar Derken çocuklar boylanır, delikanlı olurlar. Eh, biraz da gençler çalışsın, işin ucundan tutsunlar. Tam istirahata hazırlanıyorlardır ki oğullarından Kabil katil olur, Habil düşer toprağa... La rahate fi'd dünya. Havva validemiz 20 kez hamile kalır, Şit Aleyhisselam hariç çocukları her sene ikiz doğar. Biri kız biri oğlan. Biri kız biri oğlan... Hazreti Adem'in oğullarına ikizlerini nikah etmek yasaktır. Bir sonraki yıl doğan kız kardeşlerini alır, yuvalarını kurarlar. Kabil ile doğan kız (İklima) çok güzeldir, onu Habil'in alması gerekir. Kabil razı olmaz, isyan eder. Kardeşine tuzak kurup elini kana bular. Ve o günden sonra kardeş evliliği kaldırılır. Gençler amca ve teyze çocuklarıyla evlenmeye başlarlar. Âdemoğulları semavi kitaplardan tıp, ecza, fizik, kimya, matematik öğrenirler. Değişik lisanlarla konuşur, tabletler üzerine yazarlar. Onlar da namaz kılar, gusl abdesti alırlar. Cebrâil Aleyhisselâm Hazret-i İbrahim'e haccın nasıl yapılacağını anlatırken sık sık “Arefte?” (anladın mı) diye sorar. Büyük nebi “Areftü” (anladım) şeklinde cevap verir. İşte Arafat ismi o günden yadigâr. Umreciler ve Hacı adayları Cebel-i Rahme'yi yanlış olarak Arafat Dağı diye adlandırırlar. Evet o adı taşıyan bir dağ var ama ovanın doğu tarafında. Arafat vadisinde Cebel-i Rahme'den başka dağ bulunmaz. Dağ dediğimiz söz gelimi tabii, takriben 65 m filan. Ceman 166 basamak. Yeşil yeşil kayalar. Efendimiz veda haccında bu şirin tepeciğin eteklerinde vakfeye dururlar. Zaten vakfe “durmak” demek. Müminler kıbleye döner, boyun büküp el açarlar. Efendimiz veda hutbesini Mescid-i Nemira'nın bulunduğu yerde (o zaman ismi Mescid-i İbrahim idi) irad buyurur, öğle ile ikindiyi cem edip kıldırırlar. Allahü teâlâ Âdem Aleyhisselamın kıyamete kadar olacak çocuklarını belinden zerreler halinde çıkardı ve sordu “Elestü bi rabbiküm?” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) Hepsi “bel┠(evet) dediler. Kâlubelâ diye bilinen hadisenin de Arafat meydanında geçtiği rivayet olunur. Arafat'a hanım eli Abbasi ailesinden Emet-ül aziz hem dedesi ve amcası hem de kocası ve oğlu halife olan nadir kadınlardan biridir. Henüz üç yaşındayken babası vefat eder onun terbiyesini dedesi Ebû Câfer El Mansûr üstlenir. Şirin kızcağız akça pakçadır, güleçtir, sevimlidir, pek dillidir. Dedesi ona bayılır “beyaz köpük” ya da “tereyağı topağı” mânâsına gelen bir lâkapla seslenir. “Zübeyde!” Halife Mansur minik torununu dinî ilimlerle ziynetlendirir. Zubeyde hanım Arabiye olan vukûfiyeti ile bilinir, bilhassa belâgatta pek mahirdir. Nitekim saray gençlerinden Harun Reşid ona gönlünü kaptırır, büyükler de münasip bulur, söz kesilir. Halife Mehdi oğluna dillere destan bir düğün yapar. Öyle ki Zübeyde, koluna boynuna takılan takılar yüzünden ayağa zor kalkar. Gençler Dicle kenarındaki bir kasrda dünya evine girerler, saadet içindedirler. Makam mevki Harun'un umurunda bile değildir. Ancak bir veliahd isen, seni sana bırakmazlar. Halife babası onu vali olarak Magrib'e yollar. Yanına Yahyâ bin Hâlid Bermekî gibi tecrübeli bir devlet adamını katar. Malum, yukarılarda rüzgarlar sert eser. Gün gelir sürülür, gün olur zindana atarlar. Halbuki harun saltanat davasında değildir, Zubeyde ile çekileceği bir kulübecik yeter ona. Dünya kaçanı kovalar derler ya. Bir bakmış hilafet tahtında... Makam mevki Zubeyde'nin başını döndüremez. O, yine hayır hasenat peşinde koşar. Misal hüccacın Arafat, Muzdelifa ve Mina'da susuzluktan bizar olduklarını duyunca (828) hiç düşünmez, getirip mücevherlerini ortaya atar. Projeye göre taa Taif'ten (takriben 200 km mesafeden) su getireceklerdir. Kolay iş değildir aslında. Bentler ve kanallar için milyonla miskal altın harcanır ki Zübeyde'nin de boyunu aşar. Ancak efendisi destek olur, tıkandığı yerde hazineyi emrine açar. Nitekim sular, arkları doldura doldura gelir, Cebeli Rahme etrafındaki lülelerden akmaya başlar. Hacılar kana kana içer, genç çiftin dünya ve ahiret saadeti için duada bulunurlar. Zübeyde Hatun vefat eder. Bir seveni rüyasında görür. Bakar nimetler, ihsanlar... “Tabii” der “bu kadar hayır hasenat yaptınız, o hacılar, yanık dualar...” -Hayır, beni kurtaran sandığınız gibi su yolları olmadı. Bir gün nedimelerimle muhabbet ediyorduk, müezzinin sesi geldi. Parmağımı dudağıma götürüp 'dinleyelim' işareti yaptım. Beni o hareketime bağışladılar. YARIN: ATEŞİN TESLİM OLDUĞU GÜN Hırka-i Şerif Camisi’ndeki açılış törenine Vali Hüseyin Avni Mutlu ile Başkan Kadir Topbaş da katıldı. Peygamber aşkına... Peygamber Efendimizin Veysel Karani hazretlerine bıraktığı hırkayı ziyaret eden Müslümanlar duygusal anlar yaşadı Resulûllah Efendimizin vasiyeti üzerine Veysel Karani hazretlerine bırakılan Hırka-ı Şerif, Fatih'teki Hırka-i Şerif Camisi'nde ziyarete açıldı. Kur'an-ı Kerim'in okunmasıyla başlayan törende konuşan İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Rahmi Yaran, Hazret-i Muhammed'in İstanbul'da iki hırkası bulunduğunu, bunlardan birinin Topkapı Sarayı'ndaki “Hırka-i Saadet”, diğerinin de buradaki “Hırka-i Şerif” olduğunu anlattı. Hırka-i Şerif'in, Hazret-i Muhammad'in Veysel Karani'ye gönderdiği hırka olduğunu anlatan Yaran, “Efendimizin vasiyeti üzerine hırka, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali tarafından Yemen'e Hazret-i Veis'e gönderiliyor. Veis evlenmediği için sonra bu hırka kardeşine geçiyor. Yemenli aile, bizim ülkemize geliyor. 1. Ahmet Han hırkayı elinde bulunduran aileyi İstanbul'a davet ediyor. Aile, Yavuz Selim Camisi'nin yakınlarına yerleşiyor. Milletimiz bu ailenin elinde bulunan hırkayı ziyaret etmeye başlıyor. Rağbet artıyor, ziyaretçiler eve sığmaz oluyor. Önce bir oda, sonra Abdülmecid Han tarafından Hırka-i Şerif Camisi yapılarak ziyarete uygun olacak hale getiriliyor. Sonra Ramazan aylarında da bu eser ziyarete açılıyor” diye konuştu. Cüneyt Bitikçioğlu İSTANBUL İLK CUMA HEYECANI Camilerde yer kalmayınca... Mübarek ramazan ayının cuma günü ile başlaması sebebiyle vatandaşlar Cuma namazına yoğun ilgi gösterdi. Ülkemizde olduğu gibi bütün İslam dünyası da ramazanı coşku ile karşıladı. Ramazan ayının ilk cumasında, İstanbul'da Müslümanlar camilere akın etti. İstanbul'un tarihi ibadet yerlerinden Eyüp Sultan, Sultanahmet ve Süleymaniye Camisi'nin avluları binlerce kişiyi ağırladı. Ankara'daki Kocatepe Camii'nde de cemaat avludan da dışarıya taştı. Cuma namazında Müslümanlar on bir ayın sultanı ramazanı dualarla ve gözyaşlarıyla karşıladı. Hutbelerde ramazan ayının fazileti, oruç tutmanın güzelliği, manevi ve sıhhi faydaları anlatıldı. Ramazanı cuma ile karşılayan Müslümanlar bütün İslam âleminin huzur, selamet ve ferahlık içinde bir ramazan geçirmesi için ellerini açarak dua etti. Her güne bir dua İftar Duası Güneşin battığı iyi anlaşılınca, önce E'ûzü ve Besmele okuyup, “Allahümme yâ vâsi'al-magfireh igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-müminîne vel müminât yevme yekûmülhisâb” denir. Bir iki lokma iftarlık yiyip, “Zehebezzama' vebtelletil-urûk ve sebetel-ecr inşâallahü teâl┠denir ve yemeğe başlanır. Hadis-i Şerif Kim Ramazanın faziletine inanarak ve alacağı mükâfatı Allah'tan umarak değerlendirirse, anasından doğduğu gün gibi tertemiz olarak günahlarından kurtulur. Kıymalı Patatesli Köfte MALZEMELER > 500 gr kıyma > 1 büyük patates > 1.5 su bardağı ince bulgur > 1 adet soğan > 1 paket peksimet > 1.5 bardak su > Kimyon, karabiber, tuz YAPILIŞI: Peksimetleri rondoda toz haline getirin. Kıyma, haşlanmış patates ve soğanı birlikte yoğurun. İçine yumurta, tuz kimyon ve karabiberi ilave edin. Sıcak su ile yumuşattığınız bulguru da ilave edip iyice yoğurun. Şekil verdiğiniz köfteleri yumurta ve toz peksimete bulayıp yağda kızartın. Kıymalı Patatesli Köfte ve Fırında Sebze tariflerini “http://yemekzevki.tv”den izleyebilirsiniz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT