BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Hayranlıkla baktı Oktay’a...

Hayranlıkla baktı Oktay’a...

Adam ileriye doğru atıldı: - Kimlerdesin sen Kuyulu’dan? Şaşırdı Oktay, yutkundu. Hiçbir şey bilmiyordu ailesi hakkında. Yardım istercesine bakındı etrafına. Kekeledi: - Şey... ben... bilmiyorum, ben çok küçükken ayrıldım oradan. Anam... Kezban adı...



Adam ileriye doğru atıldı: - Kimlerdesin sen Kuyulu’dan? Şaşırdı Oktay, yutkundu. Hiçbir şey bilmiyordu ailesi hakkında. Yardım istercesine bakındı etrafına. Kekeledi: - Şey... ben... bilmiyorum, ben çok küçükken ayrıldım oradan. Anam... Kezban adı... Adam gözlerini kıstı, dudaklarını çarpıttı, birkaç saniye düşündü: - Birkaç kere gittim Kuyulu’ya ama bilemedim Kezban’ı babanı desen bilirim belki. Heyecanla atıldı Oktay: - Seyit... Ama ölmüş babam. Öldürmüşler anamla kaçtığı için. Recep diye biri öldürmüş aynı yerden. Tabii yirmi iki, yirmi üç yıl olmuş bu olay olalı. Adam sararmış dişlerini göstererek sırıttı: - Hele dur bakalım, sen bilmiyorsun oraları, belli oluyor, orada herkes birilerini öldürür, herkes birilerini kaçırır... Çok da mühim şeyler değildir bunlar. Çıkaramadım. Ben yirmi yıl öncesini bilmem oraların. Benim köyüm Kuyulu’ya uzaktır. Birkaç kere gittim sadece, iş için... Gözlerini kaçırdı bu son cümleyi söylerken. Oktay onun da hayatını tehlikeye atarak ekmek parasını çıkartmağa çalıştığını anlamıştı hemen. Hayal kırıklığıyla içti çorbasının kalanını. Eğer bu adam tanısaydı anasını, babasını onlar hakkında bir çok şey öğrenebilecekti. Oysa şimdi hayatta kendine en yakın olan insanların adından başka hiçbir şey bilmiyordu. Adam da içti çorbasını. Ağzını elinin tersiyle silerken mırıldandı: - Oh! Çok şükür... Masadaki su şişelerinden birini açtı, hafifçe uzatarak sordu Oktay’a: - İçecek misin civanım? Gülümsedi delikanlı. Başını salladı “evet” anlamında... Çok ciddi bir iş yapıyormuşçasına özenle doldurdu adam bardakları. Sonra Oktay’a sormadan seslendi garsonlara: - İki de çay getir bakalım aslanım! Çaylar geldikten sonra tabağın yanındaki şekerlerden birini attı ağzına, ince belli çay bardağını kocaman elleriyle kavrayıp bir yudum aldı. Neredeyse yarısına kadar boşalmıştı bardak. - Bizim o tarafta böyle çay yapılmaz. Acı olur çayımız. Ağzın burulur bir yudum aldığında. Şekerini de kıtlama yaparsın. Sen bilmezsin herhalde bizim oraların adetlerini, uzakta olduğuna göre... Oktay bu cana yakın, samimi, dobra sözlü adamı sevmişti. Gülümsedi sevecen bir tavırla: - Yok amca, bilmem hiç. Dedim ya, ben çok uzaktaydım senelerce. Adam sanki günah çıkartıyormuş gibi mırıldandı bakışlarını yere çevirerek: - Tuhaftır bizim oraların adetleri, şehirlilere hiç benzemez. Adam bir yudum daha aldı. Çay bitmişti. - Okudun mu sen? Okullu gibisin... - Evet amca, okuyorum daha. Diş doktoru olacağım iki sene sonra... Adam garip bir hayranlık ve saygıyla baktı delikanlıya. Bütün tavırları değişivermişti. Sanki karşısındaki genç gitmiş, yerine saygın, kariyeri yüksek, önünde eğilinmesi gereken biri gelivermişti. Neredeyse utancından kızarmıştı adam: - Desene be civanım... belli zaten halinden. Büyük adammışsın sen! Oktay bu yalın, saf duygulara hayran oluvermişti bir anda. - Yok amca, ne büyük adamı, okuyorum işte bir şeyler olabilmek için... Adam kaşlarını kaldırdı, itiraz etti: - Yok, yok... Belli büyük adamsın. Bizim oradan çok nadir çıkar senin gibisi. Herkes senin kadar şanslı değildir civanım! DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT