BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bana merkepten düşmüş birini bulun!..”

“Bana merkepten düşmüş birini bulun!..”

Meşhur hikâyeyi herkes bilir. Nasrettin Hoca merhum, bir gün merkepten düşünce, etrafında toplanıp laf kalabalığı yapan topluluğa şunu demiş: “Çabuk bana merkepten düşmüş birini bulun. Halimden ancak o anlar...”



Meşhur hikâyeyi herkes bilir. Nasrettin Hoca merhum, bir gün merkepten düşünce, etrafında toplanıp laf kalabalığı yapan topluluğa şunu demiş: “Çabuk bana merkepten düşmüş birini bulun. Halimden ancak o anlar...” Kemal Burkay, Kürtler adına siyasi faaliyete girişmiş kıdemli isimlerdendir. Legal ve illegal partilerde görev aldı. Bundan dolayı yargılanıp mahkûmiyetler aldı. Yurt dışına kaçıp, otuz yılını gurbette yaşamak zorunda kaldı. Yani, merhum Necip Fazıl’ın; “Hayatta yenilen bütün kazıkların bileşkesi” diye tarif ettiği tecrübeye, fazlasıyla sahiptir. Şimdilerde bu tecrübenin ışığında, Kürt meselesine yaklaşan Burkay, yeni kuşaktan çok farklı şeyler söylüyor. Daha açıkçası, bu meselenin silahla değil, siyasetle çözülmesi gerektiğini dile getiriyor... Sen misin bunları söyleyen! Burkay’a hakaret ve saldırılar gırla gidiyor. O da kendisini lisan-ı hal ile müdafaa etmeye çalışıyor. Şahsına hücum edenleri önyargılarından kurtulmaya davet ediyor ve nasihatte bulunuyor. Mesela diyor ki; “Unutmayalım, küfür, yalan ve iftira sahibini küçültür. Böyle yapanlar acınacak insanlardır.” Sırf teröre karşı çıkıp, diyalogdan yana olduğu için Kemal Burkay devletin ajanı olmakla suçlanıyor. Benzer bir durum Orhan Miroğlu için söz konusu. Miroğlu da, Kürt meselesinin hem teori ve pratiğinde pişmiş, sekiz yılını cezaevinde geçirip işkencelere maruz kalmış; Musa Anter’in katledildiği olayda yaralanıp ölümden kıl payı kurtulmuş, bugünkü BDP’nin selefleri olan HADEP, DEHAP ve DTP’de, genel başkan yardımcılığı gibi üst düzey görev almış bir politikacı, yazar, aktivist... Miroğlu da, bölücü örgütün terörist saldırılarına karşı çıktığı ve silah yerine siyasetle meseleye çözüm bulunmasını istediği için, hainlikle suçlanıyor. PKK tarafından ölümle tehdit ediliyor. Ama o, tabir yerinde ise “merkepten düşmüş” biri olarak, işin içyüzünü çok iyi biliyor. Bundan dolayı da bildiğinden şaşmıyor. Çektiği acı ve sıkıntılara rağmen, meseleye kin ve öfke yerine, akıl ve mantıkla yaklaşıyor ve dikkat çekici tespitler yapıyor. Musalla taşlarındaki sıra sıra cenazelerin ülkeyi içine soktuğu boğucu atmosferin, toplumu nasıl bir haleti ruhiye içine soktuğuna işaret ettikten sonra, şöyle diyor; “Bu tablo içerisinde Türkler bana biraz daha makul görünüyor. Kürtler ise şaşkınlık, endişe ve psikolojik harp arasında araftalar. Düz ovada siyaset yapmak bunaltıyor artık. Onlar da kendilerini dağlara vuruyorlar, ellerindeki muazzam siyasi imkânlara değil, dağdakilerin ellerinde tuttuğu silaha ve psikolojik harbe güveniyor...” Miroğlu devletin geçmişte başvurduğu psikolojik harbi, bu defa PKK’nın sürdürmeye çalıştığını, bunun ise kesinlikle sonuç vermeyeceğini, gerekçeleriyle anlatıyor. Tabi anlayana!.. Orhan Miroğlu’nun, bir de CHP’ye çağrısı var. Özetle diyor ki, “Hatay’daki Apaydın kampıyla uğraşmak yerine, Kılıçdaroğlu bir an için kendini dağlara vurup, Mahmur (Kürtçe okunuşu olan Maxmur şeklinde yazmış.) Kampına gitse, daha iyi olmaz mı? Hatay’daki kamp bugün var, yarın olmayacak. Ama Kuzey Irak’taki Mahmur Kampı yirmi yıldan beri var ve orada yaşayanların hepsi de Türk vatandaşı... Fakat kimse arayıp sormuyor.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT