BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İlmiyle âmil olmanın lüzûmu

İlmiyle âmil olmanın lüzûmu

“İlmi ile amel etmeyen âlim öyle azâba dûçâr olur ki, azâbının şiddetinden Cehennem halkı (onun o felâketine üzüldükleri ve ona acıdıkları için) onu ziyâret ederler.”



Abdullah İbn-i Mes’ûd (radıyallahü anh) buyuruyor ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), bir def’asında bana: “Ey Abdullah İbn-i Mes’ûd!” diye nidâ etti. Ben, üç defa: “Buyur ey Allah’ın Resûlu“ dediğimde, şöyle buyurdular: “İnsanların en fazîletlisi hangisidir? Bilir misin?” Ben: “Allah ve Resûlu daha iyi bilir“ dedim. (O zaman) buyurdular ki: “İnsanların en fazîletlisi, dînlerini öğrendiklerinde (ilimleriyle amel edip) amelce en üstün olanlardır.” Peygamber Efendimiz muhtelif hadîs-i şerîflerinde buyuruyorlar ki: “Kendisiyle amel edilmeyen her ilim, sâhibi için bir vebâldir.” “Ümmetimin helâki, fâcir âlimler ve câhil âbidler yüzünden olacaktır.” “İlim öğrenmiyene de, ilim öğrendikten sonra amel etmeyene de yazıklar olsun.” “Kimin ilmi artar da, hidâyeti (güzel amelleri) artmazsa, o ancak Allah’tan uzaklaşmış olur.” “İnsanlara hayrı öğretip kendini unutan, başkalarına ışık verip kendisini yakan kandil gibidir.” “Kıyâmet gününde insanların azâb yönünden en şiddetlisi, Allah’ın, ilmiyle kendisini faydalandırmadığı âlimdir.” “Ben, ümmetim hakkında, müşrik ve mü’minlerden endîşe etmiyorum. Ancak münâfık olan, inkâr ettiğini yaptığı hâlde, bildiğini söyleyen dil âlimlerinden endîşe ediyorum.” “Kıyâmet günü birisi getirilip ateşe atılır. Karnındaki bağırsakları dışarı fırlar. Bu durumda değirmen merkebi gibi dönmeye başlar. Cehennemdekiler etrâfını çevirip sorarlar: Yahu bu hâlin ne böyle? Sen iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaz mıydın? Evet öyle idim. İyiliği emrederdim, ama kendim yapmazdım; milleti münkerden alıkoyar, fakat kendim onu işlemekten çekinmezdim der. “ (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 9; Müslim, Zühd, 7) “Cennet halkından bir takım kimseler, cehennemliklerden bazılarının yanlarına giderek: ‘Niçin Cehenneme girdiniz? Vallahi biz ancak sizden öğrendiklerimiz sâyesinde Cennete girdik’ deyince onlar: ‘Biz söylerdik, fakat söylediğimizi yapmazdık’ diye cevâb verirler.” (El-Heysemî) “İlmi ile amel etmeyen âlim öyle azâba dûçâr olur ki, azâbının şiddetinden Cehennem halkı (onun o felâketine üzüldükleri ve ona acıdıkları için) onu ziyâret ederler.” “Kişi kıyâmet günü, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmi ile nasıl amel ettiğinden, malını nereden kazanıp nereye sarf ettiğinden, vücûdunu nerede yıprattığından sorulmadıkça hiçbir yere adım atamaz.” “Kıyâmet günü olduğu vakit, Allahü teâlâ, kullarının hesâplarını görmek için tecellî eder. Kullarının bütünü diz üstü çökmüş, şaşkın ve perîşân bir vaziyettedir. İlk hesâba çağırdığı, Kur’ân-ı kerîmi ezberleyen hâfızlardır. Onlardan her birine der ki: ‘Resûlüme indirdiğim kitâbı sana öğretmedim mi?’ ‘Evet öğrettin Ya Rabbî’ der. Allahü teâlâ: ‘Öyle ise, bu öğrendiğin ile ne amel ettin?’ diye sorar. Hâfız: ‘Gece-gündüz senin rızan için okudum ve okuttum’ der. Allahü teâlâ buyurur ki; ‘Belki bunları yaparken (benim rızâmı değil, halkın teveccühünü arıyor ve) falancı ne okuyucudur? denmesini istiyordun ve hakîkaten de öyle dediler’ buyurur...” “İsrâ gecesinde, dudakları ateşten makaslarla kesilen bir takım insanlar gördüm. Siz kimsiniz? diye sordum. Onlar: Biz, iyiliği emreder, kendimiz yapmazdık. Fenâlıktan men eder, hâlbûki kendimiz yapardık diye cevâp verdiler.” Merhûm Taşköprü-zâde (v. 968/1560), âlimin ilminin gerektirdiğinin dışında hareket etmesi hâlinde, cezâsının câhilden fazla olacağını ifâde etmektedir. Zîrâ günâh işleyen câhil, sâdece o günâhının cezâsını alır. Fakat âlim günâh işleyince, günâhının cezâsını aldığı gibi, bu işi filân âlim yapmıştır deyip ona uyanların da günâhlarını alır. Onun için, “ilmin kapısı” sıfatıyla tavsîf edilen Hazret-i Alî Efendimiz (radıyallahü anh) buyuruyor ki: “İki kimse benim belimi bükmüştür. Birincisi, İslâmiyetin emir ve yasaklarını, şart ve edeplerini yapmakla vazîfeli olup, bunları bilmeyen câhillerdir. İkincisi de, İslâmın nâmûs perdesini yırtan âlimlerdir. Bu ikinciler, ilimleriyle âmil olmayan ve böyle hareket etmekle insanları kendilerinden nefret ettiren âlimlerdir.“ Bu husûs, şu hadîs-i şerîfte ne güzel ifâde edilmiştir: “Bir işte, câhile bir defa helâk ve korku varsa, âlime yetmiş defa vardır.” Görüldüğü gibi ilmi ile âmil olmamak, hakîkaten büyük bir noksânlık ve günâhtır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT