BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Su güvenliğimiz ne durumda?..

Su güvenliğimiz ne durumda?..

İki gündür, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde devam eden III. Ulusal Baraj Güvenliği Sempozyumunu izliyoruz... Yurt dışından ve ülkemizin çeşitli üniversiteleri ve ilgili kamu kuruluşlarından bilim insanı ve uzmanlar çok kıymetli bilgiler sunuyor



İki gündür, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde devam eden III. Ulusal Baraj Güvenliği Sempozyumunu izliyoruz... Yurt dışından ve ülkemizin çeşitli üniversiteleri ve ilgili kamu kuruluşlarından bilim insanı ve uzmanlar çok kıymetli bilgiler sunuyor. Gönül istiyor ki, bu bilgiler iletişim organlarında gerektiği gibi yer bulsun ve toplumun bütününe ulaşabilsin! Ne yazık ki bu yönde bir rağbet ve takip durumu göremiyoruz. Ülkemizde ve genel olarak dünyada, SU MESELESİ yeteri kadar ve doğru biçimde ele alınmıyor. Bazı vesilelerle, senenin belli günlerinde konu şöyle bir gündeme geliyor, o kadar!.. Oysa su güvenliği, beraberinde hemen gıda ve enerji güvenliğinin de teminatı. Eskiden ÜLKELERİN GÜVENLİĞİ kavramı, daha ziyade sınır emniyetinin sağlanması olarak algılanıyordu. Ama globalleşen dünyada, bu kavram artık çok genişledi ve başta su, gıda, enerji ve çevre konularını da kapsamaya başladı. BM'nin 1990'ların başında benimseyerek resmileştirdiği güvenlik kavramında bu unsurların hepsi yer alıyor. Enerji yönünden dışa bağımlı olan bir ülkenin, kışın ortasında doğal gaz vanasının kapatıldığını düşünün... Nitekim birkaç sene evvel Rusya ile Ukrayna arasında, borç ödememe sebebiyle böyle bir vaka yaşandı... Yahut bir ülke için, hayati önem taşıyan bir nehrin kimyasal atıkla kirletilmesini, suyunun zehirlenmesini düşünün. Böyle olaylar Çin'de sık sık yaşanıyor... Kaldı ki, Çin'deki nehirlerin dörtte üçü kirlenmiş durumda... Orta Doğu'da ise, suyun miktar olarak az olması esas problemi teşkil ediyor. Dünyada su sıkıntısı çeken 29 ülkenin 13 tanesi bu Bölgede! İlk üç sırayı da, Filistin, Ürdün ve İsrail teşkil ediyor. Orta Doğu'da sınır aşan bütün nehirlerin toplamı bir tane Tuna etmiyor. Dünyanın belki de en ihtilaflı nehri olan ve 1951 yılından beri çatışmalara sebep olan Ürdün (Şeria) nehrinin yıllık su kapasitesi yalnızca 1.5 milyar m3, yani Fırat'ın yirmide biri, Nil'in ise 45'te biridir. Fırat (31) ve Dicle (53) toplamı Nil'in yıllık hacmi olan 84 milyar m3'e eşit. Ama 205 milyar m3 olan Tuna'ya eşitlemek için bir tane daha Fırat bulup eklemek lazım! Ne yazık ki, Bölgede böyle bir başka nehir yok! Şu halde suyumuzun kıymetini daha çok bilmemiz gerekiyor. Türkiye su zengini bir ülke değil. Kişi başına yıllık 10 bin m3 ve yukarı miktar suya sahip ülkeler su zengini sayılır. Türkiye'de bu miktar yaklaşık 1650 m3'tür. Bunun altında veya biraz üstünde olan ölçümler de var. Ama hiçbirisi 2000 m3'e yaklaşmıyor. Normal bir yaşantının sürdürülebilmesi için, kişi başına yıllık 400 m3 su (içme, kullanma ve tarım) gerekli. Bu miktar halen Filistin'de 120 (Gazze bölgesinde 80), Ürdün'de 180 ve İsrail'de 300 m3'tür... Suyumuzun ve barajlarımızın ulusal ve uluslararası güvenliği için daha çok kafa yormamız gerekiyor! Şu sıralarda su kanunu üzerinde çalışılıyor olması, sevindirici. Lakin yapılacak düzenleme, günün şartlarına tam olarak cevap vermeli, merkezi idare ile mahalli idareler arasındaki yetki dağılımını iyi dengelemeli ve bugüne kadar yaşanan karışıklığı oradan kaldırmalıdır. Zira nüfus artışı, sanayileşme ve şehirleşmenin yoğunlaşması, bu türden problemleri daha da arttırabilir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT