BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bağdât’ın Zâhidi” Ma’rûf-ı Kerhî

“Bağdât’ın Zâhidi” Ma’rûf-ı Kerhî

Ma’rûf-ı Kerhî “rahmetullahi aleyh” İranlı Hristiyan bir anne ve babanın çocuğu idi. Hristiyanlığı öğrenmesi için babası onu bir râhibe gönderir!..



Bugün sizlere, ibretli bir hayat hikâyesi olan büyük velî Ma’rûf-ı Kerhî “rahmetullahi aleyh” hazretlerinden bahsetmek istiyoruz efendim... Bu mübarek zat, “Bağdât’ın İmâmı ve Zâhidi” lakabıyla meşhurdur. Fıkıh, hadîs, tefsîr ve kelâm âlimidir... İmâm-ı Ali Rızâ’nın hizmetinde bulunmuştur... İranlı Hristiyan bir anne ve babanın çocuğu iken, Hristiyanlığı öğrenmesi için bir râhibe gönderilir. Biraderi İsâ onun Müslüman oluşunu şöyle anlatır: “Ben ve kardeşim Ma’rûf okula gidiyorduk. Hristiyan idik. Râhip, çocuklara -Hâşâ- ‘Allah üçtür: Baba, Oğul, Ruh’ül kudüs’ derdi. Kardeşim Ma’rûf, ‘Allah birdir, Allah birdir’ diye yüksek sesle bağırırdı. Râhib de onu her tarafı yara bere içerisinde bırakacak şekilde döverdi... Bu hâl uzun zaman devâm etti. Nihâyet bir gün öyle dövdü ki, her tarafı kan revan içinde kaldı. O da kaçtı ve bir daha geri dönmedi... Bunun üzerine annem onun için her gün gözyaşı dökerdi: -Eğer oğlum sağ salim geri dönerse, o hangi dinde ise ben de o dîne gireceğim, derdi...” “EY RABBİNİ ARAYAN ADAM!..” Bundan sonrasını, Ma’rûf-ı Kerhî kendisi şöyle anlatır: -Ayaklarım şişmiş, elbiselerim parçalanmış bir halde Kûfe’ye geldim. Bir mescide gittim. Orada nur yüzlü bir zâtın etrâfında insanlar halka olmuş, anlattıklarını can kulağıyla dinliyorlardı. O zâta yaklaştım ve dinledim. Şöyle diyordu: -Kim Allahü teâlâdan tamâmen yüz çevirirse, Allahü teâlâ da ondan tamâmen yüz çevirir. Kim kalbiyle Allahü teâlâya kavuşmayı arzu eder ve O’na koşarsa, Allahü teâlâ onu rahmetiyle karşılar. Bütün herkesin kalbinde O’nun muhabbeti hâsıl olur, O’na gelirler. Dertlere ve belâlara sabreden kimseye de rahmetini ihsân eder... Bu zât Muhammed ibni Semmâk hazretleriydi. Onun bu sözleri kalbime çok tesir etti. Benim gizli ve açık her şeyimi bilen, Rabbime kavuşmayı istedim. Allahü teâlâ da duâmı kabûl buyurdu. Bu sırada İbn-i Semmâk âniden sustu. Sonra insana çok tesir eden bir sesle; -Bağdâtlı genç nerede? diye sordu. Beni hemen yanına götürdüler. O mübarek başımı okşadı ve; -Merhabâ ey Rabbini arayan kişi! Merhabâ ey Allah’ın sevgisine ve muhabbetine kavuşan kişi! dedi... Bu sözleri işitince, babama beni kötüleyen râhibi hatırladım ve ağlamaya başladım. Bunun üzerine; -Sen ağlıyor musun? dedi. -Evet efendim, dedim ve râhibin sözünü hatırladım. Tam bu sırada; -Râhibin sözünü mü düşündün? diye sordu. Ben buna çok hayret ettim. “Evet” dedim. Bana; -İman etmiş, tertemiz bir kul olarak Allahü teâlâya duâ et. Senin duân kabûl olur, buyurdu ve ben de duâ ettim. Daha sonra râhibin Müslüman olup sâlihler arasına karıştığını öğrendim...” Ma’rûf-ı Kerhî, uzun seneler sonra büyük bir âlim olarak memleketine döndü. Sabırla bekleyen annesi onu bağrına bastıktan sonra; -Hangi din üzeresin? diye sordu. O da; -İslâm dîni üzereyim, deyince annesi de Kelime-i şehadet getirerek îmân ile şereflendi. Bunun üzerine bütün âile Müslüman oldu... Ma’rûf-ı Kerhî hazretleri, 815 (H.200) senesinde Bağdat’ta vefât etti. Yolu o taraflara düşenlere hatırlatalım ki, kabri başında yapılan duâlar makbul ve müstecabdır... On cümle!.. Siyer, nahiv ve târih âlimlerinden Muhammed bin Hişâm anlatır: Ma’rûf-ı Kerhî bana; “Sana; beşi dünya, beşi âhiret için olan on cümle öğreteyim. Böyle dua edenin duası kabul olur” dedi. Ben; “Yazayım mı” dedim. “Hayır. Behr bin Hâris nasıl tekrar ederek bana öğrettiyse, ben de aynı şekilde sana öğretirim” diyerek şu hadis-i şerifi bildirdi: (Her namazdan sonra, beşi dünya, beşi ahiret için olan şu on cümleyi söyleyenin dualarını Allahü teala kabul eder: 1- Dinim için Allah bana kâfidir. 2- Dünyâm için Allah bana kâfidir. 3- İki cihan sıkıntıları için Allah bana kâfidir. 4- Hasetçiler için Allah bana kâfidir. 5- Bana haksızlık etmek isteyenler için Allah bana kâfidir. 6- Bana kötülük etmek isteyenler için Allah bana kâfidir. 7- Ölüm ânında Allah bana kâfidir. 8- Kabirde Allah bana kâfidir. 9- Mîzânda Allah bana kâfidir. 10- Sıratta Allah bana kâfidir... Kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah bana kâfidir. Ona tevekkül eder, Ona yalvarırım)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT