BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İslâm Şûrası’nın mimarları

İslâm Şûrası’nın mimarları

25-28 Temmuz günleri Bosna Hersek’te yapılan Avrasya İslâm Şûrası, TC’nin milletimize ve İslâm’a hizmetleri hususunda yeni bir çığır açmıştır.



25-28 Temmuz günleri Bosna Hersek’te yapılan Avrasya İslâm Şûrası, TC’nin milletimize ve İslâm’a hizmetleri hususunda yeni bir çığır açmıştır. Böylece dinimizin bayrağını 1420 yıldır ayakta tutan ve ülkeler dolusu koşturan devletimiz Türkiye dışındaki Müslümanlar’ın da yeniden gözbebeği olmuştur. Türklüğün İslâm âlemini ayakta tutacağı inancı, Osmanlı’dan sonra ilk defa dindaşlarımız arasında yeniden güven kaynağıdır. Şûra’daki kısa konuşmamda ben de şu gerçekleri dile getirdim: “Bosna’nın dinde, ilimde ve medeni yaşayışta töreleri korumakta olan üstünlüğü devam etmektedir. Bugün Avrasya’dan hatta Moğolistan’a kadar uzak diyarlardan gelen ulema heyetleri bize bin yıldan beri bilginler yetiştiren Ahmet Yeseviler’in, Yusuf Has Hacib’lerin, Alişir Nevai’lerin torunlarıdır. Onların genç ve bilgin müftü olarak bize gönderdikleri torunları İslâma hız verecektir. Bu şahsiyetleri de önemle selamlıyorum. Onlar vaktiyle dinimize hizmet ettiler. Sonra ruhsuz marksizmin pençesine düştüler. Bugün İslâmiyet ruhunu onların torunlarına Bosna’da hizmetler arzetmek ise bizim evlatlık görevimizdir. Arnavutluk’tan, Batı Trakya’dan, Romanya’dan Makedonya’dan bize gelen genç bilginleri doğrudan birer Avrupalı Osmanlı vatandaşı olarak selamlıyoruz. Bugün “Müsamaha-hoşgörü” istediğimiz Avrupa’nın Katolik ve Protestanları vaktiyle bunun için bize yalvarmaktaydılar. Fakat herhalde her üç dinin değerli öncüleri birbirlerine “hoşça bakmanın” lüzumunu artık kavrayacak ve barış çağlarının açılması için öz dinlerinin değerlerinden de faydalanacaklardır. Osmanlı’nın yüksek eğitim ve öğretimindeki amaç bizi maddi ve manevi üstünlüğe ulaştıran “İnsan-ı Kamil”ler yetiştirmek idi. Şunu unutmayalım ki ancak “olgun insan”ların “kemal” mertebesine ulaşanlar müsamaha yani hoşgörüye ulaşabilirler. Yoksa Allah’ını, Kitabını ve “insan haklarını” tanımayanlar müsamaha şerefine asla ulaşamazlar. Osmanlı devletinin ayak bastığı ve buyruk verdiği diyarlarda her dinden her mezhepten ve her ırktan insanlara saygı gösterilmiştir. Bunu Osmanlı’nın 800 yıllık ömrünün her safhasında, her ülkesinde rahatça görürsünüz. Osmanlı’nın insanlara yaşattığı terbiye bizim İslâm anlayışımızın en parlak tecrübesidir.”  Çağımızın çok muhtaç olduğu kamil insan örneğini ben bu kısa seyahatimde bilhassa üç şahsiyet üzerinde müşahede ettim. Bunlar TC Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz ile dost devletimiz Saraybosna’nın Başkanı Aliya İzzet Begoviç ve Bosna müftüsü Reis’ul-ulema Dr. Mustafa Efendi Ceriç idiler. Bir feragat, efendilik ve saygıdeğerlik örneği olarak gördüğüm sayın İzzet Begoviç’i ayrıca yazacağım. Reis’ul-ulema Dr. Mustafa Efendi Ceriç’i tanımak ve dinlemekle cami ve medrese yerlerinde onunla ettiğim latifelerde bu seçkin insana hayranlık duydum. Sayın Ceriç, hakkıyla reis’ul-ulema, barış adamı ve sohbetine doyum olmayan latifesever, güler yüzlü, hakiki bir Osmanlı çelebisi idi. Hayran olduğumuz camileri, çeşmeleri ve hangâhların güzelliğini bize zevkle gösterdi. Reis’ul-ulema’nın başlıca endişesi “Adalet denilirken suçluların boş yere bağışlanması” idi. Sayın Ceriç’in şu değerli sözü aklımdan gitmiyor: “Bu topraklarda Müslüman insanı yeniden inşa etmek zorundayız. Elbette ki Kur’an’ın hakikatleri değişmez ama dünya ile ilgili hükümler değişebilir. Kendimizi bu anlamda çağa uygun insanlar olarak yetiştirmeliyiz. Bunun için eski hukuk, eski fıkıh yetmez Cevdet Paşa’nın Mecelle’de yazdığı gibi “Zaman değişir, Ahkam değişir.” Dördüncü Avrasya İslâm Şûra’sının asıl yapıcısı ve hazırlayıcısı olan Sayın Mehmet Nuri Yılmaz’a gelince: Sohbetlerimiz sırasında onun divan edebiyatına olan vukufunu da zevkle izledim. Ve bilhassa Şûra’nın açılış ve kapanış konuşmalarındaki belagatini zevkle dinledim. Bu konuşmalardan Türkler’e, İslamlara ve insanlara örnek olacak bazı cümleleri sizlere aktarmaktan kendimi alamıyorum. “1990’lı yıllarda sosyalist blok’un bize açtığı yeni ufuk ortak tarihî, dinî, kültürel değerlere sahip Türk ve soydaş toplulukların yeni ufuklara açılışıdır. Bu sebeple onların din adamlarını selamlıyorum.” “Din duygusu insanlara Allah’tan gelmektedir. Nitekim “Allah öldü, ben Allah’ı öldürdüm” diyen meşhur filozof Niçe, sonunda bu deyişinden vazgeçmiş ve kendi sözleri ile eğlenmiştir.” “Din insanları ayırmak için değil birleştirmek içindir. Din dünyanın ve ahiretin mutluluğuna erişmek içindir. Peygamberimiz: Kitap ehli insanlar daima iyi geçim içinde olmalıdır diyor. Esasen din liderleri arasında kaynaşma olmadıkça insanlık huzura ulaşamaz.” “Din daha peygamberimiz zamanında hurafelerden temizlenmiştir. Din zaten hakikattir. Yeni görüşler aramak beyhudedir, yeter ki yaşadığımız çağın farkında olalım.” Bosna halkınca da Mostar ve Travnik’teki ziyaretlerimizde çok sevilen sayın Mehmet Nuri Bey’e Bosna Hersek’li dindaşlarımız büyük sevgi gösterdiler onu Osmanlı’dan bir vezir gelmiş gibi selamladılar ve Travnik halkı medreselerinde, törenlerinde ona “Sizin geldiğiniz bu sabah güneş daha güzel doğdu çünkü Osmanlı’nın adalet ışığı parladı” dediler. Yarın Travnik ve Mostar’da gördüklerimizi ve duygularımızı anlatacağım.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT