BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Karartma geceleri

Karartma geceleri

Kıbrıs benim için her zaman komşu kapısı olmuştur. İlk gittiğimde altı yaşında falandım herhalde.



Kıbrıs benim için her zaman komşu kapısı olmuştur. İlk gittiğimde altı yaşında falandım herhalde. Ondan sonra da aklıma ne zaman esse soluğu adada aldım. Özellikle doğumu Kıbrıs olup da bütün hayatlarını İngiltere’de geçiren çocukları İngiltere doğumlu olan çok sayıda arkadaş edindikten sonra. İlk gidişimde yani henüz ufacık bir çocukken sıkı bir milliyetçi, bir asker kızı olan anneannemin sokaklarda renkten renge girdiğini, sinirden köpürdüğünü görmüş, bir anlam verememiştim. Yanımda bir şeyler konuşuyorlardı ama ben pek anlayamıyordum doğrusu. Yıllar geçtikçe sorunun ne olduğunu anladım. Önce ben de küplere bindim ama sonra bir anlamda alıştım sanırım. Türkiye’den bakıldığında, yıllar önce Rumların haince baskılarından ani bir harekatla kurtardığımız Kıbrıslıların bize minnettar olması gerektiğini sanıyoruz. Halbuki gerçek hiç de böyle değil. Şurada bir aydır yüksek sesle söylenmeye başlanan fikirleri aslında yıllardır mevcut. Öyle bir kaç ayın ürünü değil bu sözler. Gerçeği bilmek istiyor musunuz? Şahit olduğum kadarını aktarayım. Bir kere Kıbrıslılar Türkiye’nin harekat yapmakta çok ama çok geç kaldığını düşünüyorlar. Uzun süre adada yaşanmakta olan drama seyirci kalındığını, neden sonra harekete geçildiğini iddia ediyorlar. Harekattan sonra ise adada yaşayan insan sayısı az olduğundan anavatandan oraya çok sayıda insan gönderildiğini ama bu insanların genellikle doğu bölgelerinden seçilen eğitimsiz ve işsiz güçsüz takımı olduğunu, adaya faydadan çok zararlarının dokunduğunu düşünüyorlar. Bu göçten sonra Kıbrıs’ta hırsızlığın, kavga gürültünün başladığını söylüyorlar. Hatta daha da ileri gidip şehit doktor ve ailesinin katliamının aslında şaibeli bir olay olduğunu fısıldıyorlar. Yani bunu Rumların yapmamış olabileceğini ima ediyorlar. Yüzlerindeki ifadeyi görünce “peki kim yaptı o zaman” diye soramıyorsunuz. Kıbrıs’ın Türkiye ekonomisi üzerinde çok ağır ve lüzumsuz bir yük olduğunu anlamıyor ve kabul etmiyorlar. Onlar üzerinde yaşadıkları küçücük ada ve İngiltere’den başka bir şey bilmiyorlar. Çok azı Türkiye’ye geliyor. Geldiklerinde ise yüzde doksan beşi İzmir’i tercih ediyor. Çok acı bir gerçek ama halkın büyük bir kısmı bizi sevmiyor ve istemiyor. Orada dökülen Mehmetçik kanı falan da umurlarında değil. İstisnaları tenzih ederim ama hoşumuza gitse de gitmese de durum bu. Bana göre adada yaşayan en aklı selim insanlardan birisi sayın Rauf Denktaş. Yakından tanıdığım ve makamında bir kaç kere ziyaret ettiğim bu siyaset duayeni aslında ülkesindeki bu çatlak seslerden haberli ve rahatsız. Ve onun Türkiye yanlısı tutumu bazen sıkıntı yaşamasına sebep oluyor. Avrupa Birliğine bizden önce girme ihtimalleri çok yüksek. Bu olduğu takdirde şu anda kimsenin tanımadığı Kıbrıs pasaportuyla ellerini kollarını sallayarak bütün Avrupa’yı gezecek ve eğer üşenmezlerse ticaret yapabilecekler. Orada çok sevdiğim dostlarım yaşıyor. Yolculuklarımın yarısı tatil köylerinde geçtiyse yarısı da hakiki Kıbrıs köylerinde geçmiştir. Yazdığım gibi düşünmeyenler de var elbette ama onların hepsi yaşça büyük olanlar. Gerçeği yaşamış olup Rum zulmüne şahit olanlar. Şu anda yetişmiş haldeki gençler ise kulaktan dolma ve çarpıtılmış bir sürü safsata ile bilgiyi karıştırıyor. Kıbrıs yüzünden savaş psikolojisiyle nasıl tanışmış olduğumu gayet iyi hatırlıyorum. Sıkı sıkıya kapatılmış perdeler, mümkün olduğunca ışık yakmadan geçirilen geceler ve sürekli açık radyolar. “Acaba ne oldu, ne olacak” sızıları... Karartma geceleri... Devlet yetkililerinin Kıbrıs ile ilgili politikasının ne olacağının bilemem. Ama sade vatandaş bazında yaşananlar bunlar. Sözün Özü Savaş garip bir hastalıktır ve bulaşıcıdır. Levha Barış sanatlarında acemi bir çaylaktır insanoğlu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT