BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Komünizm tehlikesi öcü mü idi? Gerçek mi idi?

Komünizm tehlikesi öcü mü idi? Gerçek mi idi?

Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz Hannover’de, her nedense, Nazım Hikmet’in (ve herhalde o dönemde Komünistlikten yargılanıp mahkum edilmiş diğerlerinin) bugün yargılansalardı, o zamanki yasalar bugün olmadığı için, mahkum edilemeyeceklerini ve de bu sebeple, bugün yargılansalar, suçsuz bulunacaklarını, aklanacaklarını, Hikmet’in “vatandaşlığının” iadesine ve ölüsünün de Türkiye’ye getirilmesinin mümkün olacağını öne sürmüş.



Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz Hannover’de, her nedense, Nazım Hikmet’in (ve herhalde o dönemde Komünistlikten yargılanıp mahkum edilmiş diğerlerinin) bugün yargılansalardı, o zamanki yasalar bugün olmadığı için, mahkum edilemeyeceklerini ve de bu sebeple, bugün yargılansalar, suçsuz bulunacaklarını, aklanacaklarını, Hikmet’in “vatandaşlığının” iadesine ve ölüsünün de Türkiye’ye getirilmesinin mümkün olacağını öne sürmüş. Makabline şamil aklama Bazı malum hukukçular da Yılmaz’ın bu görüşlerini desteklemişler. Ben hukukçu değilim, ama suçların işlendikleri zamanlardaki ortam ve bu koşullara göre zamanında cari kanunlara göre cezalandırılmış kişileri böyle “a posterori”, yani sonradan, günün rüzgârlarına veya koşullarına göre aklamaya kalkışmanın doğru olmayacağını bilecek kadar iz’anım var. Bu “makabline şamillik” eskiden hukuken ve adilane mahkum edilmiş her kişiye teşmil edilseydi, aklanması istenen kişilerin dava dosyaları Arş-ı alayı bulur, idam mahkumlarının açılması istenen mezarlarından da geçilmezdi. “Eski tüfekler” yani Türkiye’de komünist faaliyetinin içinde bulunmuş olanlar ve entel yardakçıları şimdi “Türkiye’de Komünist Tehlikesi yoktu, boş yere öcü oluşturuldu, insanlar nahak yere hırpalandılar” derler. Nazım Hikmet’i aklamak çabaları da bu iddianın bir boyutudur. Mesut Yılmaz da Hannover’deki sözleri ile, maalesef bu düşüncelere destek vermiştir.. 1950’li yıllarda, Amerika’da ,Wisconsin Senatörü Joseph McCarthy hükümete, medyaya ve Holivud’a sızmış Komünistlere karşı kampanya açmış ve tahkikat komisyonları kurdurtmuştu. Topragı bol olsun, McCarthy bu konuda esas itibariyle haklı idi; yani o zaman Amerika’da, devlete, Dışişleri Bakanlığına ve film endüstrisine sızmış ve kurulu düzeni, açıktan açığa veya sinsi sinsi yıkmaya çalışan “yoldaşlar” gerçekten vardı. Ne var ki, Senatör suçlamalarında ölçüyü bir hayli kaçırdı ve bu arada masum insanları da, akrabalıkları, ilişkileri vb. dolayısıyla suçladığı için, neticede gerçek suçlular, “mağdur” addedildiler. Solcular da bunu kullanarak “cadı avı” diye Komünizmle ve Komünistlerle mücadeleyı kamuoyu indinde etkisiz kıldılar. “McCarthycilik”, aşırı sola karşı “haksız” mücadelenin adı olarak kaldı. Zaten solcular süzülmüş yağ gibi suyun üzerine çıkmakta çok mahirdirler; bizde de “ McCarthycilik”, bizim eskı tüfeklere karşı bir dönemde yapılan, sözde, haksız takip ve muamelelerin adı olarak kalmıştır. Öcü mü gerçek mi? Ancak Gürbüz Azak kardeşimiz, dünkü TÜRKIYE’de, kırklı ve hemen sonraki yıllarda, ülkemizdeki Komünizm tehlikesini delilleri ile ortaya koyuyor ve diyor ki: “Türkiye uçurumun kenarından döndü.” Kısacası o yıllarda, Türkiye’nin jeopolitik konumunda Kızılordu ensemizde solurken, Komünizm ideolojık bir fikir mücadelesinden öte, çok gerçek, açık ve yakın bir tehlike idi, hayal, öcü filan değildi! Türkiye’yi Sovyet peyki haline getirmek için yerli Komünistlerin yeraltı faaliyeti gerçekten vardı... Bugün aklanmaya, ölüsünün “milli kahraman” olarak, Türkiye’ye getirilmesine çalışılan Nazım Hikmet de, bu uğurda, şiirleri piyeslerı ve deniz harp okulu öğrencilerini ifsat etmeye çalışması ile bu mücadelenin başını çekenlerdendi. Eğer, bizim eski tüfekler, muratlarına erselerdi, bugün Sovyet peykliğinden kurtulmanın ıstıraplarını yaşar olacaktık. Nasıl bir muamma? Bugün özgürlük ve insan hakları şampiyonları olarak “hortlamış” Komünistlerin, destekçilerinin, ideolojileri nerede egemen olmuşsa tarihin en kanlı rejimlerini oluşturdukları gerçeğini, Lenin ve Stalin gibi binlerce insanın katiline ve bugün de Castro gibi diktatörlere bağlılık ve sevgilerini nasıl izah edebildikleri bir muammadır. Ne var ki, bütün bu çelişkilere ragmen, Komünistler, aşırı solcular, ideolojileri,”Kötülükler İmparatorluğu” Sovyetler Birliği ile fiilen çöktüğü halde dünyada ve de Türkiye’de hâlâ siyaseti yönlendirmeye ve etkilemeye çalışıyorlar. “RADİKAL gazetesinin radikal ekinde kocaman başlık ve bir dizi yazı: SOL VE CUMHURBAŞKANI... Kısacası yeni Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’e sahip çıkmaya ve onu etkilemeye çalışmaktalar. Hiç fali hayır değil!.. Bu konuya yarın devam edeceğim. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI *”McCARTHYCİLİK kollarını sıvamış Amerikanizmdir... Burada, elimde, halen Dışişleri Bakanlığında görev yapmakta olan 250 kişinin (Komünistin) listesi var” JOSEPH MCCARTHY - (1908 -1957) * “Komünizm Avrupa’nın sırtındaki habis bir urdur.” WİNSTON CHURCHILL
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT