BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > DEVLETTE KRİZ!

DEVLETTE KRİZ!


Sezer’in kararnameyi yine iade etmesine Ecevit sert tepki gösterdi... Başbakan’dan muhtıra gibi açıklama "Kararnamenin ikinci defa iadesi ve öne sürülen gerekçeler, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’nun yetki ve görevleri ile Anayasa anlayışları arasında belirgin ayrılıklar bulunduğunu gösteriyor. İki yüksek devlet organı arasında uyumsuzluk bulunması ağır problemlere sebep olur. Devlet yönetiminde esef ve kaygı verici bir durum ortaya çıkmış bulunuyor. Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkisini üstlenmeye kalkışmıştır. Buna hakkı yoktur." Sezer: "Anayasa’ya aykırı. Taslağı imzalamak zorunda değilim." Ecevit: "Devlet yönetiminde esef ve kaygı verici bir durum ortaya çıktı." Yetkiler aşılmasın Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer, iade gerekçesinde, “Yasama, yürütme ve yargı organları kendi alanlarında millete ilişkin egemenliği kullanırlar, birbirlerinin görev ve yetki alanlarına karışmazlar” görüşüne yer verdi.



Cumhurbaşkanı Sezer’in memurların meslekten ihracına ilişkin yeni düzenlemeler getiren 605 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi ikinci kez iade etmesi, devlet zirvesindeki iki kurumu karşı karşıya getirdi. Başbakan Ecevit, iade kararına “Esef ve kaygı verici durum” dedi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yarın yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ele alınacak Kanun Hükmünde Kararnameyi bekletmeden ikinci kez iade etti. Başbakan Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanı Sezer’in memurlarla ilgili kararnameyi iade etmesine sert tepki gösterdi. Cumhurbaşkanı Sezer’in gerekçeli kararının Başbakanlık’a ulaşmasının ardından Başkent’te hareketli saatler yaşandı. Önce Başbakanlık’ta bulunan MHP lideri Devlet Bahçeli ile biraraya gelen Başbakan Ecevit, daha sonra Bulgaristan’da bulunan ANAP Lideri Mesut Yılmaz ile telefonla görüştü. Ecevit, Bahçeli ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile makamında bir saat görüştükten sonra yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı’nın KHK’yı ikinci kez iade edilmesini şaşkınlıkla karşıladıklarını söyledi. Esef verici bir karar İadeyle ilgili olarak, “İki yüksek devlet organı arasında uyumsuzluk bulunması ağır sorunlara neden olur” değerlendirmesinde bulunan Ecevit, devlet yönetiminde esef ve kaygı verici bir durumun ortaya çıktığını bildirdi. Ecevit, kararnamenin Cumhurbaşkanı’nca ikinci kez geri yollanması ve işlemle ilgili olarak öne sürülen gerekçelerin, Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlar Kurulu’nun yetki ve görevleri ile Anayasa anlayışları arasında belirgin ayrılıklar bulunduğunu gösterdiğini söyledi. Bu ayrılıklar giderilmedikçe Cumhurbaşkanlığı ile Bakanlar Kurulu arasında uyum sağlanamayacağını kaydeden Ecevit, şunları söyledi: “İki yüksek devlet organı arasında uyumsuzluk bulunması da ağır sorunlara sebep olur. Oysa Sayın Cumhurbaşkanı KHK’yi Anayasa Mahkemesi’ne sunsaydı sorun çözülürdü. Fakat Sayın Cumhurbaşkanı bu Anayasal süreci uygulamak yerine Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkisini üstlenmeye kalkışmıştır. Buna hakkı yoktur.” Cumhurbaşkanı Sezer’in ret gerekçesinin çelişkilerle dolu olduğunu ifade eden Ecevit, KHK’nin amacının bölücü terör ve laiklik karşıtı eylemlerin devlet yapısına sızmasını önlemek olduğunu kaydetti. Liderler zirvesi toplanacak Ecevit, “Cumhurbaşkanı ile biraraya gelip Anayasa Mahkemesi kararlarını tartışmanız söz konusu olabilir mi?” sorusuna “Biz zaten bu konularda söyleyebileceğimiz her şeyi söyledik. Sayın Cumhurbaşkanı da kendi düşüncelerini söyledi. Daha önce yüz yüze de görüştük. Karşılıklı metinlerle de konuştuk. Halbuki Sayın Cumhurbaşkanı red yazısını biraz önce gönderdi. Şimdi yeniden görüşmenin bir faydası yok. Konuyu koalisyon ortakları olarak yarın (bugün) biraraya gelip, ondan sonra da Bakanlar Kurulu’nda görüşeceğiz. Ciddi bir sorunla karşı karşıyayız” cevabını verdi. Başbakan Ecevit, Meclis’i toplantıya çağırmayacaklarını da sözlerine ekledi. Yılmaz, yorum yapmadı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in memurlarla ilgili kanun hükmündeki kararnameyi ikinci kez iade etmesi konusunda yorum yapmadı. Bir günlük özel ziyaret için Varna’da bulunan Yılmaz, konuyla ilgili yorumu bugün yapılacak liderler zirvesinden sonra yapabileceğini söyledi. Yılmaz, Türkiye’ye dönüşünü de bu sebeple bir kaç saat öne aldığını söyledi. Tartışmaksızın imzalanmaz savı yanlış Cumhurbaşkanı Sezer iade gerekçesinde, Kanun Hükmünde Kararname Taslağı’nın, yeniden gönderildiğine ilişkin eki, Bakanlar Kurulu’nca oluşturulan komisyon tarafından hazırlanan ‘Bilgi Notu’ incelendiği belirtilerek, Cumhurbaşkanı’nın, parlamenter rejimin gereği sayılan ‘sorumsuzluk’ kuralı uyarınca Bakanlar Kurulu’ndan gelen kararnameleri tartışmaksızın imzalamak zorunda olduğu savı’nın geçersiz olduğu kaydedildi. Cumhurbaşkanı Sezer gerekçede “Cumhurbaşkanı Anayasa’ya açıkca aykırı olan bir kanun hükmünde kararname taslağını imzalamamak yükümlülüğündedir. Kanun hükmünde kararnamenin geri gönderilmesi ise imzalanmamasının doğal sonucudur” görüşüne yer verildi. “Anayasa’nın 6. maddesinde, egemenliğin, kayıtsız şartsız ulusun olduğu, Türk Ulusu’nun egemenliğini, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanacağı, hiçbir kimse ya da organın kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı belirtilmiş; yasama, yürütme, yargı organlarının görev ve yetkilerine de 7. 8. ve 9. maddelerinde yer verilmiştir. Kanun hükmünde kararnameler yönünden Cumhurbaşkanı’na verilen görev ve yetki ise yalnızca ‘yayımlamak’tan ibaret değildir. Anayasa Koyucunun, eğer kanun hükmünde kararnameleri yasalar gibi düşünseydi, kuşkusuz bunları da ‘Kanunları yayımlamak’ kuralı içine alırdı. Kanun hükmünde kararnamelerin, ‘kanun hükmünde’ oluşu, yürürlükteki yasaları değiştirip yasa gücünde düzenleme yapabilmesini; ‘kararname’ oluşu ise bu işlemin yürütme organının işlemi olduğunu göstermektedir. Bu niteliği, kanun hükmünde kararnameleri yöntem yönünden ‘kararname rejimi’ne bağlı kılmaktadır. Yürütme yetkisi eşit Öncelikle belirtmek gerekir ki, ‘kararnameleri imzalamak’ düzenlemesiyle öngörülen yalnızca bir ‘görev’ değil, aynı zamanda ‘yetki’dir. Anayasa’nın 8. maddesinde, yürütme ‘yetkisi ve görevi’nin, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği belirtilmiştir. Bu hükümden anlaşılacağı gibi yürütme ‘yetkisi ve görevi’, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’nca birlikte kullanılacaktır. Yürütmenin iki başından birini ‘görevli’, diğerini ‘yetkili’ görmek olanaksızdır.” Anayasa Mahkemesi’nin kararı Cumhurbaşkanlığı’nı bir ‘onay’ ve ‘yayın’ makamı olarak görmenin yanlışlığı Anayasa Mahkemesi’nin 27.04.1993 günlü, E.1992/37,K.1993/18 sayılı kararında ortaya konulmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararında Cumhurbaşkanı Anayasa’ya açıkca aykırı olan bir kanun hükmünde kararname taslağını imzalamamak yükümlülüğündedir. Kanun hükmünde kararnamenin geri gönderilmesi ise, imzalanmamasının doğal sonucudur. ‘Başbakan ve ilgili bakanlar tarafından alınan bir kararın Devlet Başkanı’nca imzalanarak biçimsel olarak tamamlanması söz konusudur” denilerek, biçimsel yönden de olsa, kararnamelerin, Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla tamamlanacağını kabul edilmektedir. Ancak, yine aynı kararda belirtildiği gibi, imzası biçimsel bir tamamlama öğesi de olsa, Cumhurbaşkanı Anayasa’ya ve hukuka aykırı kanun hükmünde kararnameleri imzalamak zorunda değildir. Örnekleri var Cumhurbaşkanı Sezer, memurlarla ilgili KHK’yi iade gerekçesinde, eski Cumhurbaşkanları Kenan Evren, Turgut Özal ve Süleyman Demirel döneminde Toplam 27 KHK taslağının iade edildiğini ve bunun hukuksal bir sorun oluşturmadığını bildirdi. Kararnamelerin Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisi içinde ve O’nun katılmasıyla yapılması gereken hukuksal işlemler olduğu ifade edilen gerekçede, şu görüşlere yer verildi: İmzalamadan geçerlilik kazanmaz “Cumhurbaşkanı’nca imzalanmadığı sürece kararnamelerin geçerlik kazanamayacağı ve yürürlüğe giremeyeceği açıktır. Bakanlar Kurulu’nca alınan bir kararın hukuksal varlık kazanabilmesi için Cumhurbaşkanı’nca imzalanması koşuldur. Tersi durumda, biçimsel yönden tamamlanmayan işlem, taslak olarak kalmaya mahkumdur. Çünkü, kararnameler için ‘Biçim’ koşulu varlık nedenidir.” Memurlara, diğer kamu görevlilerine, yargıçlara ve savcılara ilişkin disiplin konularının Anayasa’nın 129 ve 140’ıncı maddelerinde düzenlendiği, dolayısıyla bunlara ilişkin disiplin suç ve cezalarının Anayasa’nın 38 ve 91’inci maddeleriyle ilgisi bulunmadığı ileri sürülmektedir. Anayasa’nın 129’uncu maddesinde, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin disiplin hukukuna ilişkin genel ilkeler düzenlenmiş; 140. maddesinde de yargıç ve savcıların statü hukukuna ilişkin konuların, bu bağlamda disiplin kovuşturması ve disiplin cezalarının yasayla düzenlenmesi öngörülmüştür. Anayasa’nın 38’inci maddesinde, hiç kimsenin, işlendiği zaman yürürlükte bulunan yasanın suç saymadığı bir eylemden dolayı cezalandırılamayacağı; ceza ve ceza yerine geçen güvenlik önlemlerinin ancak yasayla düzenlenebileceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla, Anayasa’nın anılan kuralları ile, birbirine koşut olarak, disiplin hukukuna ilişkin alanları da içermek üzere suç ve cezaların yasallığı ilkesi getirilmektedir. Anayasa’nın 91. maddesinde bu pekiştirilmekte ve suç ve cezalara ilişkin düzenlemelerin kanun hükmünde kararnamelerle yapılamayacağı vurgulanmaktadır. Keyfi değil hukuki Üçüncü ve son olarak da belirtmek gerekir ki, ancak iki ayrı mahkemenin aynı konuda biribirinden farklı sonuçlara ulaşan kararları arasında ‘çelişki’den söz edilebilir. Aynı mahkemenin, zaman içinde aynı konuda alınmış iki farklı kararı varsa, çelişki değil, ‘içtihat değişikliği’ söz konusudur. Anayasa Mahkemesi, 06.01.1987 günlü kararından sonra aldığı 19.04.1988 ve 04.04.1991 günlü kararlarıyla disiplin suç ve cezalarına ilişkin yargısını oluşturmuş ve bu yargıyı bugüne kadar da değiştirmemiştir. Anayasa’nın bağlayıcı ve buyurucu kurallarına uyulması ‘keyfi’ değil, ‘hukuki’ davranıldığını gösterir. Hukuka saygılı bir Devlet yönetiminden beklenen budur.” Önce Anayasa sonra yetki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’nun, bir kanun hükmünde kararnameyi çıkarırken önce Anayasa’ya, sonra Yetki Yasası’na uygun davranmak zorunda olduğunu belirterek, “Anayasa’ya ve Yetki Yasası’na uygun olmayan kanun hükmünde kararnamelerin imzalanmadan geri gönderilmesi, bu zorunluluğun gereğidir. İmzalamamanın TBMM istencinin dikkate alınmaması anlamına geleceği savı, ancak verilen yetkinin Anayasa ve Yetki Yasası’na uygun kullanılmasına karşın kanun hükmünde kararnamenin imzalanmaması durumunda geçerli olabilir” dedi. Ayrıca, Anayasa’nın 104. maddesinde, Cumhurbaşkanı’na, kanun hükmünde kararnamelerin tümü ya da belirli hükümleri için Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmak görev ve yetkisi verilmiştir. Eleştirilere cevap Disiplin ve görevden uzaklaştırmaya ilişkin düzenlemeleri içeren 604, 606 ve 607 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin Cumhurbaşkanı’nca imzalanmasına karşın, 605 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Tasarısının geri gönderilmesi bir çelişki olarak değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa’nın 38. maddesiyle birlikte okunup değerlendirilen 1988/8 ve 1991/7 sayılı kararlarında, disiplin suç ve cezalarını düzenleyen kurallarla, savunma hakkı, disiplin cezalarına itiraz, disiplin cezalarının kesinleşmesi, ceza ve disiplin kovuşturmalarının bir arada yürütülmesi, zamanaşımı gibi disiplin cezalarıyla doğrudan ilgili kuralların Anayasa’nın 91. maddesindeki yasak alan kapsamına girdiği hükme bağlanmıştır. 604, 606 ve 607 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin ilgili hükümlerinde disiplin suç ve cezaları düzenlenmediği gibi, bu hükümlerin disiplin suç ve cezaları ile doğrudan ilgisi de bulunmamaktadır. Bundan sonra ne olacak Anayasa uzmanları, “Bundan sonra ne olabilir?” sorusuna, “Başbakan Ecevit, ya Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırıp KHK’yı kanunlaştıracak veya kararnameden vazgeçip gündemden çıkaracak” dediler. Anayasa uzmanı Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı, “Cumhurbaşkanı Sezer’in kararnameyi iade etmesinin doğru olmadığını” savundu. Prof. Aldıkaçtı, “Sayın Cumhurbaşkanı, kararnameyi imzalayıp Resmi Gazete’de yayınlandığı anda, hemen Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaktı. Böylece, hukuki anlamda imzalamakla beraber, Anayasa’daki denetim görevine de aykırı hareket etmemiş olurdu” dedi. İstanbul Üniversitesi (İÜ) Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Bakır Çağlar ise Cumhurbaşkanı Sezer’in kararnameyi 2. kez hükümete iade etmesini değerlendirirken, “Sezer, daha önce üye Sezer olarak altına imza attığı Anayasa Mahkemesi kararlarını, bir çeşit hukuk ahlakı açısından uygulamak zorunda idi. Öyle yaptı” dedi. Prof. Çağlar, Cumhurbaşkanı Sezer’in ilk iade yazısında, hukukun üstünlüğü konusu üzerinde durduğunu ve “Bu KHK çıkmazsa hukuksal bir boşluk olmaz, zaten bir yasa var” dediğini hatırlattı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT