BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni bir şiir

Yeni bir şiir

“Arastanın Son Çırağı” Ali Ayçil, şiirinde yerli bir söyleyişin izini sürerek ördüğü kozasını güzel bir eserle taçlandırdı. Genç şair, kitabının gördüğü ilgiden oldukça memnun...



“Göğsümde koca bir gök taşırdım ben/ çerçilerin boncuk sattığı çarşılardan/ elimde atıp vurmaz bir sapan/ avlanırdım hışmımdan naçar düşmüş dallarda/ ustam bazen çok uzak bir yerden gelsin diye/ günün dalgın ipini dolardım makaraya” mısraları avlamıştı beni de... “Arastanın Son Çırağı” yayınlandığında, bütün şiirlerini okuma şansına kavuştum. “Kuru Kök”, “Taşra Sızlanmaları” ana başlıklarıyla sunulan birbirinden güzel şiirlerinin tamamı bu kitapta toplanmıştı. Bu genç ve entellektüel şairin şiirini ortaya koymak için hazırladığım röportajı ilginize sunuyorum... Bir devamlılık Ali Ayçil’in şiiri “yerli” bir söyleyişi içeriyor. Yani ayakları, ait olduğu topraklara basıyor. Bu söyleyişin serüvenini anlatır mısınız? AYÇİL: Türkiye’de yaşayan insanlar yaklaşık üçyüz yıldır, kendi varlık serüvenlerinden peyderpey uzaklaşmaya zorlandılar. Topluma yaşama rüşdünü kazandıran kültürel miras Avrupa ile girilen edilgen ilişki sonucunda erimeye başladı. Bu ülkenin aydınları, yerliliği ve onu temsil eden sembolleri küçümsemeyi bir aydın sorumluluğuymuş gibi kabullendiler. Ben ve benim kuşağım olan diğer genç aydın-şairler, kendilerinden önce yerli durmayı önemseyen az sayıdaki düşünür ve şairin takipçisi oldu. İçinde benim de bulunduğum bu genç kuşak, taşralı yüzümüzü küçümseyen “Batılı” ayna karşısında görüntüsünü bozmamak için diretti. Bizim çocukluk ve gençliğimiz “batılılaşmanın” toplumu tamamen biçimsizleştirdiği bir döneme denk geldi. Yaşananlar karşısında bir tutum almak zorundaydık ve yerliliği tercih ettik. Deryada damla olsak bile bu tercihin önemli olduğunu düşünüyorum. Özel olarak benim şiirim belirttiğim yerlilik tercihi ile irtibatlı olarak gelişti. Bir şair ne kadar uzağa giderse gitsin sonuçta kendi yaşamsal çemberinin dışına çıkamaz. Modernizm şenliği Hüzün, kenarda durma, kendiyle hesaplaşma gibi temel söylemler var şiirin ana kozasında... “Arastanın Son Çırağı”, ironisi ve imgeleriyle nerede duruyor? AYÇİL: Benim şiirim “modernizm” denen şenliğe ergenliğinde katılmış ve katıldığı anda şaşkınlaşmış bir taşralının şiiridir. Doğal olarak çocukluğunun nesneleriyle kopamayan benliğim, sonradan katıldığı hayata bir dışarlıklı olarak baktı. Şiirimin sermayesi; kendi zamanından çıkamayan bir çocuğun artık ölmekte olan eski güzel günlerinden kopmamak için attığı kulaçlardır. Ancak eski zamandan bahsetmenin halk edebiyatına bulaşma tehlikesi her zaman vardır. Ben modern şiirin imge düzenini, bizzat şiirin varlığı için önemli görüyorum. İlk kitabımda yapılması gerekeni yapmaya çalıştım, O da; ölmekte olan bir düzeni modern şiirin imkanlarıyla anlatmaktı. Çevreden merkeze, yani taşradan İstanbul’a bakarken oluşturulmuş şiirler de var kitapta. Şimdi siz de merkezdesiniz. Şiiriniz ve siz hayalkırıklığı yaşadınız mı/yaşıyor musunuz? AYÇİL: Şiirlerimin hemen hemen yarısından çoğu ben henüz taşradayken yayınlandı. Üstelik, Türk edebiyatının en etkin dergilerinden birisi olan “Dergah”ta. Bu, merkezin kaliteli ürünler ortaya kondukça taşraya kapalı kalmadığının bir göstergesiydi. Taşrada yazan her insan İstanbul’u önemser. Burada olmak ikbal basamaklarını daha hızlı çıkmaya yarayacak zannedilir. Bir diğer önemsenen ise İstanbul’da bulunan yazar çizerlerdir. Onlarda ciddi bir birikim olduğu varsayılır. İlk söylediğim bir ölçüde doğru olabilir. Fakat ben İstanbul’da ki yazar- şairleri önemsemekle büyük bir yanılgıya düştüğümü geç olmadan anladım. Ortada malumatfuruşluğu aşan pek az insan vardı ve onlar da bilmenin getirdiği erişkinlikle kıyıda durmayı tercih ediyorlardı. Aşina okurlar Üslup ve dilinizle, yeni şiir söyleyen diğer birkaç arkadaşınızla farklı bir kulvarda duruyorsunuz. Sizin (onlarla birlikte) şiirinizin alıcıları bu durumu nasıl değerlendiriyor? AYÇİL: Benim şiirimin alıcıları, anlam dünyalarıyla benim yaşadığım serüvene aşina olanlardır. Fakat çemberi daraltmak, hem kendi şiirime hem de şiirin doğasına uygun düşmez. Has şiir insanın durduğu her yerde varlığını hissettirir. Okuyucular tarafından öncelik sonralık sıralaması göreli bir durumdur. Evet biz birkaç arkadaş yeni bir şiir yazıyoruz. Gelenekten kopuk olmamakla beraber kendi geleneğini kuran bir kuşağız. Bu kuşağın dildeki ve üsluptaki en ayrıcalıklı özelliği samimi olmalarıdır. Samimi olmak, yani; içinde ne varsa onu dilin tezgahında eğip bükmeden işlemek. Şunu özellikle belirtmeliyim; Türkiye’deki iktidar mekanizması belirttiğiniz genç kuşak şairlerin kültüre yeni bir kan taşımasını engelliyor. Bir şekilde kendilerini kültürel düzenin sembolü haline getirmiş bir sürü vasıfsız insan kendi yerlerini korumak pahasına toplumun acilen ihtiyaç duyduğu yeni solukları boğmaya devam ediyorlar. Sürekli kendilerini ödüllendirerek oynadıkları evcilik oyununa artık bir şekilde son verilmesi gerekiyor. (Şule Yayınları, 0 212 516 82 93) Ýstanbul’daki taþralý 1969 yýlýnda Erzincan’ýn Çayýrlý ilçesinde doðan Ali Ayçil, ilk, orta ve lise öðrenimini Çayýrlý’da tamamladý. Erzurum Atatürk Üniversitesi Kazým Karabekir Eðitim Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Þiirleri Dergâh Dergisi’nde yayýmlandý. Ýstanbul’da yaþýyor ve ilk þiir kitabý “Arastanýn Son Çýraðý” adýyla Þule Yayýnlarý arasýnda çýktý. Gülistan Yeninde çakmak taþý saklý diye babamý boðazda müfrezeler indirmiþler atýndan berrak yüzüm biraz çil, paçalarým ispanyol kayýbýn oðluyum ben yeni moda bir hayta Filitreli ne gezer bir dülgerin kýzýnda gülistan o zamanlar tütüne sarýlýrdý ýsýrganýn deydiði yerleri kaþýndýkça yarýsý kenger sakýz yarýsý duman dolu dar aðzýndan kocaman küfürler savururdu savururdu beni aþk ince kýyýlmýþ Muþ’u derin derin çekerdim altta kalýr yaným yok varsýn caný sýkýlmýþ dilin çilingirleri adýmý döndürsünler olmadýk kapýlarda anamý tenhalýða çekip soradursunlar bulduðu neyin nesi þu kara kuru kýzda yeter ki nazlanmadan giriversin gülistan çaðlalar ýsýrdýðým salkým saçak bostana... Ali daima gençtir hayat bunu unutma açtým sandýðýn yara kurtta serçe saçmasý ne o bastan tarumar ne bekleyen yoruldu gidenin duvaðýný çözdü diye baþkasý
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT