BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > TSK’yı tartışmak...

TSK’yı tartışmak...

30 Ağustos Zafer Bayramı’nda, Ankara ve diğer illerimizdeki kutlamaları, eşimle birlikte, gözlerimiz yaşlı, fakat aynı zamanda da gururla seyrettik.



30 Ağustos Zafer Bayramı’nda, Ankara ve diğer illerimizdeki kutlamaları, eşimle birlikte, gözlerimiz yaşlı, fakat aynı zamanda da gururla seyrettik. “Gözleriniz niçin yaşlı” diye sorarsanız, askerlerimizi, sancağımızı görünce, İstiklal Marşı çalınırken, öteden beri, yani sadece yaşımızdan ötürü değil, hep gözlerimiz yaşarır bizim! İkimizin de asker çocuğu olmamızın, belki bunda etkisi vardır. Ama eminim, özellikle, bizim kuşağımıza mensup olan vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu da, aynı duygusallık içerisindedirler. Bu da, milletimizin, diğer milletlere nazaran, güzel bir ayrıcalığıdır! Bizatihi bu,Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Türk milleti için ifade ettiği, belki de başka hiçbir millette görülmeyen anlamını ve kıymetini; -ordu-millet gerçeğimizi- kanıtlar. Kuyruk acısı... Ama, şimdilerde, bu duyguları beslemeyen, Türk Ordusu, sancak ve İstiklal Marşı denince duygulanmamaları bir tarafa, kırmızı görmüş boğalar gibi tüyleri diken diken olanlar, Türk ordusundan, düşman ordusundan korktuklarından fazla korkanlar, sancağımızı panayır flamaları, subayları “apoletli” protokol memurları haline getirmek isteyenler var. Ordu karşıtlarının bir kısmının kuyruk acıları vardır, bir kısmının da liboş ukalalıkları! Bazı entellerin, hele şu sırada, Zefer Bayramını ve Silahlı Kuvvetler Günü’nü kutladığımız günlerde, TSK’nın konumu konusunda daha doğrusu TSK’nın artık demokratik koşullara, Kopenhag Kriterlerine uyması gerekeceği hususunda, başlattıkları tartışmaya değinmeden önce, bir “Ordu-Millet” olduğumuz gerçeğinin ve bize özgü bir üstünlüğün temelinde bu milli duygusallığın bulunduğunu belirtmek istedim. Mehmet Ali Kışlalı kardeşimin de ısrarla belirttiği gibi, bırakınız içimizdeki bazı kıytırıkları, bize dost olan hatta Türkiye’yi iyi bilen yabancılar da, bunu ve TSK’nın milletimize has konumunu ve kurallarını bir türlü anlayamıyorlar. Mark Parris’in sözleri Bakınız iki yıl görev yaptıktan sonra Türkiye’den ayrılmak üzere olan ABD eski Büyükelçisi Mark Parris dahi HÜRRİYET’in Ankara Temsilcisi Sedat Ergin’e, ülkemiz hakkındaki çok doğru teşhislerinin yanında kısaca şunları söylemiş; Türkiye ekonomide ilerledikçe, AB tam üyeliğine yöneldikçe “Ordunun Türk tarihinin bundan sonraki bölümündeki uygun rolünün ne olması gerektiği konusunda bir tartışmayı da beraberinde getirecektir... Çünkü Ordu yeni yüzyılda geçen yüzyılla uğraşmak durumunda olduğundan çok daha farklı koşullarla karşı karşıya gelecektir...” Bu diplomatik sözlerin çevirisi şu: “Türk ordusunun rolü evrim geçirecek ve bazılarının umuduna göre, ordu ilerde kışlasına çekilecektir:” Bazı dostlarımız bunu hep belki iyi niyetle, iç ve dış düşmanlarımız ve de içimizdeki bazı liboşlar. II. Cumhuriyetçiler, hasret ve umutla beklerler. Çünkü böylelikle önemli bir savunma kalkanımız aşağı indirilecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin son sigortası da gevşetilmiş olacaktır. RAND Raporu İkinci Cumhuriyetçilerden bir yazar, gazetesindeki köşesinde aklınca, TSK’nın rolünü tartışıyor ve Amerika’nın ünlü “think tank”ı RAND’ın bir raporuna ve Mark Parris’in sözlerine dayanarak, TSK’nın Batı normlarına uymadığı kerametini yumurtluyor. Hazrete göre, kamuoyunun, KHK konusunda TSK’nın tercihinin aksi olduğu halde ve bu kararnameye ve Cumhurbaşkanına verdiği destek, TSK irticayı ve bölücülüğü en büyük tehlike addettiği halde, bir kamuoyu araştırmasında halkın bunlara en son sırayı vermesi, dolaylı olarak, TSK’nın halk indindeki saygınlığının ve güveninin de eskisi gibi yüksek olmadığının işaretleri imiş... Yazar, bir iktisatçı sıfatıyla kaçıracağımız bazı “rantların” hesabını yaptıktan sonra yazısını şöyle bağlıyor: “TSK yeni koşullara, diğer tüm kurumlarımız gibi uymak zorundadır. Hem dünyanın gidişatından, hem dayandığı milletin taleplerinden soyutlanacak bir kurumun asıl görevini icra etmesi zordur. Yeni dönemde YAŞ kararlarının hukuken sorgulanmasını, ekonomik (savunma) harcamalarının şeffaflaşmasını da sağlamak zorundayız!” Bu yazarın başından büyük sözler bunlar; zamanı gelince kendisine aynen yutturulmasını, başkalarına bırakıyorum! . TSK kriterleri Şu safhada söyleyeceklerim şudur: Avrupa’nın, kendi tespit ettikleri normları vardır da bunca yıllık millet ve devletimizin, kendi geleneklerimize özgü, deneyimlerimize ve gerçeklerimize dayanan normları yok mudur, olamaz mı? Bunları iki buçuk Avrupalının ve İskandinav’ın, bizim dışımızda tespit ettikleri (kriterlere) feda mı edeceğiz? En sağlam değerlerimizden biri olan ordumuzun bize özgü konumunu evireceğiz, çevireceğiz de, Avrupalılar böyle istiyor, Mark Parris böyle diyor diye koruma kalkanlarımızı aşağıya mı indireceğiz? TSK’yı kışlasına sokacağız da, bunların yerine hangi değerleri koyacağız. Bu noktada gene bize özgü tehdit ve tehlikeler karşısında güvenliğimizi ve korumamızı kimlere emanet edeceğiz? Evrim Türk Silahlı Kuvvetleri, tutucu ve bağnaz değildir. Türkiye’deki bütün kurumlar arasında kendi evrimini, akılcı yöntemlerle oluşturagelmiş bir kurumdur. Elbette ki zamanla şartlara ve gereklere göre genel yöntemleri de evrim geçirecektir. Siyaset alanında da bu evrim, siyasilerin ülke sorunlarında gösterecekleri irade ve duyarlılık, Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun dediği gibi, “siyasilerin, AB kriterlerine uyabildikleri” ölçüde ve dışardan empoze edilmeden zaten olacaktır. Politikacılar Cumhuriyeti ve rejimi korumak hususundaki görevlerini ihmal ederlerse TSK ikaz ve müdaheleleri, Anayasa gereği, kaçınılmaz olur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Türkiye’de rejimin son garantisi olduğu gerçeğini değiştirmeye, ne içerden ne dışardan kimse muvaffak olamayacaktır. Keşke Türkiye’de herkes TSK’nın kriterlerine uyabilse! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI * Milleti yönetenlerin dayanağı hep ordu olmuştur... Diğer milletlerde, ordu ve millet karşı karşıyadırlar... Halbuki bizde ise bunun tam tersi varittir.” Gazi Mustafa Kemal-1925
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT