BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ANADOLU UYANIRKEN iŞTE DENIZLI - 1 -

ANADOLU UYANIRKEN iŞTE DENIZLI - 1 -

Denizli’de pek çok tarihi kalıntı var. Bu kalıntılara sahip çıkılırken bazen ölçü kaçırılıyor. Kefe yaylası Yörük Şenlikleri, öze dönüşün bir adı olsa gerek



Başlarken Denizli’ye ikinci defa yolum düşmüştü. Birincisinde Devlet Bançeli ile partisinin genel başkanlığı yarışında Denizli’ye gitmiştim. Gazeteci olarak dikkatlerimi Bahçeli’nin gezisine teksif ettiğim için, şehir hakkında bir fikir edinecek kadar müşahedem olmamıştı. Bu defa şehrin hayatına nüfuz ettiğim gibi, hepsine gidemezsem bile birkaç kazasını dolaştım. Kefe Yaylası’nda Yörük Şenlikleri’ne katıldım. Bu yörük şenliklerine öze dönüş şenlikleri desem yeridir. Yör-Türk Genel Başkanlığına geçtikten sonra gözle görülür bir çalışma sergileyen sevgili Mustafa Tombuloğlu bize her türlü kolaylığı gösterdi. Yörük Şenlikleri artık Söğüt Yaylası’ndan çıkmış, hemen bütün yurda yayılmaya başlamış. İnsanların kaynaşması, eğlenmesi için bu şenlikler birer fırsat; hem maziyi hatırlıyorsunuz; hem zamanı idrak ediyor, hem geleceği düşünüyorsunuz. Denizli, bir tarih şehri, bir endüstri şehri, bir turizm şehri. Sanki ekmeğini taştan çıkartan çalışkan insanlar burada toplanmış. Denizli’nin röportajımda da işleyeceğim gibi, Denizli’nin işsizi yok gibi. Dizide, umudunu hiçbir zaman yitirmemiş ve altında bir çul varken, şimdi trilyonlara hükmeden insanların hikâyelerini de okuyacaksınız. “Emanet Çeyiz”in hikâyesi de dizimizde. 1924 mübadelesiyle, Denizli-Honaz’dan Yunanistan’a göçen “Rumlar”ın (Bunlara Rum demeye dilim varmıyor, neden diyemediğimi dizide izah edeceğim) dönüş umuduyla çeyizini Türk komşusuna bırakışının ve Kemal Yalçın’ın, emaneti, yıllar sonra Yunanistan’da arayıp bulduğu eski komşularının torununa teslim edişinin hikâyesi ibretlik. Bu yazı dizisinin ortaya çıkmasında Yör-Türk Genel Başkanı fakülteden arkadaşım Mustafa Tombuloğlu’nun ve Honazlı acar gazeteci arkadaşım Özcan Yörük’ün teşviki olmuştur. Kendilerine teşekkür ediyorum. Dr. Arslan Tekin Bir tarih Şehrİ Denizli deyince insanın aklına hemen pençeli, dövüşçü horozlar geliyor. Tabiî bir de Pamukkale’si. Ama onlardan önce aklınıza çalışkan, ekmeğini taştan çıkaran, hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmamış insanlar gelmelidir. Hiç kimsenin devleti suçladığını, devletten birşey beklediğini görmedim. Herkes önce ben niçin teşebbüs etmiyorum, diye düşünüyor. Okumayanlar iş adamı Millî Mücadele’de de düşman İzmir’e çıktığında, Denizli Müftüsü mücadele bayrağını açmış ve halkı savaşa çağırmış. Daha düşmanın yayılıp yayılmayacağı, Denizli’ye girip girmeyeceği belli değil. Ve daha Mustafa Kemal de Millî Mücadele için ortaya çıkmamış. Kayserililerin okuyanı sürünür, okumayanı iş adamı olur bilirdik. Meğer, gösterişi sevmeyen Denizlililer, okuyacaklarına, genç yaşta iş hayatına atılıyor ve kısa zamanda yol alıyorlarmış. Organize sanayi bölgesinde 130 dolayında fabrika var. Bu fabrikaların çoğunun sahibi en fazla lise mezunu imiş. İleride anlatacağım. İki kişiyle tanıştım. Biri Mustafa Değirmenci, diğeri Denizli’nin “Hanım Ağa”sı Neslihan Akça. Birincisi hiç okula gitmemiş, ikinci ise ilkokul diplomalı ama ikisinin de şirketi Denizli’de belki ilk 10 arasına giriyor. Koskoca fabrikalar alınların teri, gözlerinin nuruyla meydana gelmiş. Biz bize benzeyelim Gazeteci olarak birçok yeri dolaşıyoruz. Turistik veya arkeolojik faaliyet diye eski eserleri ortaya çıkarmak için kazılar yapılıyor. Birçok şey bulunuyor ve sergileniyor. Bunların yanında ören yerleri var. Turistik Otellere, iş yerlerine, tanıtım broşürlerine, kitaplarına bakıyorsunuz, gezdiğiniz şehirde birçok yerin ismi ilk çağlardaki isimlerle anılıyor. Tarih kitaplarında, tanıtım kitaplarında, tarihî yâdigâr olarak kalması gerekenler, sanki bizim öz malımız gibi sahipleniliyor. O dönemin hatıralarıyla anılmaktan garip bir zevk alınıyor. Her yerin bir ilk sahibi vardır. Devirler değişiyor, insanlar değişiyor, milletler değişiyor, kültürler, medeniyetler değişiyor. Tarihi bilmeden kendimizi de bilemeyiz. Doğru bir söz ama o bizim olmayan tarihi biz yapmak istersek nesilleri bozar ve başkalaştırırız. Başkalaşan insanlar artık senden benden değildir. Onların gönüllerinin, kafalarının fethi kolaylaşır ve zihnen istilâya uğrarlar. Tarihi bilelim ama kalıcı kültürümüzden de vazgeçmeyelim, diyorum. Denizlililer alınmasın. Bazı ilk çağdan kalan isimlerin öne çıkması, Denizlililere mahsus değil. Pekçok yerde bu böyle. İsim değiştirmek doğru mu? Bazı yerlerde de sık sık isim değiştirmişiz. Kimini Türkçeleştirmek gayesiyle, kimini de, Türkçe olsa dahi, bazı hâdiselere dayanarak değiştirmişiz. Meselâ Honaz’a bağlı bir köy olan Aydınlar’ın adı önce Kömürcüler, sonra Kösten imiş. Neden Aydınlar yapmışlar, biliyor musunuz? Bu köyden hemen herkes okumuş; kimi mühendis, kimi doktor olmuş. Valisi çıkmış, profesörü çıkmış. Okuyan aydın olur diye, adını değiştirmişler. Aydının sosyolojik anlamı bambaşka. İsteyen Cemil Meriç ve Prof. Dr. Erol Güngör’ü okuyarak öğrenir. Biz bu izaha girmeyeceğiz. Eskiden olsaydı isim tarihi unuttururdu. Ama artık bilgi çağındayız. İsim değiştirmek tarihi unutturmaz. Unutmanın da bir anlamı yok. Tarihî şartların getirdiğine herkesin razı olması gerekir. İsim başka dilden gelmişse, söyleyiş zorluğu varsa, Türk fonetiğine uymuyorsa zaruretten dolayı değişebilir. Bunun dışında isim değiştirme gayretkeşlik ve bilgisizliktir. Demek ki isim değiştirmenin iki türlü zararı var. İkisi de benliğimize zarar veriyor. Devam edecek
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86771
    % -0.03
  • 6.0043
    % -0.6
  • 6.7092
    % -0.48
  • 7.6486
    % -0.38
  • 246.92
    % -0.74
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT