BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Enkazlardan dumanlar çıkıyordu...

Enkazlardan dumanlar çıkıyordu...

İki genç yavaşça yürüdüler. Sarıbaş da arkalarından geliyordu. Yolda gördükleri manzaralar karşısından yürekleri parçalanıyor, dayanılmaz acılar duyuyorlardı.



İki genç yavaşça yürüdüler. Sarıbaş da arkalarından geliyordu. Yolda gördükleri manzaralar karşısından yürekleri parçalanıyor, dayanılmaz acılar duyuyorlardı. Çarşı içinden geçerlerken atölyeyi gördü Hakan. Yüzünün hatları gerildi. Yerle bir olmuştu bina. Çaresizce durup seyretti bu korkunç manzarayı. Yapacak hiçbir şey yoktu. Aylin usulca tuttu onu kolundan, sıcacık bir sesle fısıldadı: - Haydi gidelim Hakan... Çaresizce devam etti yürümeye. İskeleye inen yolu polisler kapatmıştı. Geçilmesine izin vermiyorlardı. Çünkü deniz neredeyse sahil yolunun tamamını kaplamıştı. Çökmüştü Karamürsel sahilleri. Meydana geldiklerinde perişan bir halde toplanmış halkı gördüler. Herkes bir köşe bulmuştu kendine. Çoluğunu çocuğunu toplamış, sokağa serdikleri yırtık pırtık bezlerin üzerine oturmuşlar, korkuyla birbirlerine sokulup bekliyorlardı. Elektrik yoktu, sular yoktu. Neredeyse on sekiz saat geçmişti depremin üzerinden. Bu insanların hiçbiri bir lokma bir şey koymamıştı ağzına. Küçük bebeler ağlıyordu açlıktan. Hakan gözlerini kıstı: - Bu insanlara bir şeyler yapmak lazım... Açlıktan, sefillikten ölecek bunlar... Aylin başını salladı: - Haklısın ama bu tür şeyler planlı programlı yapılırsa amacına ulaşır. Şimdi sakin bir kafayla neler yapılabilir oturup bunu düşünmek gerekli Hakan. Bunun için de sağlıklı düşünmek gerekir. Bu yüzden dinlenmek zorundasın. Hiçbir itiraz istemiyorum. Eve gidiyoruz. Bir banyo yap, temizlen, berbat görünüyorsun. Sonra gerekirse yeniden buraya döneriz. Doğru söylüyordu genç kız. Çaresiz boyun eğdi delikanlı. Yürüdüler. Birden bir kenarda ağlayan bir kadına ilişti gözü Hakan’ın. Taş gibi kaldı olduğu yerde. Kısa sürede toparlanarak hemen o tarafa yöneldi. Yanında çalışan çırak Burak’ın annesiydi bu kadın. - Hatice teyze... İyi misiniz? Kadın yaşlı gözlerini kaldırdı baktı genç adama. Ama hiçbir şey görmüyor gibiydi. İleri geri sallanıyordu olduğu yerde. Başıyla yanı başındaki battaniyeyle kaplı yükseltiyi işaret etti. Hakan o taraf döndü, battaniyenin ucunu kaldırdı. Zavallı Burak masum yüzüyle cansız yatıyordu oracıkta. Sanki bir fırtınan içine girmiş gibi savruldu Hakan. Tutundu yere güçlükle. Dudakları titredi, konuşamadı. Gözlerinden yağmur gibi süzüldü yaşlar. Yapacak hiçbir şey yoktu. Bu giden canlardan sadece bir tanesiydi... Eliyle zavallı kadının omzuna dokunmaktan başka bir şey yapamadı. Bir tek kelime edemedi. Yavaşça çömeldiği yerden kalktı. Dayanamayacak bir haldeydi artık. Bacaklarının gücü kalmamıştı. Kanı çekiliyordu sanki. Telaşla kendisine bakan gözleri ıslanmış olan Aylin’e döndü: - Gidelim ne olur, hemen gidelim buradan... Genç kız onun koluna girdi. Biraz daha hızlandılar. Hakan çocukluğunun, gençliğinin geçtiği yerlere baktı. Her yer yerle bir olmuştu. Enkazlardan dumanlar çıkıyordu. Hava karardıkça görüntü daha da korkunçlaşıyordu. Birkaç kişilik grubun yanından geçerken duydular konuşulanları: - Gölcük de yıkılmış, Yalova da... - Adapazarı yerle bir olmuş yahu! - Donanma çökmüş, askerler ölmüş... - Yazlıkçıların hepsi gitmiş... - Fabrikadan sızıntı varmış diyorlar. Zehirli gaz sızıyormuş... - Onu bırak sen rafineri patlamak üzere. Baksana cayır cayır yanıyor... İki genç son bir gayretle yürüdüler. Villaların önüne gelene kadar hiçbir şey konuşmadılar. Hakan sessizce ağlıyordu yürürken. Sinirleri dayanamamıştı böyle bir faciaya. Ekrem bey gördü ilk önce onları. Fırladı yerinden: - Geldiler, çocuklar geldiler... Perişan haldeler... * DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT