BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Burukluğunu belli etmemeye çalıştı...

Burukluğunu belli etmemeye çalıştı...

Hülya akşama kadar dolaştı şehrin içinde. “Bir tanıdığa rastlarım” umuduyla gezindi. Bütün bu saatler esnasında çevrenin halini de yakından görüyor, yaşadığı sarsıntıya yenileri ekleniyor, şoktan şoka giriyordu.



Hülya akşama kadar dolaştı şehrin içinde. “Bir tanıdığa rastlarım” umuduyla gezindi. Bütün bu saatler esnasında çevrenin halini de yakından görüyor, yaşadığı sarsıntıya yenileri ekleniyor, şoktan şoka giriyordu. Sanki bütün ahbapları yok olmuştu. Parkta yan yana uzatılmış cansız bedenleri görünce donuk bakışlarla takıldı bu manzaraya. Kendi ailesinin cansız vücutlarına bile ulaşamamıştı. Tam yedi kez gitti eskiden evinin olduğu sokağa. Hiçbir hareket yoktu. Her sabah uyandığında karşıdaki evin penceresinde küçük bebeğine mama yediren kadını gördü bir seferinde. Kadın deli gibiydi. Bebeğini yitirmişti depremde. Enkazın dibinde oturuyor, çıldırmış gibi kimseyi yaklaştırmıyor, buna yeltenenleri taş atarak uzaklaştırıyordu. Aklı sıra koruyordu yavrusunu. Aklını oynatmıştı. Gözlerinden süzülen yaşlarla izledi onu Hülya... Tekrar geceyi geçirdiği meydanlığa döndüğü zaman akşam olmak üzereydi. Yanında oturduğu Kamile onun geldiğini görünce seslendi: - Hey! Bak şurada para dağıtıyorlar... Hiçbir şeyim yok diyorsun, git al bari... Hızla onun gösterdiği yere döndü. Gerçekten uzun bir kuyruk vardı. Açığa bir masa konmuş, iki kişi oturmuştu başına. İnsanlar masanın önünde kuyruğa girmişler, bekliyorlardı. Koşarak girdi kuyruğun sonuna. Birkaç kuruş para edinebilirse İstanbul’a gidip Tarık’ı bulabilirdi. Ondan sonrası artık kolaydı. Yaklaşık üç saat bekledi kuyrukta. Hava kararmış, masanın üzerine bir gaz lambası getirilip konmuştu. Nihayet sıra geldi genç kıza. Masanın başındaki adam dikkatle baktı yüzüne: - Adın soyadın ne senin? - Hülya... Hülya Başaran... - Evin yıkıldı mı? Başını salladı tedirgin bir üzüntüyle... - Yıkıldı beyefendi. Annemi, babamı, kardeşimi kaybettim. Hiçbir şeyim kalmadı... Adam acıyarak baktı onun yüzüne. Önündeki demir kutuyu açtı, beş tane banknot aldı içinden. Bir daha sayarak koydu kızın önüne: - Al kardeşim. Bu hayır... İzmitli bir iş adamının yardımı... Adını vermek istemiyor... - Allah razı olsun kendisinden. Sağ ol ağabey... Sevinçle yerleştirdi eteğinin cebine paraları. Şimdi kendisini daha rahat hissediyordu. Sabah olur olmaz bir vasıta bulup İstanbul’a hareket etmeliydi. Telaşla ceplerini yokladı. Villanın bekçisinin kendisine verdiği telefon numarasının yerinde durup durmadığına baktı. Eline küçük kağıt parçası gelince rahatladı. Kamile’nin yanına döndü. Kadın onu bekliyormuş gibi atıldı: - Hah! Geldi işte... Al sana yemek ayırdım. Demin dağıttılar, biraz peynir, domates ve ekmek. Yine de şükür. Yarın sıcak yemek çıkacakmış. Bilmiş bir tavırla uzattı gazete kağıdına sarılı kumanyayı. - Para aldın mı kız? Ağzına attığı ekmek parçasını güçlükle çevirerek cevap verdi Hülya: - Aldım Kamile abla, sağ ol! Yarın bir araba bulup İstanbul’a gideceğim. Tarık’ı bulacağım. Kadın dudak büktü. Zeki bakışları vardı: - İyi de kız, hiç mi merak etmiyor senin bu sözlün? Benimki olsa şimdiye yüz defa geldiydi. Bu sözlerden sonra yanında uzanmış uyuklayan kocasına baktı yan gözle. - Nereden gelecek ki Kamile abla?.. Yol mu var! Hem bırakmıyorlarmış kimseyi... Yemeğine devam etti. İçindeki burukluğu belli etmemeye çalıştı. Oysa buradaydı Tarık. Kendisini merak bile etmeden çekip gitmişti. Belki de gelmiş, evi öyle enkaz halinde görünce öldü sanıp gitmişti. Afet o kadar büyüktü ki kimse neler olup bittiğini anlamıyordu. Yemeğini bitirdikten sonra ayaklarını bükerek oturdu. Etrafta hâlâ korkunç bir toz kokusu vardı. Karanlıktı her taraf... *DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT