BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kandil geldiği an...

Kandil geldiği an...

Eskiden Berat Kandili gelince evlerde Ramazan hazırlığına başlanırdı, iki hafta süren bu hazırlık esnasında evler baştan başa yıkanır, sabunlar kesilir kurutulur, kaşar peyniri kelleleri bozulmasın diye pirinç ambarlarına konulurdu.



Ramazan hazırlıklarında asıl ehemmiyet mutfak ve kilere verilirdi. On iki ayın sultanı Ramazan, her şeyden evvel boğaz ve mide ile alakalıdır. Gününden önce alışverişler yapılırdı. Halleri vakitleri yerinde olanlar erzakı mevsimine göre üçer aylık olarak ‘Asmaaltı’ndan alırlar, yük arabalarıyla getirip kilerlerine doldururlardı. O zamanlarda şekerler kelle, daha doğrusu mahruti şeklinde satıldığı için boy boy evlerde kırılır, öyle saklanırdı. Evlerde telle sabun kesilişi ve çekiçle şeker kırılışı eğlenceli olduğundan bu günler kaçırılmazdı. Kuru kahve tane halinde selamlığa verilir, onu uşaklar alevli ateşte ve kalın saçtan yapılmış döner tavada kavururlar ve sapanın üzerine tespit edilen kocaman değirmende çekerlerdi. Tuz da evlerde dövülür, ince ve beyaz sofra tuzları ise yalnız Beyoğlu bakkalların da bulunurdu. Bunun içindir ki, bazı konaklarda çifte taşlı ve ortası oyuklu tuz değirmenlerine rast gelmek mümkündü. Ramazan’a girerken herkes maddi durumuna göre kilerini gözden geçirir, elinden geldiğince önce nevaleyi ve kileri şenlendirirdi. Büyük konaklarda ise bir kalın kiler, bir de ince kiler vardı. Kalın kilerin muhteviyatı Teneke teneke Halep, Urfa yağı, Girit, Edremit ve Ayvalık’ın zeytinyağı, pilavlık mısır, çorbalık ve pilavlık tosya pirinci, çuval çuval un, şeytan külahı gibi sipsivri şekerler, küfe küfe patates, paket paket makarna, tel, arpa veya yıldız şehriye, hoşaflık kuru kayısı, erik, üzüm, yaprak yaprak pestil... Zeytinin envai çeşidi; ufaklı büyüklü karasi, mücellası, yeşili ve kalamatası. Beyaz, çayır, kaşar, kaşkaval, dil, tulum, kirlihanım, hamalökçesi peynirler. Kol gibi pastırmalar, kangal kangal sucuklar... Vişne, çilek, kayısı, erik, ayva, portakal, incir, acem üzümünden reçeller. Gül, frenküzümü, ahududu, turunç ve daha pek çok çeşit şişe şişe şerbetler. Bunlar meyvanın mevsiminde, kadın kadıncık henımefendiler tarafından bizzat veya nezaretleri altında hazırlanıp Ramazan’a saklanır. Pasaklı ve terelelli hatunelli yerlerde de Ramazan kapıya çattığı sıralar, Bahçekapısı’ndaki Udi Cemil’e, Fatih’teki Şekerci Güzeli’ne başvurulurdu. Her evin nevalesi hazır Kenarda, bucaktaki küçük evlerin bile, karınca kararınca ramazaniyelik nevalesi, derli toplu kilerciği, tertemiz, bal dök yala mutfakçığı, duvarında üç dört göz, pırıl pırıl tel dolapçığı olurdu. Kilerlerin tavanlarına hem hava alması hem de farelerden korunması için öteberiler kancalarla tavana asılır, nevale ise ya toprak ya cam, yahut fıçı ve kutu gibi tahta kaplarda saklanırdı. Ta ki Ramazan’a kadar evin hanımı tarafından bu nevaleler korunur, kimse elini süremezdi. Fıkralar Anladık Ramazan başlamış Ramazan hilali görülmeyince oruç tutmanın caiz olmayacağını bilen bir tiryaki, hilali görmemek için evinin pencerelerini kapayıp perdeleri de sımsıkı örter. Geceleri mahalle kahvesine giderken de başını önüne eğermiş, nasılsa bir su birikintisi içinde hilalin aksini görünce ürkerek şöyle demiş: “Hey mübarek! Gözüme mi gireceksin? Anladık işte Ramazan başlamış!...” Ramazan’ın ilk günü Ramazanın birinci günü daima halkta bir acemilik olur. Orucun kendine has tiryakiliği, neşesi, sekri ile henüz ülfet etmeyen vücutlar, dimağlar biraz zahmet çekerdi. Sabahleyin adet edindiği için erkenden yataktan fırlayıp, tam başı ucunda ki tütün paketine sarılırken: “Efendi ne yapıyorsun Ramazan’ı unuttun mu?” ikazıyla kendine gelenler, tramvayda sigarayı ağızlığa takıp tam kibriti çaktığı sırada yanında oturan Hoca Efendi’nin dik dik bakışlarıyla kendilerine gelirlerdi. Burunlarını silmek için mendilini ararken cebinde bulduğu eskiden kalmış bir tek kebap fındığını ağzında çiğneyip yutacağı esnada kaldırım üstünde duran simitçinin “Ramazaniyelik sıcak sıcak!...” avazıyla oruçlu olduğunu hatırlayanlar, hep bu mübarek ilk günde sık tesadüf olunurdu. Yine Ramazanın ilk günü yankesiciler için ıyd-ı ekberdir. Hele ikindiden sonra, Fes yana eğilmiş, gözler süzük, dudaklar morarmış ve kuru, simanın rengi uçuk, bacaklar dermansız, kollar uyuşuk, düğmeler çözük, ceketin etekleri sarkmış, elde içerisi esna-yı rahda gelinip imrenilen her çeşit nesneden birer parça dolu mahut kağıt torba, efendi tramvay bekler. Mevfik kalabalık mı kalabalık. Birbirini sıkıştıran sıkıştırana! Tramvay arabalarının üzerine sinek üşüşmüş birer cesim ve müteharrik akide şekeri gibi gelip geçiyor. -Fesubhanallah, daha ne kadar bekleyeceğiz? Ezana yarım saat var! Derken bir feryat: -Amanın, polis efendi! Canım, nah gidiyor, tutun! Velet başında alamet-i farika-i mahsusası olan kapela, yan sokaklardan birine sapıp kaybolur. Ahali, biçare efendinin yanında. Sualler, mütalaaler, nasihatlar başlar. - İçinde çok para var mıydı? - Alan adamı görmüşsün? - Be adam, ceketin yan cebine de para konur mu? - Zo, bu İstanbul’da şu ara ne kıyak şey oldu. Dünyanın bütün kap kaç herifleri bunda! - Sivilizasyon diye daha ne çeşit işler göreceğiz! - Ti ine kale, kılefeti? - Ayol, ne de tavşan gibi sekti? Bir feryat daha: “Ne karıştırıyorsun ulan? O cebin içinde ben para bulamıyorum ki sen bulasın! (Etraftaki ahaliye dönerek) Köpoğlunun veledi elini boş cebime sokmuş habire araştırıyor, bereket bir şey yok!” İlk efendi melul melul evinin yolunu tutar. İftardan sonra aklını toparlayınca vay evdeki kaşık düşmanının başına gelecekler! Tekmil hıncını ondan çıkaracaktır. * İkdam- 11 Mayıs 1921
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT