BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “İş Hayatımdan Kesitler”

“İş Hayatımdan Kesitler”

Bir gün Ankara Tuslog’dan Amerikalı bir yüzbaşı telefonla şirketimizi arayarak, hiçbir taahhüdü kapsamamak şartıyla bizleri Ankara’ya davet etti. Çok ümitlenmiş ve heyecanlanmıştık...



Dr. Üzeyir Garih... 1954 yılında arkadaşı İshak Alaton’la birlikte yola çıktıkları küçücük Alarko şirketini bugün Türkiye’de ve uluslararası platformda tanınan itibarlı şirketlerden biri haline getiren iki başarılı insandan biri. Bu deneyimlerini birçok kez açık oturumlarda panellerde konferanslarda anlattıkları ve ciltlerle kitap olarak yayınladıkları gibi şimdi de “İş Hayatımdan Kesitler” adıyla hacim olarak mini ama anlam açısından gerçekten her müteşebbisin okuması gereken kitabında sunuyor. İşte kitaptan sizin de ilginizi çekeceğine inandığım ilginç bir anekdot... “İncirlik Üssü’nde Amerikalılarla iş yapmanın öğrettikleri 1960’lı yıllarda Adana’da “Hava Atış Bombardıman Okulu” diye anılan İncirlik Hava Üssü’nde Amerikan askeri polis barakalarının yapım işi ihaleye çıkmıştı. Daha önceden çok iyi bildiğim Adana’yı bir iş dolayısıyla ziyaretimde Adanalı bir dostum beni üssün alakalı Amerikalı subayı ile tanıştırmış ve ihale ile ilgili şartnamelerin birer kopyasını bana verdirmişti. İsmi polis bankaları olan bu tesis, komple klimalı çok dayanıklı binalardı. Bütün imkânlarımızı kullanarak güzel bir teklif hazırlamaya çalıştık. Teklifimizin takdim kısmında o zaman için küçük olan firmamızın iş yapma gücü, becerisi, referansları, girişimciliği ile ilgili geniş bilgi vererek hatırladığım kadarıyla çok ucuz fiyatlarla bir milyon dolar karşılığı bir teklif hazırladık. Durumumuz, fiyatımızın düşüklüğü dolayısıyla iki tarafı keskin bir bıçak görünümündeydi. Bir gün Ankara Tuslog’dan Amerikalı bir yüzbaşı telefonla şirketimizi arayarak, hiçbir taahhüdü kapsamamak şartıyla bizleri Ankara’ya davet etti. Çok ümitlenmiş ve heyecanlanmıştık. O gece otobüse binerek ertesi gün saat 9.00’da Ankara Mithat Paşa Caddesi’ndeki odasına geldim. Çok genç bir kişiydi. Benimle oturarak çeşitli fiyatlarımızı irdeleme yoluna girdi. Birçok fiyatımızı çok ucuz bularak menşe istedi. Zaman darlığından bazı fiyatları tahmin edip teklife dahil etmiştik. Bunları tek tek eliyle koymuş gibi çıkartarak fiyatlarını arttırma yoluna gitmişti. O anda bütün bu işlemleri ucuz fiyatımızı yükseltip işi bir rakibe vermek üzere düzenlediği fikrine kapılmıştım. Görüşmenin sonunda fiyatı hayli artmış teklifin altını bana imzalatarak görüşmeyi sona erdirdi. İşin göz göre göre bizden kaçırıldığı düşüncesiyle aynı gün öğleden sonra otobüsle İstanbul’a döndüm. Çok üzülmüştük. Bir hafta sonra aynı subay gene telefon ederek son şartlarla mutabık isek sözleşmeyi imzalamak üzere Ankara’ya davet etti. Ankara’ya gittiğimde sözü edilen yüzbaşı iki nüsha sözleşmeyi verdi. Sözleşme, teklifimize tamamen uygundu. Birinde “Contracting Officer” yazısının altına bir mühürle ismini yazıp imza etti. Şirketimizin kaşesinin altına imzamı attım. İmza merasiminde bulunan Amerikalı bir genç sekreter hanım “Notary Public” yazılı yere ismini yazıp imzasını attı. Subay elimi sıktı. “Bugünden tezi yok işe başlayabilirsiniz. Teminat mektubunuzu verin derhal avansınızı alın” dedi. Başka bir işleme gereksinim olmaması, o hanımın da hem sekreter hem de noter olması beni çok şaşırtmıştı. İstanbul’a telefon ederek, avans teminat mektubunu aynı gün bankamızın Ankara Şubesi’nden alıp kendilerine verdiğimde çekin derhal tarafıma tevdii, şaşkınlığımı daha da arttırdı. Bir süre sonra “sözleşme subayı”nın tam yetkili olduğunu ve üst düzeyin denetim ve anlaşmazlık dışında bu işlere pek karışmadığını öğrendim. İşin şartları bize göre çok iyi idi ve önemli bir kâr bırakmasını öngörüyorduk. * Devamı yarın
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT