BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kriz bağıra bağıra geldi

Kriz bağıra bağıra geldi

Yıldırım, ülke ekonomisini bir anda uçurumun kenarına getiren, kimine göre “mini”, kimine göre “suni”, kimine göre de “dedikodu” krizinin sebep ve çıkış yollarına değinirken çözümün zamanında müdahale olduğunu savundu.



İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım, son günlerde ülke ekonomisine damgasını vuran krizin ne mini ne de suni olduğunu söyledi. Zamanında müdahale yapılmadığı için kriz yaşandığını ifade eden Yıldırım şu açıklamaları yaptı. Kapan- Sayın Başkan, ekonomi son üç-dört haftada âdeta altüst oldu. Siz böyle bir şeyi bekliyor muydunuz, daha doğrusu bu boyutta bir kriz bekliyor muydunuz? Yıldırım- Şimdi bu işin boyutu, ölçüsü belli olmaz. Ekonomik programla ilgili görüşlerimizi, İstanbul Ticaret Odası olarak ilk üç aydan itibaren şöyle açıkladık; Parasal ekonomik programlar üç, altı, en fazla dokuz ay için uygulanır. Dokuz aydan sonra gerçek projeye dönülmeli. Gerçek proje nedir? Krizin başladığı noktada Türkiye’de sorun neydi? Enflasyonunun yüksek oluşu, işsizlik, ihracatın tıkanması, ithalatın artması, yatırımların durması ve Türkiye’ye yabancı sermayenin gelmemesi. Sorunlar bunlar. Bunlar bilinerek başlandı. Zemin hazırlanmadı Bir de finans sıkıntısı vardı. Şimdi IMF ile Standby anlaşmasını ilk defa Türkiye imzaladı. Niye? Ödemeler dengesinde güçlük olmadıkça, yani dış ödemeler durmadıkça hiçbir ülkede bugüne kadar IMF standby anlaşması uygulamamış. Bizim program başladığında Türkiye’nin dış ödemelerle ilgili hiçbir sıkıntısı yoktu. Bir kere niye Standby ile başladık. Onu o zaman sorguladık, ama maalesef cevap alamadık. İlk üç aydan sonra programın gerçek projeyle entegre edilmesi lazım. Çünkü üç, altı, dokuz aydan sonra sadece finans bu yükü taşıyamaz. Çünkü para her zaman için portföye girer, portföyden çıkar. Kasaya girer, bankaya gider. Bankadan borsaya gider. Borsadan repoya gider, faize gider. Her yere gider. Üç-altı -dokuz aydan maksat zemini hazırlamaktır. Zemin hazırlanmadı. Sorun buradan başlıyor. Oyun içinde oyun Kapan- Yani yapılan açıklamalardaki gibi ne dövize aşırı talebin, ne faizlerin yükselmesinin veya diğerlerinin gerçek faktör olmadığını söylüyorsunuz... Yıldırım- Hayır. Sadece hatalar manzumesi var. Burada devletin bürokrasisinin yeterli olmayışı var. Siyasilerin de yeterli olmayışı var. İşte üçüncü GSM’yi İş Bankası’na sattık. İkibuçuk milyar dolara. Beşyüz milyon da KDV’si, etti üç milyar. İki milyar dolar da yatırım sözü verdi, etti beş milyar. Şimdi bu paranın ilk taksidini yani 575 milyon doları piyasadan toplarken faizler yüzde yüzün üzerinde oluştu. Dengesizlik buradan başladı. Bankalar baktı ki, piyasadan 575 milyon dolar çekilince faizler yüzde yüz ona çıktı. Dediler ki, “piyasadan bir milyar dolar çekersek ki stoklarımız müsait çıkarırız, o zaman faizleri yüzde üçyüze yükseltiriz, biz de Hazine’ye ucuz verdiğimiz kağıtları böylece toparlarız.” Bu oyunu belli başlı üç-dört bankamız oynadı. Nitekim yüzde binlere çıkardılar. Neticede, devlet özelleştirme yapıp para beklerken, sonuçta hazineden Telekom parası kadar bir meblağ, yani altı yedi milyar dolar çıktı. Ve bundan sonra faizleri tekrar 60’lara yetmişlere döndüremezsiniz. Zamanında müdahale olmadı Kapan- Peki krize müdahale etmek için zamanında harekete geçildi mi sizce? Yıldırım- Şimdi zaten krizin gelmekte olduğunu zamanında görebilselerdi, ilk önce İş Bankasının bu parayı iç piyasadan toplama işine karşı çıkarlardı. Bakın şimdi özelleştirme ülkeye para gelsin diye yapılır. Bugün Türk ekonomisinde, üretimde Gayri Safi Milil Hasıla’daki finans kaynakları yeterli değil. Sürekli dışarıya muhtaçlığımız biraz buradan kaynaklanıyor. Yani işletmelerimizin bir varlığı mevcut, ama o üretime ve o hacme göre yeterli değil. Bunu para basarak karşıladığımızda da sürekli olarak Türk parasının değeri düşüyor. Döviz olarak da şu anda bunu getirme imkanı yok. Kaynaklar belli. Ne yapacaksınız bu sefer? Özelleştirmeden yabancı sermaye çekeceksiniz. Biz özelliştirmeyi ne yaptık? Bize likidite veren bankalara verdik. Bir kere hatamız bankaları özelleştirmeye sokmakla başladı. Yani sağ cebimizdekini alıp sol cebimize koyduk. Ekonomik programdaki yanlışlık buradan başlıyor. Kapan- Uzun zamandan beri rant ekonomisinden şikayet ediyorsunuz. Üretim yok, rant kısır döngüsü var. Son üç dört seneden beri hep aynı döngü sonuçta buraya geldi. Peki şimdi bu rant ekonomisinden çıkış için bir yol görünüyor mu? Yabancı sermaye şart Yıldırım- Yok işte, onu söylüyorum. Bakın uygulanan program para ekonomisine göre yapılmış. Bu da üç ay, altı ay, bilemediniz dokuz ay hüküm ifade eder. Yani üçüncü ayda para programı bitmiş olur. Siz o zaman ekomoniyi ülkenizin imkanlarına doğru projelendirirsiniz. Nedir Türkiye’nin imkanları? Kısa zamanda özelleştirmeden kaynak çıkarmak. Bunu dedin beceremedin. Demek ki bir kaynak sıkıntımız var. Bu kaynağı dışardan getirmeye mecbursun. Birbirimizi söğüşlemekle bu iş olmaz. Özelleştirmeyi bundan sonra kesinlikle yabancı sermayeye göre düzenlemek lazım. Bankaları kesinlikle özlleştirmenin içine sokmamak lazım. İkincisi, Türkiye son beş senedir 25 milyar dolar ihracatı 26’ya çıkaramadı. Öncelikle ihracata bir destek vermek lâzım. İşte üç, altı, dokuz aylık para polilitikalarını buna göre dengeleyeceksiniz. Sadece “yüzde 55 enflasyonu yüzde 40’a düşürdüm” demekle “başarı elde ettim” diyemezsiniz. Halkın alım gücü düştü. Onun yerine ihracatı artırmak lazım. Biz dövizde baskılı politika uygulayarak ithalatı patlattık. Şu anda 50 milyar dolar ithalat var. 25 milyar dolar görünen bir açık var. Buna bir on milyar dolar daha ekle. Uzak doğudan, çeşitli yerlerden fona dahil, KDV’ye dahil malların fiyatı düşük gösterilir. Miktarı az gösterilir. Maalesef gümrüklerimiz elek gibi! Yani ülkenin gerçeklerini bileceksin sorunlarına ona göre çare arayacaksın. IMF’nin Cotarelli’si bilmez. Onlar şablon ekonomiyi getirip uygular. Ben demiyorum IMF’in dışında da biz kararlar alalım. Dünyada global finans boyutları var, ama benim ülkemin de kendisine göre ekonomik yapısı var. İster istemez bu ekonomik yapıya uygunlukta modeller oluşturmak zorundasınız. Kapan- Tekrar dış ticaret açığına dönersek... Yıldırım- Şimdi otuz milyar dolar açık var. Neyle kapatacaksınız bunu? Olaya böyle bakalım. Elli milyar resmi, on milyar gayri resmi ithalatın var. Buna karşılık 25 milyar dolar ihracat var. Ee bir on milyar dolar da turizm ve navlun geliri var. Etti otuz beş. Geriye otuz milyar dolar. Hesabı buna göre yapmak lazım. Türkiye bugüne kadar bu hesabı yapmadı. Üretim şart Kapan- Bu hesabı şimdi yapmaya başladı? Önünüzde yeni vergilerle ilgili haber metni var... Yıldırım- Şimdi bu hesapla da toplayamazsın. Bu iç para. Senin dışarıya verdiğin dış paradan. İç parayla dış parayı satınaldığın müddetçe senin cari harcamaların sürekli açık verir. Şimdi Türkiye’nin akılcı projeler geliştirmesi lazım. Nedir bunlar? Turizm gelirlerini arttırması lazım. Üretimini artırmalı.. Finansla oynayarak istikrarı yakalayamazsınız. Neyle yakalarsınız, üretimle, ihracatla. Bunu sağladığınız zaman Türkiye istikrarlı bir şekilde enflasyonu düşürebilir. Üretimi arttırmadan zaten istihdam da sağlayamazsın.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT