BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir "Savaş" olayı

Bir "Savaş" olayı

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ikinci derecede oy alan Sabih Kanadoğlu'nu Yargıtay Başsavcılığı'na atayıp, şimdiki Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ı, en fazla oyu aldığı halde, ikinci defa atamadı.



Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ikinci derecede oy alan Sabih Kanadoğlu'nu Yargıtay Başsavcılığı'na atayıp, şimdiki Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ı, en fazla oyu aldığı halde, ikinci defa atamadı. Sayın Sezer, Vural Savaş'ın dediği gibi, şerefli görevinde devam etmesıne, kendisine has gerekçelerle "izin vermemiştir". Bunu, iki yıl öncesinden beri zaten tahmin ediyordum; benim için sürpriz olmadı! Sayın Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı iken HADEP konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Savaş, Anayasa Mahkemesi Başkanı Sezer'den, HADEP'in seçimlere katılmasını önlemesini istiyor ve Sezer de "Hukukun üstünlüğü" diyerek buna razı olmuyor ve konuşmalarında da Vural Savaş'a dokunduruyordu. Anlayış farkları Aralarında, hukuk anlayışı, Türkiye'nin sorunlarını anlayış ve yakın dostlarının kimler olduğu bakımından çok fark var. Mesela, Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, Vural Savaş'tan düşünce bazında, ülke meseleleri konusunda ne kadar uzaksa, Cumhurbaşkanına o kadar yakındır. Ancak burada yeni Başsavcı Kanadoğlu hakkında da, hemen hüküm vermeyeyim, haksızlık yapmayayım. Tayini inşallah hayırlı olur. Ne var ki, Vural Savaş'ın ülkenin çok zorlu badirelerden geçtiği sırada Başsavcılıktan ayrılması, daha doğrusu "ayırtılması", ülke çıkarları açısından talihsiz olmuştur. Bunu anlamak için, onun yeniden atanmaması üzerine zafer çığlıkları atanların kimlik ve kişiliklerine bakmak yeter. İrtica taraftarı, bölücüler velhasıl Cumhuriyete karşı çaba ve eylemlerinde karşılarında hep bu korkusuz, kendi deyimleriyle "laikçi" savcıyı bulmuş olanlar bayram ediyorlar. Eski Anayasa Mahkemesi'nin Atatürkçü Başkanı Yekta Güngör görevden ayrıldığında da aynı şekilde sevinmişlerdi. Hukuk mu? Adalet mi? "Hukuk", şu son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Amerika'da da görüldüğü gibi, mutlak bir şey değil. Avukatların, hukukçuların hatta yargıçların hepsi, muhakkak adaleti sağlamıyorlar. Aksine, hele partizan ve ideolojik saplantıları olanlar, kanunların ve hukukun boşluklarından yararlanarak adaleti ifsad edebiliyorlar. Hukuku her zaman ülke çıkarları uğruna kullanmıyorlar, aksine hukuku, hatta kanunları, bu çıkarların önüne engel yapabiliyorlar. Vural Savaş, TC'nin ve Atatürk ilkelerinin korkusuz bir savunucusu idi. Bunu anlamak için geçenlerde yayınlanan ve düşüncelerini, icraatını ortaya koyan "İrtica ve Bölücülüğe Karşı Militan Demokrasi" kitabını okumanızı tavsiye ederim. Onun düşünceleri, benim düşüncelerimle büyük ölçüde örtüşüyor, çakışıyor. Vural Savaş, toplumuzun ortasından geçen derin fay hattının bu, vatanperver ve milliyetçi tarafında ve onun için de Çetin Altan vb. gibilerin hep hücumlarına hedef olmuştur. Savaş'ın, Cumhurbaşkanının kararı üzerine bu haksız kararı içine sindirememiş olması doğaldır. Türkiye'de bütün kesimler de sindiremeyeceklerdir ve yeni Cumhurbaşkanının bu anlamlı tercihine de yeni bir "mim" konulmuş olacaktır. Gene fay hattı Bu engel de ortadan kalktıktan sonra fay hattının öteki tarafındaki gaflet, hıyanet ve dalalet sahiplerinin bundan sonraki faaliyetlerini, özellike TSK'nın Cumhuriyeti kollamak ve koruma görevlerini hakkıyla yapamaz hale getirmek yolundaki çabaları ibret ve dikkatle izlemek gerekecek. Vural Savaş'ın mücadelesinin de sona ermiş olduğunu sanmayınız; onun sesi şimdi daha gür çıkacak! Operasyon Televizyonlarda, cezaevlerindeki vahşet manzaralarını gördükçe, bu vahşet erbabına, "içerdeki arkadaşlara", güya demokrasi ve özgürlük uğruna arka çıkmış olanlara, özellikle bazı sanatçı yazar ve türkücü takımına ve de "hipokrit" hekim takımına, hayret ve infialim artmakta... Cezaevlerine devleti, on yıl boyunca, idarei maslahatçılıkları ve korkaklıkları yüzünden sokmayan tüm görevlilere de... Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ü, en sonunda gereken iradeyi gösterdiği, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ı da devlet iradesini kuvvetle kullandığı, için tebrik ediyorum... Ve asıl kahraman Jandarma ve Çevik Kuvvet polislerini, komutan ve şeflerini de candan kucaklıyorum. Polisler böylelikle bağırlarına taş basıp devlete bağlılıklarını kanıtladılar. Radikal'de İsmet Berkan, kardeşimiz operasyonlardaki örgüt liderleri tarafından yakılanları gösteren sahnelerin TV'lere verilmesinden ve dağıtılmasından rahatsız olmuş. Acaba kendileri ve ben dahil on yıldır bu sahnelerin hapishanelerde hazırlandığını bilmiyor mu idik ve bu gerçeklerden rahatsız olmadık da şimdi hem gerçekleri (ilerde suç gene jandarma ve polislere) yüklenmesin diye hem de dünya aleme gerçeklerı ibreti alem için göstermek maksadıyle açıkça gösterilmesinden mi "rahatsız" olacağız? Geçin efendiler, geçin! Geçen yazımda, iki uç yazarlarının, operasyonların komplo veya provokasyon olduğunu iddia eden ve böylelikle aynı "atıksu" kanalında birleştiklerini yazmıştım. O kanalizasyonda birleşen başkaları da var: İBDA-C denilen irtica örgütü ve tabii PKK'cılar! Özgür Gündem gazetesi bu operasyonların "Devlet Manipülasyonu" olduğunu iddia ediyor. Bir söz vardır; "Ahlaksızlık kendisine arkadaş arar!" GÜNÜN FİKİR KIRINTISI Kurdu kulaklarından yakaladık; ne bırakabiliyoruz, ne de tutabiliyoruz... Terazinin bir kefesinde adalet, diğerinde de varoluşumuz var. Thomas Jefferson (ABD'nin ilk başkanlarından)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT