BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye'ye tehdit doğru yol değil

Türkiye'ye tehdit doğru yol değil

Türkiye'nin NATO Daimî Temsilcisi Büyükelçi Onur Öymen, Avrupa'da bazı ülkelerin aba altından sopa göstermelerinin doğru bir yöntem olmadığını söyledi



Türkiye'nin NATO Daimî Temsilcisi Büyükelçi Onur Öymen, Avrupa'nın bazı ülkelerinin basın yoluyla Türkiye'ye adeta aba altından sopa göstererek tehditler savurduğunu belirterek, "Türkiye'ye şantaj yapmak, bedel ödetmek ve tehditlerde bulunmak doğru yol değil. Zira biz her açıdan haklı konumdayız" dedi. Öymen, Türkiye'nin ittifakta izole olduğu yönündeki iddiaya ise "NATO kültüründe 18 ülkenin bir ülkeden daha büyük olduğuna dair bir kural bulunmamaktadır" yorumunu yaptı. Büyükelçi Öymen ittifakla ilgili sorulara şu cevapları verdi: Görüşlerimizde kararlıyız ¥ Kaya: "Türkiye ilk kez NATO kartını kullanarak kararlı bir politika izliyor" yorumunu nasıl karşılıyorsunuz? Öymen: Temel güvenlik çıkarlarımızı ilgilendiren konularda geri adım atmadık bu doğrudur, ama bunu atmaya da zaten hiçbir hükümetin taraftar olacağını tahmin etmiyoruz. Aksi takdirde sırf uzlaşmak uğruna temel güvenlik çıkarlarından fedakârlıkta bulunduğunuz zaman ileride bunun bedeli büyük olabilir. Türkiye'ye yönelik bazı telkinlerde bulunuldu, doğrudur. Türkiye başındanberi görüşlerini kararlılıkla savunmaya devam etmiştir. O bakımdan Türkiye'nin tutumunun bu gibi telkin veya imâlarla etkilenmeyeceğini herkes görmüştür, anlamıştır. Türkiye başka ülkeleri her zaman dikkate almakla birlikte bu gibi imâlarda bulunmaları dolayısıyla ulusal güvenlik çıkarlarından vazgeçecek değildir. Bu ifadelerin amacı basın yoluyla Türkiye'yi etkilemekse Türkiye bundan da etkilenmez. ¥ Kaya: Türkiye 50 yıl boyunca her türlü fedakârlıkta bulundu. Halkının kalkınmasından bedel ödedi ve Avrupa savunması için adeta jandarmalık yaptı. Şimdi Avrupa savunmasından dışlanmaya çalışılıyor; "Sen üye değilsin hukuken seni aramıza alamayız" deniyor. Bu çifte standart ve kötü niyetli bir davranış değil mi? Öymen: Biz hiç kimseye kötü niyet atfetmiyoruz. O bakımdan Türkiye'nin bu konudaki tezleri çok sağlamdır, hukuka uygundur. NATO'nun şimdiye kadar en üst düzeyde kabul ettiği ilkelere uygundur. Yani Türkiye'yi tek başınaymış gibi takdim edenlere de söylenecek bir şey var, "NATO kültüründe 18, 1'den büyük değildir." Biz "eğer siyasi tercihiniz katılım yönünde ise o zaman buna hukukî bir çözüm bulabileceğimize inanıyoruz" diyoruz. İlişkileri engellemiyoruz ¥ Kaya: Bu karşılıklı restleşmelerin ve ciddi tartışmaların sonu nereye varır? Öymen: Bu konular görüşülmeye devam edilecektir. Makul zeminlerde çözüm aranacaktır ve Türkiye de ulusal güvenlik çıkarlarının gerektirdiği hassasiyeti göstermeye devam edecektir. İnanıyorum ki NATO içindeki uzlaşma kültürü sonucunda bir neticeye varılacaktır. Yani sadece bir ülkeye baskı yaparak bir çözüme ulaşılmasının yeri NATO değildir. Şimdiye kadar Türkiye'nin savunduğu görüşlerin hiçbiri hiçbir NATO ülkesinin ulusal güvenlik çıkarlarına zarar verecek nitelikte değildir. Somut örnekler de vererek Türkiye'nin beklentilerinin AB'nin temel kurallarına, hukukuna, yapısına aykırı olmadığını kanıtlamaya çalışıyoruz. Herkes şunu çok iyi anlamıştır ki; Türkiye'nin temel çıkarları söz konusu olduğunda bu ülkeye çeşitli yöntemler uygulayarak etkide bulunmak, Türkiye'yi temel çıkarlarından vazgeçirmek mümkün değildir ve bu hassasiyet ve kararlılığımızı da sürdüreceğimize inanıyorum. Türkiye AB-NATO ilişkilerini engellemiyor. Türkiye üye olmasını istediği bir kuruluşun güçlü olmasını ister. ¥ Kaya: "Türkiye AB'ye ön kapıdan değil, kışla kapısından girmeye çalışıyor" yorumlarına ne diyor sunuz? Öymen: Her meseleyi her konuyu kendi boyutu içinde değerlendirmek lâzım. "AGSK konusu çözülürse Türkiye'nin üyeliğini hızlandırır mı, yavaşlatır mı? Çözmezsek üyeliğimiz büsbütün zora mı girer." Bu tartışmalar çok sağlıklı değil. Böyle imâ yollu tehditlerle Türkiye'nin güvenlik çıkarlarından vazgeçmesini kimse beklememelidir. Bütün mesele bunların birbiriyle nasıl bağdaştırılacağıdır. Bir gün bir konuda tam mutabakata varılmadı diye bunu dünyanın sonu gibi görmemek lâzım. Kimse de NATO'da bunu böyle görmüyor. Türkiye-AB ilişkilerinin darbe yiyeceğini düşünenler olabilir, ancak bu isabetli yaklaşım değil. Bu konuda mübalâğdan kaçınmak lâzım. Yunanistan'la yakınız ¥ Kaya: Peki Yunanistan ile NATO boyutlu ilişkiler nasıl gidiyor? Öymen: "Dısplay Determınatıon" tatbikatında Yunanistan ile NATO arasında uyuşmazlıklar olduysa da geçen yıl bu alanda kaydedilen gelişmeleri küçümsememek lâzım. NATO açısından bakıldığında yeni komuta kontrol yapılarının işletmeye başlaması ve bu gibi tatbikatların yapılabilmesi çok uzun yıllardan beri görülememiş konulardı. Yıl sonuna doğru Türkiye ile Yunanistan arasında iki ülke büyükelçilerinin genel sekreterin başkanlığında güven artırıcı önlemleri görüşmelerine başlamaları ve mutabakata varılmış olması önemlidir. Bundan birkaç yıl öncesine kıyaslanamayacak kadar ilerleme olduğu doğrudur. Toplam 17 güven artırıcı tedbir tespit edilmiştir. İki ülke arasında gözle görülür bir yakınlaşma olduğunu söylemek mümkündür. Taraflar birbirlerinin görüşlerini daha iyi anlıyor. Gerektiğinde birbirlerine destek oluyor. Ve birbirlerini engellemekten mümkün olduğu ölçüde kaçınıyor. Şu ana kadar ki gelişmeler umut vericidir. Tabii NATO bağlamında. 2000, Türkiye-AB ilişkilerinde kayıp yıl Ankara Anlaşması'nın imzalanmasından sonra Türkiye AB ilişkilerini kendisine görev addeden İktisadî Kalkınma Vakfı'nın (İKV) AB temsilcisi Dr. Halûk Nuray, 2000'i ilişkilerde kayıp yıl olarak gördüğünü söyledi. Yeni yıla girerken Türkiye-AB ilişkilerini gazetemize değerlendiren Nuray, "2000 sadece Türkiye açısından mı kayıp yıl oldu?" sorusuna ise şu cevabı verdi: Bana göre hayır. AB de kaybetti. Türkiye'yi içine almak AB için yük değildir. Negatif gelişmeye rağmen onlar da Türkiye'yi içeride tutmak için gayret gösteriyor. Dünyanın en sorunlu bölgesinde istikrar anıtı olarak duran Türkiye'nin istikrarsızlığa itilmesi ya da AB'den, Avrupa'dan, batı toplumundan uzaklaşması kimsenin lehine değildir. Kritik döneme giriliyor Senelik programın içinde Türkiye yok gibi gözüküyor. Teknik çalışmanın içinde yok. İnsanların kafası karışıyor 'ne kadar süremiz var?', 'Türkiye 10 yılı mı hedeflemeli?', 'AB böyle mi düşünüyor? Eğer 10 yılı düşünüyorsa ben niye bir yılda her şeyi yapacağim?' diye değerlendirmeler olabilir. 2001 ve 2002 yılları kritik yıllar. Bu yılları kaçırmamak lâzım. Bu momentum kaçarsa Avrupa'nın genişleme üzerindeki heyecanı sönerse bunu tekrar sadece Türkiye'ye doğru genişleme için canlandırmak çok zor. Şu anda bir ateş yanıyor genişleme ateşi. Bu ateş sönecek zaten zoraki yanık tutulan bir ateş.." AB haksızlık ediyor Nuray, "Avrupalı Liderler niçin Nice'te Türkiye'yi 10 yıllık vizyona dahil etmediler? sorusunu ise şu karşılığı verdi: Ellerini kavuşturup 'ben söyleyeceğimi söyledim, hadi bakalım sen de ne yapabiliyorsan yap, senenin sonunda bir daha değerlendireyim' gibi bir yaklaşımla bu iş yürümez. Çünkü geri kalan 12 aday ülkenin hiçbirine böyle yapılmıyor. Herbirinin önüne bir program konur konmaz, programı destekleyecek bütün unsurlar da tepsi içinde sunuluyor. Bunun içinde malî yardımlar, siyasi destekler, işbirliği mekanizmaları, uluslararası arenada destek var. Bunun içinde çok büyük ölçüde yabancı yatırımlar var. Türkiye'ye hiçbirini vermeyip sonra da 'bak onlar ne kadar hızlı hareket ediyorlar, ne kadar iyi ilerliyorlar, sen hiç yerinden bile kıpırdamıyorsun' demek AB açısından bir haksızlık olur. Tek tarafın gayretiyle bu iş yürümez iki tarafın elele olduğu bir pozisyona yaklaşması lâzım."
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT