BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türküler yaşıyor

Türküler yaşıyor

Sevinç Çokum'un, "Kampana" başlığıyla geçen hafta (18 Aralık 2000) bu köşede çok dikkat çekici bir yazısı yayımlandı.



Sevinç Çokum'un, "Kampana" başlığıyla geçen hafta (18 Aralık 2000) bu köşede çok dikkat çekici bir yazısı yayımlandı. Mutlaka okunması gereken bu yazıda, son haftalarda televizyon ekranlarına bir kene gibi yapışan yarışma programları eleştiriliyor, bu yarışmalardaki sorular karşısındaki cehaletimiz ele veriliyordu. Çokum, yazısının bir yerinde, "Yeni kuşaklar için birçok kelime ve kavram ölüdür yazık ki; ilkokul çocuğu Yemenim türküsünü söylüyor. Hani bilirsiniz... Yemenimde hare var... Çocuk türküyü kendi algılamasıyla şöyle söylüyor: Yemeğimde fare var..." Radyoya dikkat Bu bir kara mizah değil de nedir? Aslında, mizah değil bir trajedidir. Çokum'un kaygısını anlıyorum. O'na katılıyorum ama çok şükür ki, bu ülkenin genç insanı kendi kültürünü "özümseyerek" öğreniyor, "irdeleyerek" hıfzediyor. Özellikle türküler konusunda o kadar iyi gelişmeler yaşanıyor ki, çağın gelip geçici modalarının bu müthiş eserleri yoketmesi mümkün gibi görünmüyor; hatta bu modaların bile türkülerle yeni bir mecraya gittiği gözlemleniyor. Türkülerin yaşadığını ve yaşayacağını öğrenebilmek için son bir yıl içinde çıkan müzik albümlerine bakmamız; ancak, daha seçici olabilmek için özellikle TRT radyolarına kulak vermemiz yeterli olur sanırım. İki hafta önce, kadîm dost Ahmet Özdemir'in metin yazarlığını yaptığı "Radyo Sanatçıları Türk Halk Müziği Bayram Özel Konseri"nin çekimlerine katıldık. Bu tür etkinliklerden sıkılan eşim, kızım ve yakın akraba çevrem de dahil olmak üzere o kadar "keyifli" dakikalar geçirdik ki, türkülerin ölmeyeceğini bir kere daha anladık. (Meraklısı için not: Bu bir saatlik konser, 28 Aralık Perşembe Günü Radyo 1'de saat 21.03'ten itibaren yayınlanacak). Bayram gelmiş... Çoğu ekranlarda görülmeyen ancak sanatlarını mükemmel derecede icra eden sanatçılar Sinop, Yozgat, Sivas, Erzincan, Diyarbakır, Şanlıurfa, Aksaray, Kilis... yörelerine ait birbirinden güzel türküleri öylesine ustalıkla seslendirdiler ki, şef Şakir Öner Günhan'a çok iş kalmadı bile. Yılların en başarılı kadın sesi Nursaç Öner Günhan'ın seslendirdiği "Bayram gelip elime elimize/ Name düşüp dilime dilimize/ Gönlüm güler, elim güler, güzel civan" diye devam eden Azeri türküsü ile, yine usta ses Tuğrul Şan'ın söylediği "Mektup derken şiir oldu bak gene" bozlağı ve "Ayrıldım güler miyim/ Ayrılık diler miyim" türkülerini özellikle tavsiye ediyorum. Türk halk müziği yaşıyor dostlar, daha da çok yaşaması bizim elimizde... Adem'in 'kitap'çıkları Adem Özbay, müteşebbis ruha sahip genç bir şair, yazar... Geçen hafta Hayat Yayınları arasında çıkan Bilgi Teknolojileri Dizisi ile geniş kesimlerce adından söz ettiren ama bu arada edebiyatı da ihmal etmeyen bu genç adam, Ay Vakti Dergisi'ni de hazırlıyor. Özbay, derginin ilk yayını olarak da kendi kitaplarından ikisini okuyucularıyla buluşturdu; "Kayıp Hikâye" ve "Eliften Yalnızlık". Aslında bu iki eser, kitaptan çok broşür görüntüsünde. Alışılmadık bir ebatta sunulan kitapların biri şiir, diğeri öykü. Kendine has lirizmi ile oluşturduğu şiirlerinde özellikle aşk temasını yoğun bir biçimde işleyen Özbay, "Kayıp Hikâye"de de bu özelliğini nesire yansıtıyor. "Kalbine güven/ aşka güven/ melekleri sev/ O'nu sev/ yalnızlıktan korkma/ düşlerini izle/ ellerimden tut/ kalbimden tut/ tebessüm et/ şarkı söyle/ firar et/ ve/ hiçbirinden pişman olma" diyen Adem Özbay, okuyucularını pişman etmeyecek bir iş başarmış... (0 216 328 26 36, P.K. 35 Ümraniye, İstanbul) ALKIŞ: Bir asırlık gelenek Ekmek, bizim için bir nimet; bunu iyi biliyoruz. Ama ekmeğin bir kültür işi olduğunu Batı'ya dönüp baktığımızda daha iyi anlıyoruz ve mutlu oluyoruz; çünkü ekmek kültürü, sadece Türk halkında yüce bir makama taşınmış durumda. Bu konuda önemli çalışmalar yapan ve sadece "ekmek" değil, Türk'ün mutfak kültüründe baş köşeyi işgal eden bazı çeşitlerde de önemli bir yere sahip olan Karafırın'dan bahsetmek istiyorum. 1900'lü yılların başında Rize'de başlayan ekmek macerasını çağdaş teknolojilerle İstanbul'da yaşatmaya ve yaymaya devam eden Karafırın'ın Genel Müdürü Hasan Yıldırım, onlarca çeşidiyle, aldığı ödüllerle, açtığı birçok şubesiyle ve yurtdışındaki başarılarıyla sadece bir sektör olmaktan çok, kendilerini bir misyon kurumu olarak ortaya koyduklarının altını çiziyor. Teknolojik destek Karafırın, kurucularının 1800'lü yılların sonunda Kafkasya'dan Rize'ye göç eden bir ailenin nesilden nesile intikal ederek getirdikleri 102 yıllık bir kurum. Ancak bir marka olarak "Karafırın", 1992 yılında kuruluyor. Rize'de kurulan ilk fırın uzun yıllar bu şehirde hizmet verdikten sonra Eskişehir'e ve oradan da İstanbul'a taşınıyor. Hasan Yıldırım, faaliyetlerinin daha çok şehir merkezli olduğunu belirterek, "Bizim Türk geleneğinde ekmeği kendi evinde yapıp tüketme hâlâ çok yaygın. Dolayısıyla bu sahada bütün Türkiye'de yaygınlaşma imkanı sınırlıdır. Biz daha çok Avrupalılaşmış bir topluluğa pasta türü başta olmak üzere diğer unlu mamüllerde hizmet veriyoruz. Bizim insanımız her türlü değişmeye ve teknolojik gelişmeye rağmen kendi ekmeğini kendisi pişirme geleneğini sürdürüyor" diyor. YORDAM: Belki de kaçmak en kolay yoldur, gerçeklerle yüz yüze gelmekten. Belki de kaçmak, bir gerçeği yaşamamanın en güç yoludur. Kaçan suçlanır hemen; kaçıyor diye; oysa ki onun ruh durumunu anlamak istemez karşısındaki. Öte yandan öteki de haklıdır hiç kuşkusuz; çünkü hüzün gölünde kalıvermiştir, tek başına. Tek başına olmak hep zordur. Üstelik hep tek başına iseniz! * Atilla Birkiye
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108803
    % 0.82
  • 3.8321
    % -0.08
  • 4.5157
    % 0.23
  • 5.1311
    % -0.11
  • 154.002
    % -0.04
 
 
 
 
 
KAPAT