BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir Beyoğlu hayali

Bir Beyoğlu hayali

Afyon karayolunda yaşanan o korkunç trafik insanları ürküttü mü ne, şehir boşalamadı bir türlü.



Afyon karayolunda yaşanan o korkunç trafik insanları ürküttü mü ne, şehir boşalamadı bir türlü. Ben İstanbul’u en çok bayramlarda seviyorum. Kaçma psikolojisi içindekiler gidiyor, bize de nefes almak için daha çok yer kalıyor. Kalabalıktan arınmış caddeler, daha az vapur geçen İstanbul boğazı, rahatlamış çevre yollarıyla İstanbul yaşanacak bir yer olup çıkıyor. Geçenlerde kendimce bir nostaljik tur yaptım. Artık yalnızlığın bir keyif olduğunu keşfettiğimden tek başıma gezebiliyorum. Eskiden olsa, eğer canım sokağa çıkmak istiyorsa mutlaka benimle birlikte gelecek birilerini aradım. Bulamazsam evde oturur bunalıma girerdim. İnsanoğlu değişiyor işte... Soğuk havaya rağmen İstiklal caddesine gittim. Özellikle de havanın kararmaya yüz tuttuğu saatlere denk getirdim. Çünkü İstiklal caddesi bayram ve yılbaşı telaşıyla süslenmiştir, ışıl ışıl parlıyordur diye düşünmüştüm. Gerçi kalabalıktı ama pek eskisi gibi parlak ışıklarla aydınlanmıyordu doğrusu. İçimden Ecevit iktidarına ve onlarla gelen soluk gecelere biraz söylenerek yoluma devam ettim. Dükkanlara baktım dışarıdan. Hepsi bu dönemde biraz para kazanmak umuduyla kolları sıvamış. Fakat sokaktaki kalabalığın mağazaların içiyle hiç ilgisi yok. İnsanlar sadece fiyatlarını ehven buldukları kafeteryalara rağbet ediyorlar. Ellerinde birer çay ya da kahveyle sohbete dalıyorlar. Satış yapma hevesini inatla kaybetmeyen esnaf ise bulundukları yerden olası müşterilerini süzüyorlar. Belli ki insan sarrafı olmuşlar. Uzaktan bakar bakmaz kim, ne kadar para harcar, ne alır, ne almaz gibi soruları cevaplayabiliyorlar. Belki de bu yüzden gözleri mutlu bakmıyor. Çünkü milletin bir şeyler alacak hali yok. Ciddi bir geçim sıkıntısı vakasıyla karşı karşıya olduğumuzu o akşam bir defa daha anladım. Kişi ancak kendi derdini biliyor tabii. Ama çok net olan şu ki genelde bir fakirleşmeyle boğuşuyoruz. İnsanların umudu kırılmış. Evet, bayram, yılbaşı gibi heyecanlarımız var ama onlar bu coşkularını hediyelerle süsleyemiyorlar. Bırakın alışveriş yapmayı, en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta güçlük çekiyorlar. Çoğunluğun üzerinde soğuk havaya rağmen incecik montlar, moraller bozuk dolanıp duruyorlar. Yüzüme çarpan rüzgarla birlikte ben de kalabalığın arasına karışıyorum. Pek farkım yok onlardan ama bu gerçek dışarıdan anlaşılmıyor. Arada sırada beni süzen yüzleri fark ediyorum. Hakkımda ne düşündüklerini bilmek isterdim. Tabii olumsuzsa bozulurdum muhtemelen. Bu konu başlıkları kafamın içinde dolaşıp dururken bir yandan da kafama taktığım bir yerin adresini arıyorum. Geçenlerde bir gazetenin ilavesinde bir sahaftan söz ediliyordu. Fotoğraflar da vardı. Haber birebir kitaplarla alakalı olduğundan ilgimi çekmişti ve okudukça hoşuma gitmişti yazılanlar. Beyoğlu’na paralel sokaklardan birisinde bulunan bir kitapçıydı anlatılan. Yazarlar gidiyordu oraya. Orhan Pamuk’tan tutun da Yaşar Kemal’e kadar bütün ciddi yazarlarımız o kitapçıda aradıklarını buluyorlardı. Yerden tavana kadar raflarda aklınıza gelebilecek bütün kitaplar mevcuttu. Tabii ben bu haberi okur okumaz en kısa sürede soluğu orada almaya karar verdim. İşte o gün tercihimi Beyoğlu’ndan yana kullanmamın önemli bir sebebi buydu. Sora sora adresi buldum. Dışarıdan bakılınca pek diğerlerinden farkı yok gibi geldi. Aslında içeriye girince de bu fikrim değişmedi ya... Simurg Kitabevi sözünü ettiğim yer. Ulaşmak için onca çabaladığım, hayalini kurduğum mekan beni üzdü. Tam olarak ne bekliyordum bilmiyorum ama bulduğum, içinde sayısız kedinin dolaştığı hatta kitapların üzerinde uyuduğu bir sıkışık kitapçı oldu. İki ayrı dükkanı birleştirmişler anlaşılan. Birinden diğerine içeriden geçebiliyorsunuz. Daha küçük olan bölümde birileri oturmuş cezaevleri meselesini konuşuyorlardı. Ama ben hiçbirisini tanıyamadım. Yazar takımından iseler bile anlaşılan henüz bilinen bir eserleri yok. Ne hikmetse benim yaklaştığımı görünce sohbete ara verdiler. Bu durumda kendimi iyice rahatsız hissettim ve laf olsun diye iki kitap alıp çıktım oradan. Yine de kalabalıkla birlikte solumak, sıkıntıları yüzlerinde teşhis etmek, bir anlamda nabız yoklamak faydalı oldu benim için. Endişelerimin yersiz olmadığını üzülerek anladım. Şimdi oturmuş tatilcilerin şehri tamamen terk etmelerini bekliyorum. Bir de ufukta gözükecek bolluk ve huzur dolu günleri... Sözün Özü Sabırla nezaket birleşince güç doğar. Levha Korkak, tehlikede olmadığı zaman yumruğunu sallar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT