BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Konuşacak birilerine ihtiyacı vardı...

Konuşacak birilerine ihtiyacı vardı...

Zehra hızlı adımlarla geldi otobüs durağına. Başının örtüsünün bağını çözüp yeniden bağladıktan sonra Döndü'yü görebilmek ümidiyle bakındı çevresine.



Zehra hızlı adımlarla geldi otobüs durağına. Başının örtüsünün bağını çözüp yeniden bağladıktan sonra Döndü'yü görebilmek ümidiyle bakındı çevresine. Durak kalabalıktı her zaman olduğu gibi. Belediye, merkezden oldukça uzak olan bu semte kırk dakikada bir otobüs koyduğu için yoğunluk oluyor, hemen hemen bütün semte aynı saatin otobüsü hizmet veriyordu. Böyle olması da normaldi, çünkü iş saati her yerde aynıydı. Durakta Döndü'yü göremeyince bir kenara çekilip beklemeye başladı. Konuşacak birilerine ihtiyacı vardı. Bütün gece uyumamıştı. Kocasının geceki düşüncelerinden korkmuş, yüreği bir kuş gibi titremeye başlamıştı. İçinde sanki kocaman bir taş vardı. Göğsünü bastırıyor, nefes almasını, çevreye bakmasını engelliyordu. Sabah kalktığı zaman küçük Emine'nin yüzünü gördüğünde duyduğu o yoğun duyguları bile yaşamamıştı bugün. Kafasının içi öylesine doluydu ki... Birden omzuna bir elin dokunduğunu fark edip irkildi. Başını hızla çevirince Döndü'yü gördü: - Ay, abla korkuttun beni... - Ne bu hal kız! Dalıp gitmişsin, Karadeniz'de gemilerin mi battı? Nedir? Ne bu dalgınlık? İçini çekti Zehra. Başını iki yana salladı: - Canım sıkkın be abla. Yakup işten çıkmış. - Haydi bakalım... Neden? Siyah gözleri buğulanıvermişti genç kadının: - Kavga etmiş be abla. Çavuşla kavga etmiş, dövmüş adamı. Haftalığından pay istemiş adam... Döndü alaycı bir tavırla güldü: - İlahi... Burada âdet böyle. İnşaat çavuşu dediğin hissesini alır. İşi veren o, seni orada çalıştıran o, o kal derse kalırsın, git derse gidersin, velinimetin o! Ne derse yapacaksın. Başını salladı Zehra tasdik edermiş gibi: - Değil mi ya? Dedim anlamıyor abla... Dövmüş adamı. Şimdi ne yapacağız biz? Evin kirası desen benim aldığımdan fazla. Beş aylık peşin verdik kaldı şurada zaten üç buçuk ay bir şey... Peşinat bitince adam ister kirayı. Bu adamla bir konuşsa Hüsamettin ağabey, buyursanız bir akşam da... Döndü yaklaşan otobüsü duraktaki kıpırdanmadan dolayı fark etmişti. Bir adım attı öne doğru: - Tamam, sen meraklanma, geliriz bir gece. Konuşur Hüsamettin. Otobüs gelir gelmez duraktaki onlarca kişi atılmıştı ileriye. Güçlükle binebildiler iki kadın. Kartını gösterdi Zehra. Saadet hanım abone kartı çıkartmıştı. Böylesi rahat oluyordu. Ne kadar binerse binsin para vermiyor, kartını gösterip geçiyordu. İzmir belediyesi uygulamaya yeni sokmuştu bu sistemi. Bayağı da tutmuştu. Arka tarafa doğru ilerlediler kalabalığı yararak. Döndü kendine uygun bir yer bulup seslendi: - Zehra, gel kız, gel buraya... Hemen yöneldi genç kadın o tarafa. Sonunda son koltuğun arkasındaki boşluğa yerleşmişti ikisi de. Döndü'nün yüzünde sevinçli bir hava vardı iyi yer buldukları için. Yan gözle baktı Zehra'ya: - Sıkma canını kız! Bulunur bir iş daha. Burası böyle, canın sıkılmadan, çilesini çekmeden düzeni kuramazsın. Bakma sen, köye gelip konuşuyorlar, bol keseden atıyorlar, şöyle rahat, böyle rahat, şöyle güzel, böyle güzel diye. Kolay mı o güzellikleri, kolaylıkları yakalamak? Az çile çekilmiyor oralara gelene kadar... Toplu yüzü bir gülümsemeyle gerildi. Gözleri küçücük kalmıştı gülünce. - Bizimki de aynı... Köye geldiğinde bilip bilmeden konuşup aklını çelmiş Yakup'un. Ben malımı bilmem mi? O çağırmıştır buralara... Seninki desen cahil... Satıp savdı her şeyi. Kolay mı o kadar? Kolay olsa köy diye bir şey kalmazdı. Herkes çıkar buralara gelirdi. Bana kalırsa aklını başına topla kızım, kandır kocanı, geri dönün. Böyle geçmez bu hayat. El kapılarında çalışmaktan helak oluyorsun, bak benim halime... Kaç yaşındayım, kaç yaşında gösteriyorum. Çöktüm artık, çöktüm... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT