BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Moskova'da kalpaklı kravatlı adamlar!..

Moskova'da kalpaklı kravatlı adamlar!..

Bundan tam seksen yıl öncelerinde ve yaklaşık yine bugünlerde idi. Kılık kıyafetinden ve özellikle kirli gri fötr şapkasından, tavır ve hareketlerinden "Avrupalı" olduğu hemen anlaşılan yabancı bir adam Moskova sokaklarında dolaşırken kalpaklı, kravatlı yakışıklı bir kupa adamla karşılaştı, onların da, Rus olmadıkları belli oluyordu. Avrupalı, şapkasını çıkararak onları selamladı. Kalpaklı yabancılar da bu selama zarif bir temenna ile mukabele ettiler.



Bundan tam seksen yıl öncelerinde ve yaklaşık yine bugünlerde idi. Kılık kıyafetinden ve özellikle kirli gri fötr şapkasından, tavır ve hareketlerinden "Avrupalı" olduğu hemen anlaşılan yabancı bir adam Moskova sokaklarında dolaşırken kalpaklı, kravatlı yakışıklı bir kupa adamla karşılaştı, onların da, Rus olmadıkları belli oluyordu. Avrupalı, şapkasını çıkararak onları selamladı. Kalpaklı yabancılar da bu selama zarif bir temenna ile mukabele ettiler. Kaldıkları otel aynı olunca, birbirleri ile tanışmak zor olmadı. Otelde başka kalpaklı insanlar da vardı. Ama onların kravatları yoktu. Avrupalı, önemli biri olmalı idi. Sordu soruşturdu. Kravatlı kalpaklıların Mustafa Kemal'in adamları, öbürlerinin ise Afganlı mücahitler olduklarını öğrendi, kendini tanıttı. Fransa'da Başbakana yakın bir milletvekili ve Dışişleri Komisyonu Başkanı idi CHİRAC gibi çıt kırıldım nezaketi, yahut aldatıcı gülüşü, görüntüsü yoktu. Ciddi ve açık sözlü mütavazı bir hali vardı. Söylediğine göre, Fransa Hükümeti adına Rusya'da neler olup bittiğini öğrenmeye gelmişti. Adı Franklin Bouillon idi. "Kravatlı kalpaklıların" başkanı, sonraları Türkiye'nin ilk Dışişleri Bakanı olacak olan Yusuf Kemal Tengirşek idi. İki adam çabuk anlaştılar. Aynı dilden konuşuyorlar. Biri, 1917 Ekim ihtilali üzerine savaştan çekiliveren eski müttefiklerinin yeni yönetiminin rengini, niyetlerini öğrenmeye, öbürleri de ülkelerini düşman istilasından kurtarmak için giriştikleri milli mücadelede Rusların yardım ve desteğini sağlamaya çalışıyordu. Fransız, Mustafa Kemal'i çok merak ediyordu. Savaş sırasında Sykes-Picot mutabakatı gereğince Suriye ve Lübnan'la beraber bizim bazı vilayetlerimizi de işgal edivermişlerdi. Oraları da görmek, insanları hakkında bir fikir edinmek istiyordu. Ama daha da önemlisi Mustafa Kemal'i tanımak, kafasındakileri anlamak ve "Milli Misak"ın sınırlarını ve başarı gücünü tartmaktı. * * * Yusuf Kemal bey fırsatı kaçırmadı. "Şefimizi tanımak ister miydiniz?" diye sordu. Fransız bunu çok istiyordu. Yusuf Kemal bey Mustafa Kemal ile temasa geçip Fransız devlet adamını bir çatana ile İnebolu'ya, oradan da Mustafa Kemal'in gönderdiği üstü açık eski otomobili ile Ankara'ya gönderdi. Adamın sonradan anılarında anlattığı gibi İnebolu-Ankara yolculuğu çok maceralı geçmiş, ancak mahallinden sağlanan bir atlı araba ile Ankara'ya gelebilmişti. Mustafa Kemal ile önceleri Ruşen Eşref Ünaydın aracılığı ile görüşmüş ve 21 Mart 1921 Ankara Anlaşması özellikle İngilizlerin engellemelerine rağmen süratle imzalanabilmişti. Bu, TBMM'nin düşmanla yaptığı ilk uluslararası bir anlaşma idi. Fransa'nın kendilerinden ayrı olarak bizimle Ankara Anlaşmasını imzalaması İngilizleri çok kızdırmıştı. İmzadan sonra Atatürk'ün misafirini mükemmel bir Fransızca ile masaya davet etmesi de Fransızın hayretini ve hayranlığını mucip olmuş ve yakın günlere kadar süregelen karşılıklı dostluğun yeniden canlanmasına neden olmuştu. Bölgede yaşayan ve çoğu işgal kuvvetlerinde gönüllü Ermenileri ve özellikle Halep üzerinden Beyrut'a oradan da "Messagerie Maritime" şirketinin vapurları ile Marsilya'ya giden Ermeni göçmenlerinin maceralarını mahallinden izlemişti. Hepsi "Altına hücum havasında Kuzey Amerika'ya gidebileceklerini sanıyorlardı. Fransızlar alabildikleri kadarını aldılar. Parası olanlar ABD'ye, geri kalanları da oraya gidiyoruz diye yola çıkarak kendilerini Güney Amerika ülkeleri ve özellikle Arjantin'de buldular. * * * F. Bouillon'un bu Türkiye ve Orta Doğu macerası kendisini Yeni Türkiyenin kurucuları ve özellikle Mustafa Kemal'e çok yakınlaştırmıştı. O kadar ki, ileride Lozan Konferansı sırasında İsmet Paşa'nın en yakın dostu haline gelecekti... Atatürk döneminde Fransa'nın en büyük ve ünlü diplomatları, devlet adamları Ankara'ya sefir olarak gönderilirdi. Albert Sarraut, Comte De Chambrun, Kammerer, Henri Posot, Rene Massigli bunlar arasında idi. Bir de şimdikine baktım. İçimden acımak geldi!.. Peki şimdilerde ne oldu da bugünkü durumlara gelindi? Biz mi küçüldük, onlar mı çok büyüdü? İkisi de yalan ikisi de yanlıştır! Doğru olanı Fransa'nın sara nöbeti gibi zaman zaman tutan "Büyüklük Hastalığı" Manie de Grandeure yakalandığıdır. Şimdilerde AB kurulurken de benzeri bir sendrom yaşıyor Chirac, kendisini şimdiden AB Devletinin müstakbel Başkanı olarak hayal ediyor!.. * * * Geçen asrın ilk elli yılında iki dünya savaşı çıktı. Bu süre zarfında ülkesi iki defa yıllarca Almanların işgali altında yaşadı. Bunun kompleksinden kurtulmak kolay değildir. Bu istikamette ilk adımları atan General De Gaulle olmuştu. Kendisi ne İngilizleri ne de Amerikalıları hiç mi hiç sevmiyordu. Yanıbaşındaki Almanya'yı da pek sevmezdi ama orası artık dörde beşe bölünmüş mağlup bir ülke idi. Almanları kalkındırırsam Fransa dümende, Almanya pedalda AB'yi gül gibi idare ederiz!.. diye düşünüyordu. Şimdi Bu VEHMİN gerçekleşeceği var sayılan aşamada durum değişir gibi olmakla Almanya "Partenarya Tandemi"nin doğal olarak yönetimini de yüklenmek üzeredir. Başta Chirac, Jospin olmak üzere tüm Fransız yöneticilerini ve kamuoyunu bu kâbus gibi bir sendrom sarmaya başlamıştır. Şaşkınlık bundan kaynaklanıyor. Üstelik her alandaki yolsuzluklar sınırlardan taşmış, Fransız Afrika'sı diye tanımlanan eski sömürgeler yeniden ayaklanmıştır!.. Bu yüzden seçimlerden sonra bile Fransa'daki kargaşa kolay kolay sona ermeyecektir. Korkunun ecele faydası yoktur. "Peki şimdi ne yapacağız?" Sorusuna verilecek cevap 31 Ocak 2001 tarihinde bu köşede dile getirmeye çalıştığımız TBMM kararının çabuklaştırılması yönünde olacaktır. Ekranlarda bağırmak, çağırmak, şecaat, belagat ve talakat örneklerinin hepsi iyi de yeterli değildir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT