İran ile 5+1 ülkeleri arasında yürütülen nükleer müzakerelerde dün varılan ve taraflarca "tarihi" olarak nitelendirilen anlaşma uluslararası kamuoyunda tartışılmaya devam ederken, varılan anlaşmanın, Washington'un bölgedeki başlıca müttefiklerini zor durumda bırakacağı ve stratejik olarak zayıflatacağı ifade edildi.
Yaklaşık 12 yıldan bu yana devam eden nükleer müzakerelerin ardından varılan anlaşmanın, bölgesel ve küresel ölçekteki muhtemel etkilerini değerlendiren uzmanlardan Boston Fletcher School Faris Doğu Akdeniz Araştırmaları Merkezi Müdürü Nedim Şehhade, Tahran yönetimi ile varılan anlaşmanın, ABD'nin, Suudi Arabistan ve Ürdün başta olmak üzere bölgedeki müttefiklerini zayıflatacağını savundu.
- Gerilimi tırmandırabilir
Anlaşmanın, bölgede İran Devrim Muhafızları ve DAEŞ gibi radikal unsurları güçlendirerek mezhep temelli gerilimi tırmandırma potansiyeli taşıdığına dikkat çeken Şehhade şöyle konuştu: "Bölgedeki çatışmaları sonlandırmak istiyorsanız Şii ve Sünnilerin birbirlerine üstün gelmesine izin vermeyip DAEŞ ile İran Devrim Muhafızları'ndan aynı anda kurtulmalısınız. Varılan bu anlaşma iki cephede radikal unsurların güçlenmesine sebebiyet verecek ve bu durum da Suudi Arabistan ve Ürdün gibi ABD'nin bölgedeki müttefiklerini zayıflatacaktır."
Mevcut koşullarda Irak ve Suriye'de devam eden savaşın başlıca cepheleri Devrim Muhafızları ile DAEŞ arasındaki mücadelenin, her iki tarafın da güçlenip meşruiyet kazanmasına yol açtığına işaret eden Şehhade, "Taraflar birbirlerine karşı değil daha çok kendi çevrelerindeki ılımlı rakiplerine karşı güçlenecek. Devrim Muhafızları, Irak'ta Şiilerin otorite merkezi Necef ile en üst dini merci Ali es-Sistani'ye karşı Irak'ta, DAEŞ ise Suudi Arabistan ve Ürdün'ün aleyhine bölgedeki nüfuzunu artıracak."
Nükleer müzakerelerde varılan anlaşmanın, Devrim Muhafızları'na İran içinde ve dışında destek sağladığını öne süren Şehhade, ülkelerindeki asıl belirleyici güç olan ve siyasi faaliyet alanını oldukça daraltan Devrim Muhafızları'nın nüfuzunun kırılmasını uman İranlıların bu beklentilerinin boşa çıktığını savundu.
- "İran, sadece diplomasi ve medya alanında başarı kazandı"
Georgetown Üniversitesi tarih bölümü akademisyenlerinden Mükerrem Rabah ise 1990'da Lübnan iç savaşını sonlandıran Taif Anlaşması'na atıfta bulunarak" O vakit Suriye, Lübnan ve bölgede nüfuzunu artırmıştı ancak bugün varılan anlaşma bölgenin altın tepside İran'a verildiği anlamına gelmiyor" ifadesini kullandı.
Anlaşmayı sadece diplomasi ve medya alanında kazanılmış bir başarı olarak değerlendiren Rabah şunları söyledi:
"Anlaşma sadece İran'ın nükleer programıyla alakalı. 5+1 grubu anlaşmaya başka bir maddenin eklenmesini kabul etmediği için bunu doğrudan bir kazanç olarak algılayamayız. İran, özellikle Suriye, Irak ve Yemen'de kazanç elde etmek için yine silah ve güç kullanmak zorunda kalacaktır."
Anlaşmayla birlikte İran'ın ekonomisinde iyileşme olacağı, bunun da askeri gücünde tezahür edeceği yönündeki yorumların da doğru olmadığını savuna Rabah, "Siyasi ya da askeri otorite bütçeye bağlı değildir. Öyle olsaydı büyük ekonomik güce sahip olan Suudi Arabistan askeri alanda da büyük başarılar kazanırdı" dedi.
Rabah, anlaşmanın İran rejimini bir süreliğine rahatlatacağını ancak "emperyalist ve yayılmacı emellerinden vazgeçmemesi" durumunda ekonomisi ne kadar güçlü olursa olsun isteklerini karşılayacak düzeyde olmayacağını dile getirdi.