Osman SAĞIRLI - Budistlerin 2012 yılında Müslümanlara yönelik katliamlarıyla gündeme gelen Myanmar’daki olaylar, İngiltere eski başbakanlarından Churchill’in Avam Kamarası’nda söylediği ‘Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir.’ sözünün bir kez daha amacına ulaştığını ortaya koydu. Karasularındaki doğal gaz ve petrol yatakları ile dikkatleri üzerinde toplayan Uzak Asya’nın en büyük rezervlerine sahip ülke olan Myanmar, 1980’lerde keşfedilen 2000 yılından itibaren de uluslararası yatırımcıların bölgeye girmesi ile etnik bir savaşa sürüklenmişti. Askeri darbe sonrası diktatörlükle yönetilen eski bir İngiliz sömürgesi olan Myanmar’da Budistler dışındaki bütün etnik yapılara yönelik yıllardır devlet tarafından asimilasyon, Budist rahipler tarafından organize edilen çeteler kanalıyla da katliamlar yapılıyor. 
Bu politikaların altındaki gerçek ise son yıllarda gün yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle topraklarından sürgün edilen Müslümanlara ait bölgelerde her geçen gün yeni bir petrol ve doğal gaz rezervi bulunuyor. 
Kyaukpyu açıklarında, Güney Koreli Daewoo 2004’te 1.2 trilyon metreküplük doğalgaz buldu. Daewoo’dan sonra Çinli CNOOC ve CNPC, Malezyalı Petrogas, Hintli GAIL şirketleri de ruhsat alarak gaz yataklarını geliştirmeye başladı. Çin buradaki petrol ve doğalgaza talip oldu ve projeye ciddi anlamda yatırım yaptı. Myanmar hükümeti 2013’te yeni bir ihale daha açtı. ‘Açık deniz petrol ve gaz keşif lisans ihalesi’ sonucu; Amerikan Chevron, ConocoPhillips, Norveçli Statoil, İngiliz Shell, BG,  Fransız Total ve Avustralya Woodside Petroleum Ltd’in de aralarında bulunduğu 30 petrol devi bölgede arama izni aldı. 
O şirketlerden Avustralyalı Woodside Petroleum Ltd. iki hafta önce yüksek verimlilikte doğal gaz bulduğunu açıkladı. Şu ana kadar keşfedilen doğal gaz ve petrol yataklarının üçte ikisinde olduğu gibi bu bölgede Rohingyalı Müslümanların yaşadığı alanlardan biriydi. 
BM’nin cinayet, tecavüz, arazilere zorla el konulması yönündeki uyarılarına kulak tıkayan Myanmar’da dünyanın en büyük oyuncularının katıldığı sondaj çalışmaları sonrası şu ana kadar 18 bölgede 2.1 milyar varil olan ham petrol rezervi  3.2 milyar varile yükselirken, 90 trilyon metreküp de doğal gaz rezervi ne ulaşıldı. Dudak uçuklatan bu rakamlar Myanmar’ı dünya sıralamasında ilk on arasına soktu. 
Bengal körfezindeki Shwegaz bölgesinden bulunan 1.2 trilyon metreküplük doğalgaz ve 2.1 milyar varillik ham petrolün hepsine talip olan Çin, Myanmar’la el sıkıştı. İki ayrı boru hattı inşa edildi. Arakan’ın başkenti Akyab’da ise tankerlerin boşaltılacağı derin deniz limanı ve enerji terminalleri inşa edildi. Myanmar ile Çin arasında yılda 12 milyar metreküp doğal gaz ve  yılda 22 milyon ton petrol taşıma kapasitesine sahip iki boru hattı 2014 sonu itibariyle devreye girdi. Çin’in yüzde 50.9, Myanmar’ın yüzde 49.1 ortak olduğu 7.2 milyar dolarlık projeden 29 milyar dolarlık gelir elde edecek olan Myanmar,  yoğunluğu Müslümanların yaşadığı köyler olmak üzere 5 bin 620 dönüm yer işgal etti. Bölge 13 bin 500 asker tarafından koruma altına alındı.

ÖNCE BİZ DUYURDUK
 2012 Temmuz’unda Arakan’a girerek bölgedeki katliamı dünya gündemine taşıyan gazetemiz 17 Aralık 2012’de bölgedeki hareketliliği yine yerinde izlemiş ve “Arakan değil Parakan” manşetiyle bölgedeki enerji hamlelerine dikkat çekmişti.

MÜSLÜMANLARA BUDİST ZULMÜ
Yıllardır Arakan bölgesindeki Budist Rakhineleri kışkırtan aşırı ırkçı RNDP ve ALD partileri, 2012’nin Mart ayında Chaw Ni Mav’de Budist bir kadının tecavüz edilerek öldürülmesini 3 Müslüman gencin üzerine yıkarak Rakhinleri tahrik etmesiyle başlayan olaylar 2012 Mayısından itibaren Müslüman katliamına dönüştü. Saldırılar, Sittwe şehrinden Mandalay ve diğer şehirlere de sıçradı. Müslümanlar evlerini topraklarını terk etmeye zorlandı. Saldırıya görmezden gelen hükümet 180 bin Müslümanı kamplara sürgüne gönderdi. Uzun süre ev ve topraklarından uzakta kalan Rohingyalıların tüm varlıklarına ise Budistler el koydu. 
Arakanlı Müslümanların sıkıntısı yeni bir durum değil. Yıllardır sistematik bir zulme tabi tutulan Müslümanlar, binlerce yıldır bu topraklarda yaşamalarına rağmen Myanmar devleti bu insanları vatandaşı olarak kabul etmiyor. Pasaport, kimlik vermiyor. Seyahat özgürlükleri yok. Kendi ülkelerinde bir yerden diğer bir yere gitmek asker iznine tabi. Cami yapmaları ya da eskilerini onarmaları yasak. Asker izin vermeden evlenemiyorlar bile.