İkinci Dünya Savaşının yol açtığı yıkımın ardından, 1945-1949 döneminde ekonomik yeniden imar baskısıyla yüzyüze kalan Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri, Sovyetler Birliği (SSCB)’nin yayılmacı politikalarını ve yöntemlerini endişeyle izledi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında savunma yapılanmalarını küçültme ve kuvvetlerini sabit hale getirme taahhütlerini yerine getiren Batı Avrupa ülkelerinin endişesi, SSCB’nin askeri gücünü muhafaza edeceğinin anlaşılmasıyla daha da arttı. Bunun yanısıra, Sovyet Komünist Partisinin ideolojik hedefleri karşısında, BM Şartına veya savaş sonunda varılan uluslararası çözümlere saygı gösterilmesi yönünde yapılacak çağrıların, harici saldırı veya dahili darbelere maruz kalabilecek demokratik ülkelerin ulusal egemenlik veya bağımsızlıklarını korumaya yeterli olmayacağı aşikar bir hal aldı. Nitekim pek çok Orta ve Doğu Avrupa ülkesine demokratik olmayan yönetim şekillerinin zorla dayatılması ve muhalefetin sindirilerek, temel insan hakları, sivil hak ve özgürlüklerin bastırılması, bu endişeleri haklı çıkarttı.

Batılı ülkelerin egemenliklerine doğrudan yönelen tehditler, Çekoslavakya’daki 1948 darbesi, 1948’de Berlin’in SSCB tarafında abluka altına alınması gibi gelişmeler, Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda ve İngiltere’nin, ortak bir savunma sistemi kurmak ve güvenliklerine yönelik ideolojik, siyasi ve askeri tehditlere direnecek şekilde aralarındaki bağları kuvvetlendirmek amacıyla bir antlaşma imzalamalarına yol açtı. Mart 1948’de imzalanan Brüksel Antlaşmasıyla kurulan Batı Avrupa Savunma Örgütü, İkinci Dünya Savaşı ertesinde Batı Avrupa’nın güvenliğinin yeniden yapılandırılması yönündeki ilk adımı teşkil etti. Bu aynı zamanda, Kuzey Atlantik Antlaşmasının 1949’da imzalanmasına uzanan sürecin de ilk adımı oldu.

Brüksel Antlaşması imzacıları, güvenlik garantilerine ve karşılıklı taahhütlere dayalı bir Kuzey Atlantik İttifakının ihdası amacıyla, ABD ve Kanada’yla müzakerelere başladı. Sürece Danimarka, İzlanda, İtalya, Norveç ve Portekiz de davet edilmişler ve neticede, NATO’yu kuran Kuzey Atlantik Antlaşması 12 ülke tarafından Nisan 1949’da imzalandı. 1952’de ülkemiz ve Yunanistan, 1955’de Almanya ve 1982’de İspanya İttifaka üye oldu. NATO, Soğuk Savaşın sona ermesini müteakip üç genişleme dalgası yaşamıştır: 1999’da Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya, 2004’de Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya, 2009’da ise Hırvatistan ve Arnavutluk NATO’ya üye oldu.

4 Nisan 1949 tarihli Vaşington Antlaşması uyarınca NATO’nun asli görevi, üye ülkelerin özgürlük ve güvenliklerini korumaktır. İttifak, demokrasi, bireysel özgürlük, hukukun üstünlüğü ve uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümü gibi Müttefiklerin ortak değerlerine sahip çıkarak, bu değerleri Avrupa-Atlantik bölgesinde yaymaya çalışmakta. Üyelerinin, ortak ilgi alanına giren güvenlik konularında birarada istişarelerde bulundukları ve ortak hareket ettikleri bir transatlantik forum işlevi görmektedir. Bu niteliği itibariyle Kuzey Amerika ve Avrupa’nın güvenliğinin bölünmezliğini simgelemekte.

Kuzey Atlantik Antlaşmasının 5. Maddesi gereğince NATO, bir saldırı veya saldırı tehdidine karşı üyelerini savunmaya ve bu amaçla, bir üyesine yapılacak saldırının tüm üyelerine yapılmış varsayılacağı ilkesine dayanan bir örgüttür. Siyasi ve askeri alanlardaki günlük işbirliğiyle sergilenen dayanışma ve uyum, temel güvenlik sınamalarının üstesinden gelinmesinde hiçbir Müttefikin yalnız bırakılmayacağını garanti etmekte. Ayrıca, üyelerinin savunma alanında egemen sorumluluklar üstlenme haklarına halel getirmeksizin, Müttefiklerin asli ulusal güvenlik hedeflerine kollektif çabalarla ulaşmalarına yardımcı olmakta.

Diğer yandan İttifak son 20 yıldır, kolektif savunmanın sağlanmasına yönelik çalışmaların yanında kriz yönetim harekatları da gerçekleştirmeye başladı. Zira Transatlantik coğrafya dışında yaşanan krizler, kolektif savunma hedefine ulaşılmasını riske sokabilmekte ve ilk planda alan dışı gözükseler de, sonradan 5. Madde riskine dönüşme potansiyeli taşıyabilmekte. Bu bağlamda NATO, bir yandan üyelerinin savunmasını garanti altına alırken, diğer yandan, kurduğu ortaklıklar ve icra ettiği kriz yönetim harekatlarıyla, Avrupa-Atlantik alanı ötesinde de barış ve istikrara katkıda bulunmakta.

İttifak halihazırda Afganistan’da ISAF, Kosova’da KFOR, Libya’da OUP, Akdeniz’de Etkin Çaba Harekatı (OAE) ve Somali açıklarında Okyanus Kalkanı Harekatını (OOS) sürdürmekte.