Lübnan iç savaşının, ülke yönetiminin paylaşımını dini ve mezhepsel bağlar temelinde tesis eden Taif Anlaşması ile 1989'da sona ermesinden bu yana Lübnan, etkili yerel güçlere bağlı ya da bölgesel ve uluslararası aktörlerle ilişkili siyasi denklemlerle yönetiliyor.

Bu durum, Eski Başbakan Refik Hariri'nin 14 Şubat 2005'te öldürülmesinin ardından Hizbullah ve Özgür Yurtseverler Hareketi önderliğindeki "8 Mart Koalisyonu" ile Müstakbel Hareketi, Lübnan Kuvvetleri Partisi ve Ketaib Partisi liderliğindeki "14 Mart Koalisyonu" arasında bölünen kurumsal devletin neredeyse yok olmasına yol açtı.

Lübnan'da geçen yıldan bu yana ekonomik kriz protestoları düzenleniyor

Ülke, Taif Anlaşması'ndan sonra yeniden imar borçlarının faizleri, yolsuzluk, ABD'nin Hizbullah'a ve bazı yöneticilerine uyguladığı yaptırımlar ve bunun bankacılık sektörüne ve döviz kurlarına yönelik etkilerinden dolayı tarihindeki en kötü ekonomik krizi yaşıyor.

Lübnan'ın başkenti Beyrut, 17 Ekim 2019'dan bu yana kötüleşen ekonomik durum ve yaşam şartlarının yanı sıra mali ve idari yolsuzluklar nedeniyle protestolara sahne oluyor.

Lübnan'daki durumu gözlemleyenler, ülkede devletin yokluğu ve devlet kararlarının Beyrut Uluslararası Havalimanı'nı, tüm liman faaliyetlerini, en önemli kurumları ve devlet dairelerinin çoğunu gayriresmi olarak kontrol eden Hizbullah'a bağlı olduğu görüşünde hemfikir.

Beyrut Limanı'ndaki patlama, ülkenin güneyinde Hizbullah ve İsrail arasında yaşanan gerginlik ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun birkaç gün önce Hizbullah kaynaklı herhangi bir provokasyona ağır bir şekilde karşılık verileceği tehdidinde bulunmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Bunu daha sonra İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz'ın, Hizbullah'ın herhangi bir düşmanca hareketine karşı ülkenin kuzeyindeki hava kuvvetlerine Lübnan'ın altyapısını derhal imha etmesi talimatı verdiğine dair açıklaması izledi.

Lübnan hükümeti, halkın büyük kesiminin ve limandaki gümrük idaresinin bu patlayıcı maddeleri başkentten uzağa taşıma taleplerini dikkate almamakla suçlanıyor.

Lübnan Gümrük Genel Müdürü Bedri Zahir, 5 Ağustos'ta yerel basına yaptığı açıklamada, Beyrut Limanı'ndaki patlayıcı maddelerin oluşturduğu tehlike için 6 kez yargıya başvuruda bulunduklarını belirtmişti.

Yine Beyrut Limanı Müdürü Hasan Kuraytim de benzer bir açıklama yaptı. Kuraytim, yetkililerin patlamadan önce tehlikeli maddelerin varlığından haberdar olduklarını, tehlikeli maddelerin kaldırılması için Gümrük ve Kamu Güvenliği Makamına gönderdiği resmi mektuplarla durumu anlattığını ancak altı yıl boyunca herhangi bir cevap alamadığını söyledi.

Lübnan hükümeti ise 4 Ağustos'ta yaşanan felaketin sorumlularından hesap sorulacağını taahhüt etti.

Patlamadan hükümeti sorumlu tutan halk, bu felakete bir şekilde neden olanlardan hesap sorulmasını istiyor.

Patlamadan sorumlu olanları belirlemek için uluslararası soruşturma çağrısı öne çıkarken, analistler, bu gelişmenin hükümete ve onun gücüne duyulan güvensizliği yansıttığını belirtiyor.

Siyasi arenada da hareketliliğe sahne olan ülkede Milletvekili Mervan Hamadeh, milletvekilliğinden istifa etme niyetini açıklarken Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ı da istifaya çağırdı.

Eski Başbakan Saad Hariri de patlamanın yeri ve zamanlamasıyla ilgili ciddi şüpheler olduğunu belirterek, patlamanın nedenlerini belirlemek için uluslararası katılımla şeffaf bir soruşturma yapılması çağrısında bulundu.

Hariri patlamanın zamanlamasına dikkati çekti

Hariri, babası eski Başbakan Refik Hariri’ye yapılan suikast ile ilgili davada Uluslararası Lübnan Mahkemesi'nin karar zamanının yaklaşması ile patlamanın eş zamanlı olduğuna dikkati çekti.

Uluslararası Lübnan Mahkemesi, 5 Ağustos'ta, Beyrut patlamasının kurbanlarına duyulan saygı ve ilan edilen üç günlük yas süresi nedeniyle karar duruşmasının 7 Ağustos'tan 18 Ağustos'a ertelendiğini duyurmuştu.

Dünya ülkeleri Lübnan'la dayanışma içinde olduklarını ve yardım sağlamaya hazır olduklarını açıkladı. Sahra hastaneleri, sağlık ekipleri ve ilaç paketlerini de içeren bu yardımların çoğu patlamadan saatler sonra Lübnan’a ulaştı.

ABD Başkanı Donald Trump, üst düzey ABD askeri personelinden aldığı bilgilere göre Beyrut'taki patlamanın arkasında bir bombalı saldırı ihtimali olduğunu iddia etti. Trump’ın bu açıklamasına dair Lübnanlı yetkililer bir yorumda bulunmazken, Trump’ın iddiaları Lübnan’dan patlamaya ilişkin yapılan açıklamalarla tamamen çelişiyor.

Patlamadan sonra Lübnan ekonomisi ve ticaretinin ek krizlere maruz kalması öngörülüyor. Lübnan'daki en büyük depolama alanı olan limandaki tahıl, gıda, ilaç ve diğer malzemelerin bozulmasının da ülkede temel ihtiyaç maddeleri kıtlığına neden olabileceği ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra Uluslararası Para Fonu ve ABD dahil birçok ülkenin ABD yaptırımları nedeniyle daha önce yapmayı reddettiği yardımı sağlama taahhütlerinin ardından, Beyrut patlamasının kasvetli ekonomik koşullar üzerinde olumlu bir etki oluşturması bekleniyor.

Beyrut Valisi Mervan Abbud'a göre, Lübnan'ın patlama nedeniyle zararı yaklaşık 15 milyar dolar.

İç savaşın getirdiği yıkım 30 yıldır imar edilemedi

Lübnan'ın iç savaş nedeniyle yıkılan yerlerin yeniden inşa edilmesi için hala 90 milyar dolardan fazlasına ihtiyacı var. İç savaşın neden olduğu yıkımın etkileri 30 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen hala sürüyor.

Beyrut Limanı'nda 4 Ağustos'ta patlayıcı maddelerin bulunduğu 12 numaralı depoda önce yangın çıkmış, ardından tüm kenti sarsan çok güçlü patlama meydana gelmişti.

Sağlık Bakanı Hamad Hasan, patlamada hayatını kaybedenlerin sayısının 154'e yükseldiğini, ayrıca yaklaşık 5 bin yaralı ve onlarca kayıp olduğunu duyurmuştu.

Lübnan hükümeti 5 Ağustos'ta patlamayla ilgili 5 gün sürecek bir soruşturma yapılacağını ve limanda 2014'ten bu yana depolama, koruma ve denetim işlerini yürüten tüm yetkililer hakkında ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı getirildiğini açıklamıştı.