FİKRET ÇENGEL - ANALİZ

Hayatının bir bölümünü Almanya’da yaşamış biri olarak, dün Almanya Federal Parlamentosu’nda 1915 olaylarını 'soykırım' olarak nitelendiren karar tasarısı oylamasını yakından takip ettim. Okul yıllarımdan hatırlıyorum, tarih kitaplarında açıkça soykırım denilmese de Alman öğretmenlerimiz bunu açıkça ima eden sözler kullanıyordu. Dolayısıyla okul sıralarından geçen her Alman’ın zihninde tasarı zaten geçmişti. Tıpkı oylamada ‘evet’ diyen Türk kökenli milletvekilleri gibi. Bu nedenle sonuç benim açımdan sürpriz olmadı. Tasarının siyasi sonuçlarının yanında iki ülkenin ekonomik ilişkileri bugünlerde en çok konuşulan konuların başında gelecektir. Ancak soruya cevap bulmak hiç de kolay değil. Hiç duygusallığa kapılmadan rakamlara bir göz atmakta fayda var. Almanya Türkiye’nin en önemli ekonomik partneri. Bu ülkeye olan ihracatımız 2015 yılında 13,5 milyar avroya ulaştı. Bu yılın ilk 5 ayında da yine Almanya 5.6 milyar dolar ile en fazla ihracat yapılan ülke. Türkiye'nin Almanya'dan yaptığı ithalat rakamı ise geçen yıl 21.3 milyar dolar oldu. Toplam ticaret hacmi 50 milyarı aşan iki ülke arasındaki en önemli bağlantılardan biri de kuşkusuz turizm. Her yıl Almanya’dan 5 milyondan fazla turist Türkiye’ye geliyor. Doğrudan yatırımlarda ve Türkiye’de kurulan yabancı şirket sayısına bakıldığı zaman da Almanya (6 binden fazla) diğer ülkelere göre açık ara önde gidiyor.
Bu karar ekonomik ilişkileri nasıl etkileyecek? İş dünyasının kafasındaki soru bu. Ancak asıl cevap bekleyen soru ise "Neden şimdi?"
İsterseniz yakın süreci şöyle bir gözden geçirelim.
Çok değil iki ay öncesine kadar, Türkiye 1 Haziran itibariyle Schengen için vize serbestisi hak eden ülke olacaktı. Mülteci politikaları nedeniyle ağır eleştiriler alan Merkel’in partisi CDU, anketlerde hızla destek kaybederken yapılan eyalet seçimlerinde koltuklarının bir kısmını muhalefet partilerine kaptırıyor, mülteci krizi Almanya Başbakanı için bir kabusa dönüşüyordu. Türkiye mülteci politikalarını doğru yöneterek ‘Ya bizimle çözüm ya da çözümsüzlük’ ekseninde tuttu ve AB’den verilen sözlerin yerine getirilmesini istedi. Merkel’in son umudu Ankara’nın AB ile geri kabul anlaşmasını imzalayarak mülteci sorununu yeni bir sürece taşımaktı. Bu nedenle Ankara’daki tercihini Başbakan Davutoğlu’ndan yana kullanan Merkel, neredeyse her hafta başı Türkiye’ye geliyor, destek turları atıyordu. Ancak Türkiye’deki hükümet değişikliği Merkel için kurtuluş umutlarının tükendiği anlamına da geliyordu. Mülteci sorununu Türkiye üzerinden çözme girişiminde sonuç alamayan Merkel, oy kaybını telafi etmek için tasarı kozunu sahneye çıkarttı. Almanların güvenini yeniden kazanmak, buna karşı Almanya’daki Türk kökenli seçmenlerin tepkisini almamak için de Federal Meclis’teki Türk vekilleri kullanan Merkel, bu şekilde tepkileri de izole etmiş oldu. Ortadoğu ekseninde Berlin ile Ankara’yı karşı karşıya getiren politikaları da dikkate alındığında Merkel bir gol atmış gibi görünüyor. Ancak maçın sonucunu belirleyecek stratejik kararlar Ankara’dan gelecek. Maç daha bitmedi…