Cabir Turğut - Postmodern darbe olarak nitelendirilen 28 Şubat’ın üzerinden 20 yıl geçti. O dönemden bu yana kalan travmatik  süreçle ilgili çok söz söylendi, yazılıp çizildi. 1990’lar “kayıp yıllar” diye adlandırılıyordu, çünkü biri büyük toplam 3 krizi tetikleyen  darbenin siyaset, iş dünyası ve toplum üzerinde neden olduğu tahribatın boyutları hesaplanamıyordu. 28 Şubat darbe döneminde, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) paçavrası Zaman ve yine kirli ittifak yaptığı bazı medya kuruluşlarının attığı manşetler neticesinde Türkiye çok ciddi bir fatura ödemek zorunda kaldı. Askerî ve ekonomik vesayeti güçlendiren, iç borçlanmaya dayalı, büyük sermayeye rant aktaran sahte düzenek süratle işliyor, büyüyüp, serpilen Anadolu sermayesi, dilsiz kurban ilan ediliyordu. O gün dinî değerleri, görünür aktörleri ve kurumları ticari hayatın dışına itme adına yürütülen faaliyetlerin en büyük mağdurlarından biri de Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği. (MÜSİAD) “Genelkurmay’dan MÜSİAD’a ambargo” manşetleriyle çıkan gazeteler, Anadolu iş camiasına yönelik tasfiye operasyonu yapıyordu. MÜSİAD üyelerinin ürünlerinin askerî ihalelere sokulmaması tebliğleri yayınlanıp, birçok yatırımcı ürkütülüyordu. 1997’de 2 bin 800 üyesi bulunan MÜSİAD’ın, darbe söylentilerinin ayyuka çıktığı sene üyelerinin yüzde 35’ini kaybettiğini öğreniyoruz. Gazetemize konuşan  MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan “O zaman çok zor bir dönemden geçtik. 28 Şubat’ı Allah bu millete bir daha yaşatmasın” diyor.

MANEVİ HAYATA DARBEYDİ
Abdurrahman Kaan, bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çok açık bir şekilde ifade ettiği gibi “28 Şubat aslında MÜSİAD’a ve temsil ettiği geleneklerine bağlı iş dünyasına, Anadolu iş âlemine karşı yapılmıştı” şeklindeki sözlerini hatırlatıyor. Yaşanan mağduriyetlerin sadece o tarihten itibaren devam eden bir süreç olmadığına dikkat çekiyor. Darbenin sadece dönemin hükûmetine karşı yapılmadığının altını çizen Kaan, 28 Şubat sürecini “Milletimizin değerlerine, inançlarına kısacası medeniyetine karşı yapılmış, askerlerin organize ettiği siviller eliyle gerçekleştirilen kara bir lekeydi” şeklinde tanımlıyor. Kaan, o dönemde yaşananları şöyle aktarıyor: Çorbacıların fişlendiği, ikna odalarının hazırlandığı, başörtülü öğrencilerin üniversite kapılarında polis zoruyla başlarının açıldığı sıkıntılı acı günlerdi. İrtica geliyor teraneleriyle ülkenin ekonomisinin hortumlandığı, bankalarının içinin boşaltıldığı milletimizin ekonomik, sosyal ve manevi hayatına darbe yapıldığı günlerdi, 28 Şubat süreci.

BİZANS BASKINIYLA TEZGÂH
Abdurrahman Kaan, MÜSİAD Kurucu Başkanı Erol Yarar’ın darbe günleriyle ilgili şu ifadelerine de yer veriyor: Ülkemizin gelişiminden, vizyonundan, global açılmasından Türkiye’de çok rahatsız olanlar oldu. 1994’teki kara listeyi yayınlayan inisiyatif, Türkiye’nin iktisadi dengesinin iş adamları açısından MÜSİAD tabanına kaydığını gördü. Kendi tekellerinden uzaklaştığını gördü ve âdeta bir Bizans baskınıyla 28 Şubat sürecinin tezgâhlarını hazırladılar. MÜSİAD’ın, kendisinin de hedefe konduğu bu zor dönemde inandığı değerlerden taviz vermeden hakikat mücadelesini sürdürdüğünü belirten Kaan, üyelerin zulme karşı yaptığı kararlı faaliyetler nedeniyle DGM’lerde (Devlet Güvenlik Mahkemesi) yargılandığını, çeşitli baskılara maruz kaldığını söylüyor.

2002 sonrası öze dönüş 
1997 yılının Temmuz’unda o zaman açılan davaları kazanıp MÜSİAD’ı aklayıncaya kadar geçen süreçte farklı bir faza girdiklerini dile getiren Genel Başkan Abdurrahman Kaan, sözlerini şöyle noktalıyor: O dönem bizim için gelişim değil âdeta Yıldırım Beyazıt’tan sonraki Çelebi Mehmet dönemiydi. Âdeta yeniden kurtuluş dönemiydi. Çünkü orada zayıf olan, MÜSİAD’ın gücünden faydalanmak için gelen birçok insanın MÜSİAD’ı terk etmesi ama bizim çekirdeğe, öze dönmemiz ve tekrardan yapılanarak 2002 sonrası âdeta bir 4-5 yıllık bir hazırlanma dönemi oldu.