Çıkışta gazetecilere açıklama yapan Demirtaş, Coşkun'a parti olarak "geçmiş olsun" dileklerini ve dayanışma duygularını ilettiklerini belirterek, saldırıyı kınadı.

Demirtaş, Coşkun'un şahsında Türkiye'deki bütün vicdanlı insanların incindiğini ifade ederek, "Türkiye'nin en tanınan gazetecisinin, televizyoncusunun, bu şekilde, aleni bir şekilde evinin önünde saldırıya uğraması ve bundan önce hedefe konulacak şekilde teşhir edilmesi, hedef gösterilmesi ve sonrasında etkili bir soruşturma yürütülmediğine dair kamuoyunda kaygılar oluşması, bizi de derinden üzmüştür. Sonuç itibarıyla Türkiye'deki bütün gazetecilerin, düşüncesi ne olursa olsun, hangi yayın organı mensubu olursa olsun, hangi medya grubunda çalışırsa çalışsın hepsine saygı duyulması lazım. Gazeteciler gazeteciliğini yaparken, ne devlet korkusuyla ne kamuoyu baskısıyla ne yargı ne idari baskıyla gazete patronlarının, televizyon sahiplerinin baskısıyla karşılaşmamalılar. Bu, hepimiz açısından Türkiye toplumunun demokratik bir yaşamı inşa etmesi açısından çok önemlidir" diye konuştu.

Selahattin Demirtaş, bir gazetecinin saldırıya uğramasına, gazete binasının basılmasına, "basitmiş gibi" yaklaşmamak gerektiğini dile getirerek, kamuoyunun gazeteciler aracılığıyla bilgilendiğini, doğru bilgilenme ve sonrasında kamuoyunun kendi kararını verebilmesi açısından gazetecilerin hayati bir iş yaptığını söyledi.

Ahmet Hakan Coşkun'un şahsında "medyaya gözdağı verildiğini, gazeteciler üzerinde baskı oluşturulduğunu" iddia eden Demirtaş, Coşkun'un çok kararlı ve moralli olduğunu, sağlık durumunu da iyi gördüklerini aktardı.

Saldırılar karşısında hiçbir gazeteci ve medya grubunun geri adım atmaması gerektiğini belirten Demirtaş, "Maalesef ki ortam böyle değil. Bunu sağlaması gereken hükümettir. Hükümet gücünü, devlet gücünü elinde bulunduranlar ya da yargı gücünü elinde bulunduranlar, medya mensuplarına bu özgürlük ortamını sağlamakla mükelleftirler. Şu anda zannediyorum hiçbir gazeteci kendini güvende hissetmiyordur" değerlendirmesinde bulundu.

Demirtaş, olayın şüphelilerinin ifadelerine yönelik soru üzerine de bunu araştırması gerekenin savcılar olduğunu vurguladı. Bu tür vakalarda araştırmanın derinleştirilmesi gerektiğini dile getiren Demirtaş, olayın üzerine gidilmesini istedi.

Konuşmalarından dolayı 600'den fazla soruşturma geçirdiği, cezalandırıldığını ve yargılandığını savunan Demirtaş, "Bize karşı bu kadar cesur davrananların şu vakada en azından cesaretlerini görmek istiyoruz. Kimse, arkasında kim varsa ortaya çıkarsınlar" dedi.
Çok sayıda gazeteci cinayetinin faili meçhul kaldığını ve etkili soruşturma yürütülmediğini ileri süren Demirtaş, bu tür olaylarda soruşturmanın etkili olması durumunda devletin zarar görmeyeceğini dile getirdi.

- TGC'ye ziyaret

Selahattin Demirtaş, daha sonra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) Cağaloğlu'ndaki merkezini ziyaret etti.

Ziyaretin ardından gazetecilere açıklama yapan Demirtaş, Türkiye'de son dönemde baskı ortamı olduğunu iddia ederek, "Biz, basın özgürlüğünü bütün özgürlüklerin anası olarak ifade ettiğimiz ifade özgürlüğünün önemli unsuru olarak addediyoruz. Sizler bu mesleğe ömür adamış insanlarsınız. Eminim çok daha zorlu dönemler gördünüz. Hepsi geride kaldı, geçti, gitti" diye konuştu.

Gazetecilere ve gazete binalarına yönelik saldırılar olduğunu söyleyen Demirtaş, şöyle devam etti:

"Çalışanların sosyal güvencesi ve özlük hakları konusunda sıkıntılar var. Her medya grubunda çalışan basın emekçisinin birebir yaşadığı sıkıntılar ve sorunlar var. Sizler üyelerinizin haklarını korumak için elbette üstün bir çaba gösteriyorsunuz ama bütün toplumun medya mensuplarıyla dayanışma içinde olması lazım. Kendi özgürlüğümüz için önce ifade ve medya özgürlüğüne sahip çıkmamız gerekiyor."

Demirtaş, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in Şırnak'ta etkisiz hale getirilen teröristin cesedinin sürüklenmesine ilişkin "İslam dini hiçbir zaman işkence dediğimiz hele hele ölen bir beden üzerinde en küçük bir işkenceyi yapmayı haram kılmıştır, doğru değildir" sözleriyle ilgili de şunları söyledi:

"Özellikle halkın vicdanını yaralayan olaylarla ilgili savcılardan hukuki konuda adil ve hızlı bir soruşturma beklemek nasıl ki hakkımızsa toplumun dini önderlerinden temsil ettikleri inancın esasına uygun yaklaşımlar beklemek yine bizim hakkımız. Bunu sadece İslam toplumunun dini temsilcileri açısından söylemiyorum. Türkiye toplumu sadece Müslümanlardan da ibaret değil. Ülkemizde Hristiyanlar, Ezidiler ve Yahudiler de yaşıyor. Bütün bu inanç toplumlarının önderleri, liderleri ve temsilcileri dinlerin özü ve esasları olan hakkaniyet, barış, kardeşlik mesajlarını çok sık vermeliler. Tabii ki bir cenazeye bir yerde işkence yapılırken dini liderlerin sessiz kalması düşünülemez. Bu konuda çok daha ciddi ve uyarıcı refleksler vermeleri lazım. Bizim Diyanet İşleri Başkanı'nın şahsına dair projemiz, teklifimiz ve değişiklik önerimiz yoktur. Kurumun işleyişiyle ilgili partimizin önerileri vardır."
TGC Genel Başkanı Turgay Olcayto ise bu tür ziyaretlere ihtiyaçlarının olduğunu belirterek, Türkiye'de düşünce ve ifade özgürlüklerinin tam anlamıyla işlemediğini iddia etti.


Basın özgürlüğünün halkın haber alma özgürlüğünün karşılığı olduğunu dile getiren Olcayto, kendi problemlerini siyasetten ayırmanın zor olduğunu anlattı.