TBMM Başkanı Şentop, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’deki görüşmeleri sonucunda ortaya çıkan 10 maddelik mutabakat metnine Avrupa ülkeleri ve Arap Birliği’nin
yaklaşımını değerlendirdi. Şentop, mutabakat metninin Türkiye’nin iradesini teyit ettiğini belirterek, “Burada Türkiye’nin haklılığı önce ABD’yle yapılan görüşmelerdeki mutabakatla, şimdi de Sayın Putin’le Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı mutabakatla Türkiye’nin haklılığı burada tescil edilmiş oldu. Türkiye’nin haklılığı, güvenlikle ilgili kaygıları ve arzu ettiği hedefler kabul edilmiş oldu önce ABD, şimdi de Rusya tarafından. Türkiye bu anlamda terör örgütlerinin tasfiyesiyle ilgili hedefe ulaşmış durumdadır” diye konuştu.

Şentop, Soçi’de yapılan mutabakatla ilgili olarak ise, “Bu metinde Türkiye’nin uzun zamandır, belki bir yıldan uzun zamandır -belki daha geriye götürebiliriz- ifade ettiği terörden arındırılmış bir bölge, barış koridoru dediğimiz bir bölge, Türkiye-Suriye sınırlarının Suriye tarafında terör örgütlerinin bulunmadığı, barınmadığı bir bölge oluşturulması yönündeki Türkiye’nin iradesini teyit eden bir metin bu da. Burada Türkiye’nin haklılığı önce ABD’yle yapılan görüşmelerdeki mutabakatla, şimdi de Sayın Putin’le Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı mutabakatla Türkiye’nin haklılığı burada tescil edilmiş oldu. Türkiye’nin arzu ettiği bölgede bir askeri harekat yapmak değildi. Esas hedef burada terör örgütünden arındırılmış bir bölgenin oluşturulmasıydı. Bununla ilgili daha önce her türlü yöntemler denendi. Samimiyetle ve sabırla denendi ve bunlardan netice alınamayınca başka seçenek kalmadığı için Barış Pınarı Harekatı'nı başlatmak zorunda kaldı. Ama bu harekatın ardından gerek harekat bölgesinden, gerekse harekat bölgesinin dışında kalan alanlarda Soçi’deki mutabakatta da ortaya çıkan şey, Türkiye’nin arzu ettiği belli bir derinlikte terörden, terör örgütlerinden arındırılmış bir bölge oluşturulması konusunda Türkiye’nin haklılığı, güvenlikle ilgili kaygıları ve arzu ettiği hedefler kabul edilmiş oldu” ifadelerini kullandı.

"Türkiye’nin bugün bunları güvensiz bölgelere götüreceğine dair iddia tamamen ahlaksızca bir iftiradan ibarettir"
‘Suriyeli mültecilerin Türkiye tarafından güvensiz bir bölgeye gönderileceği’ yönündeki iddiaların ahlaksızca olduğunu vurgulayan Şentop, “Türkiye’de yıllardır 3.6 milyon mülteciden bahsediyoruz. Bugün Avrupa ülkelerinin 5-10 mülteciyi kabul ederken pazarlık yaptığı bir ortamda Türkiye’de 3.6 milyon. Arap ülkelerinin bir kısmının nüfusu kadar, bir kısmının nüfusundan fazla. Avrupa’da bazı ülkelerin nüfusu kadar, ona yakın bir sayıdan bahsediyoruz. Bu kadar insanın Türkiye’de yıllardır misafir edildiğini, kendi vatandaşlarımız gibi Türkiye’de yaşadığını bilmeleri, görmeleri lazım. Bilmeyenler varsa Türkiye’ye gelebilirler, şehirlerimizde onların misafir edildiği yerlerde veya kendi imkanlarıyla kaldıkları yerlerde ziyaret edebilirler. Yıllarca bunu yapan Türkiye, bu yükü taşıyan Türkiye, hiç kimsenin de yardımı olmaksızın yapan Türkiye’nin bugün bunları güvensiz bölgelere götüreceğine dair bir iddia dediğim gibi tamamen ahlaksızca bir iftiradan ibarettir. Türkiye birçok riski göze alarak bunları kendi sınırları içinde misafir etti. Şimdi de kendi ülkelerinde, yurtlarında gönüllü şekilde güvenli ve barış içinde yaşayacakları bir ortamı tesis etmek için gayret gösteriyor. Bunun için askeri harekat dahil katlanmış olduğu zorluk ortada. Başka ülkelerle yaptığı müzakereler ortada. Gizli saklı bir şey yok. Her şey dünyanın gözü önünde oluyor. Türkiye bu konuda çok da şeffaf başından beri hareket etti. O bakımdan ben üç beş mülteciyi alırken pazarlık yapanların bugün Türkiye’ye onları zorla güvenli olmayan bölgelere gönderecek iddialarını bir ahlaksızca iftira, yüzsüzce iftira olarak görüyorum. Böyle bir şey söz konusu değil. Türkiye, ancak onların gönüllü olarak yerleşebilecekleri bir ortamı tesis etmeye çalışıyor. Bu da sağlandıkça onlar da kendi memleketlerine gitme yönünde irade koyuyorlar” değerlendirmesini yaptı.

"Türkiye istikrarsızlaştırılmaya çalışılmaktaydı, hedef buydu"
Terör örgütlerinin bazı ülkeler tarafından ‘yeni sömürgecilik’ düzeninin parçası olarak kullanıldığına dikkat çeken Şentop, “Suriye için oynanan oyun da belliydi. Bir taraftan Suriye istikrarsızlaştırıldı. Batılı ülkelerin müdahalesi için uygun ortam sağlandı. Bir taraftan da Türkiye’nin hemen güneyinde Suriye PKK’sı dediğimiz bir terör örgütü için alan oluşturularak, oradan Türkiye’ye yönelik terör tehdidi, riski ve terör faaliyetleriyle de Türkiye istikrarsızlaştırılmaya çalışılmaktaydı, hedef buydu. Türkiye bu oyunu bozdu yaptığı müdahaleyle. Onlar sadece kendilerinin oyun kurabildiğini düşündükleri için, en azından onların izni dışında kuramayacağını düşündükleri için hala anlayamamışlardı” şeklinde konuştu.
Avrupa ülkelerinin Türkiye hakkındaki eleştirilerine ilişkin Şentop, “Avrupa ülkeleri tamamen devre dışı. Bunlar hariçten gazel okuyorlar. Bu bölgede terör örgütüyle mücadele eden Türkiye’dir. Bunlardan biri PKK/PYD’dir. Biri DEAŞ’tır. DEAŞ’tan en çok zarar gören ülke de Türkiye’dir. En çok zarar gören de, ama bununla mücadele eden de Türkiye. Türkiye bu mücadeleyi sürdürürken bu bölgede etkili olan güçlerle karşı karşıya geliyor, onlarla müzakere ediyor. ABD Fırat’ın doğusunda etkiliydi, şimdi de Rusya’nın etkisi söz konusu olan alanlarda Rusya’yla görüşülüyor. Avrupa ülkeleri kendi kendilerine aralarında toplanıp fıkralar anlatıyorlar herhalde birbirlerine, çünkü bir etkisi yok bu konuşmalarının. Almanya’nın bölgeyle ilgili nasıl bir gücü, tasarrufu var, neye karar verecek. Onlar alışmışlar bugüne kadar kendileri oyun kuruyorlar, kendi uyguluyorlar, ama artık Avrupa ülkelerinin bu konuda bir gücü yok” diye konuştu.

"Türkiye karşısında tavır alan ülkeler, başka ülkelerin gücüyle varlıklarını sürdüren ülkeler"
Arap Birliği’nin Türkiye’yi kınamasına yönelik olarak ise Şentop şunları söyledi:
“Biz, Arap ülkelerinde yaşayan milletlerin, halkların Türkiye konusundaki tavrını, Türkiye’yi anladıkları yönünde değerlendiriyoruz. Türkiye karşısında tavır alan ülkeler, varlıklarını kendi halklarının iradesine borçlu olmayan, bazı başka ülkelerin gücüyle varlıklarını sürdüren ülkeler. Kimse kusura bakmasın. Bağımsız, sadece kendi iradesiyle karar alan, kendi halkının menfaatini düşünerek karar alan kaç siyasi iktidar var Arap ülkelerinde. Özellikle darbeciler için söylüyorum. Mısır’daki darbeci yönetim, kendi varlığını halkına mı borçlu, yoksa kendisini ‘nerede benim diktatörüm’ diye çağıran ABD Başkanına mı borçlu, Avrupa’nın desteğine mi borçlu? Kimse kusura bakmasın. Biz Arap ülkeleriyle, Arap kardeşlerimizle dostluğumuzu, saygımızı, ilişkimizi sürdürmek istiyoruz.”