İrfan Özfatura

Rahmetli Menderes, ABD’den çok yardım almıştı. Onlarla kara yolları, limanlar yapıldı. Bilhassa İstanbul’a çok para döküldü, mülklerin altın olduğu Karaköy’de bile caddeler açıldı.
Eniştem Köln’deydi, Alman TV’sinde bir saat Menderes belgeseli seyretmiş. Spiker anlatıyormuş “bu adam Osmanlıyı mı ihya etmek istiyor? ABD’yi nasıl büyülemiş, sihirbaz mı acaba?”
Türkiye azıcık tüylenince Washington yardımı kesti, yetmez gibi tehdide başladı. Rahmetli Menderes de Moskova’ya yanaşmak mecburiyetinde kaldı.
Ve birileri düğmeye bastı, matbuat, tezvirat... “Menderes Ruslara Kars’la Ardahan’ı verecek, Boğazlarda üs kuracaklar filan…”  
CHP üniversiteleri ayaklandırdı, yok şu kadar talebe öldü, maktuller makinede kıyıldı, tavuklara yem yapıldılar...
Peki kim o kayıplar? Bir yoklama yapalım, çıkar.
Kayıp çıkmadı ama tansiyon çıktı. Tatile bir ay vardı Hükûmet Üniversiteleri kapattı.

ULUS’UN SOKTUĞU NİFAK
CHP yanlısı Ulus gazetesi gizli bir baskı ile “Sıra Harp Okullarına geliyor” cümlesini manşete taşıdı. Gazete Harbiye koridorlarında dağıtıldı.
Kışlaya siyaset sokuldu, talebeler kamplaştı, şunlar muhalif, bunlar iktidar yanlısı…
Ben Asteğmen çıkmıştım o ara. Bir Kırıkkalem vardı, tabancamı çok sever, koltuk altımda taşırdım.
CHP sempatizanlarından biri “Ya İsmail bizi vurmasın” demiş de çok üzülmüştüm duyunca. Olacak şey mi yani, yıllarca birlikte yedik içtik, kardeşiz ya şurada.
İhtilalin ayak sesleri duyulur olmuş, Harp Okulundaki mescidimiz kapatılmıştı. Namaz için kalorifer dairesine iniyorduk. O gün tam tekbir alacağım anons: Herkes içtimaa!
Alel acele gittik, silah ve mermi dağıttılar. “Şimdi doğru koğuşlarınıza, yatın dinlenin, mühim işimiz var yarına!”

KOĞUUUŞ KALK!
Arkadaşım Asım Aydın sordu: İsmail, sen bir şey anladın mı?
-Sanırım darbe yapacaklar, bizi geceden çıkartacak, siyasileri toplatacaklar.  
Talebeler heyecanlandı, bazıları gitti gusül abdesti aldı hatta. Sanki sefere çıkıyoruz Yunanistan’a.
Neyse gece kaldırdılar, teğmenlere birer manga silahlı talebe verdiler. “Sen şuraya!” “Sen şuraya!”
Hava Kuvvetlerinin üzerimizde uçuş yapabileceği söylenmişti, lakin ses seda çıkmadı.
İnanın karşımızda sağlam bir tabur olsa, bizi mektebe geri sokardı. Çünkü isteksizdik, dağınıktık, kullanılmak canımızı sıkmıştı.

KARŞI ÇIKAN OLMADI
Neyse emredilen yerlere vardık. Bana Emniyet Umum Müdürlüğünün şehre bakan cephesini vermişler. Kimse direnmedi, kolayca teslim aldık.
Bir iki heyecanlı talebe binalara filan sıktı. Yapmayın dedim, yazık değil mi devletin malına?
Çankaya önce teslim olmadı. Muhafız Alayı Komutanı ihtilalci olmasına rağmen, tankları köşke sokmadı. Bize haber geldi, “Herkes Çankaya’ya!”
Baktım işler karışacak, silah bu şakası olmaz. Aldım mangamı döndüm Harp Okuluna.
Geldik, ortalık ana baba günü, mebusları, bürokratları toplamışlar. Koca adamlara hakaret ediyor, hırpalıyorlar.
Merhum Menderes’i de Kütahya’da tutuklamışlar, aldılar getirdiler okula. Şeref salonunda bir koltuğa oturttular. İçi kıyıldı demek, eline bir kâse sütlaç tutuşturmuşlar. Ama kaşık yok, ekmeğin kabuğu ile yemeye çalışıyor döke saça. “Efendim arzu ederseniz kaşık getirebilirim” dedim. Lüzum yok gibilerinden bir işaret yaptı, sanırım beni korumaya çalıştı. Hürmet ettiğim anlaşılırsa başım ağrıyabilirdi zira.
O gün Menderes’i vakur gördüm, sükûneti darbecileri ürkütüyordu. Sanki zincirli aslan.

BAYAR RAHATTI
Celâl Bayar’a hususi bir oda vermişler. Bir gece de nöbetinde ben kaldım.
Reisicumhur kendisine bir şey olmayacağından emindi. Karadenizli olduğumu öğrenince “Biz o havaliye şunları şunları yaptık” dedi, “yine yapacağız…”
Nöbet değişimi için bir arkadaş gelmişti, ona “Sen git sonra gelirsin” dedi. Talebe döndü gitti, nasıl bir mâhkum düşünün, emrine uyuluyordu adeta.
Teğmen çıkmıştık, CHP sempatizanlarını okulda bıraktılar, diğerlerini dağıttılar. Beni de Mamak’a yolladılar.
Harp Okulunda güzel günlerim geçmişti, severdim. Tatil günleri gelirdim.
O gün de uğramıştım. Baktım Teğmen Osman. “Ya İsmail’cim” dedi “yerime nöbet tutar mısın? Ben millî maça gideceğim (Türkiye -İrlanda). N’olur, bir iyilik yap bana.”
Benim arzum da o zaten. Mahkûm mektuplarını aldım, pazubendi taktım, dooğru vazife başına.

ANALARININ SÜTÜ GİBİ...
Tek tek odaları dolaşıyor, soruyorum, “Kim var burada?” Söylüyorlar, “haydi hayırlı nöbetler arkadaşlar.”
Menderes kibarlığı ve zarafeti ile talebeleri tesiri altına alınca görüşme yasağı koymuşlar. Brifing odasına kapatmış, kuş uçurtmuyorlar.
Ben rahatça içeri girdim, selâm verdim, hatırını sordum. Etajerin üzerinde Kur’ân-ı kerim vardı. Muhabbetle baktığımı görünce “yegâne tesellim bu” dedi. Meğer kendisi yetim imiş, ninesi saliha bir hanımmış, onu güzel yetiştirmiş.
-Efendim, bazı talebe kardeşlerimiz sizin Başbakanlık’taki odanıza girmişler. Dolaplar çekmeceler açılmış saçılmış, darmaduman. Zatınıza hediye edilen Kur’ân-ı kerimler yerlerdeymiş, arkadaşlar kıyamamış, alıp sokmuşlar koyunlarına. İçlerine de sinmemiş, nasıl helalleşsek diyorlar acaba.
Ayaktaydı, geriye doğru hafifçe kaykıldı, eyvah dedim kızacak galiba. Üstüne basa basa “Analarının ak sütü gibi helal olsun” dedi, “hediye ettim onlara!”
Sonra şakaklarımdan tutup alnımdan öptü. O babacan tavrını unutamam asla.

YİNE GEL BEKLİYORUM
Vakit uzuyor, çekiniyorum, ihtimal dinleme cihazı var odada.
-Müsaadenizle efendim.
-Beni tekrar ziyaret edebilir misin Teğmen’im?
-Efendim dağıtım oldu, bizi başka yere yolladılar. Zor ama yine denerim inşaallah.
-Israr ediyorum efendim.
-Fırsatını kollayacağım.
-Gelirsiniz, gelirsiniz, bekliyorum mutlaka.
Sözümde durdum, bir daha gittim ama görüşemedim, Yassıada’ya yollanmıştı zira.

ZARAFETİYLE EZERDİ
Devrem anlattı. Odasına girmiş aklım sıra sitem etmiştim. “Beyefendi! O Hipodram’dan Dışkapı’ya kadar yaptırdığınız cadde niye o kadar geniş? Tayyare mi indirecektiniz yoksa?
Menderes “Değerli Teğmen’im” dedi, “şimdi oralarda birkaç köy evi var, yol yapmak kolay. Yarın gökdelenler dikilir, yıkamazsınız bir daha. Devlet adamı bugüne değil, kırk sene sonrasına bakar.”  
Derken İçişleri Bakanı Namık Gedik’in pencereden düştüğünü duyduk. Atılmış, itilmiş de olabilirdi. Teğmen Osman’a sordum “Devre nedir bu mesele?”
O gece boksör Orhan geldi. Hapiste bir eri dövmüş, çocuk ölmüş. Asabı çok bozuktu, izin alıp okula gelmiş. Beraber stenleri kuşandık, Namık Gedik’in odasına girdik. Orhan ona çok hakaret etti, seni kurşuna dizerim ama pis kanınla bu kutlu ocak kirlenmesin” dedi. Bilmiyorum artık ona mı içerledi?

AYAKLAR BAŞA
Millî Birlik Komitesinde rütbeli subay yoktu. Çoğu üsteğmen yüzbaşı. Cemal Gürsel İzmir’deydi o sıra. Sonradan çağırdılar, oturttular hareketin başına.
Genel Kurmay Başkanı Rüştü Erdelhun ile kuvvet ve örfi idare komutanları tutuklandı. Hâlbuki bir ihtilale “askerî” diyebilmek için onlar dâhil olmalıydı.
İhtilalinin zararı sadece iktidara dokunmadı. Komuta kademeleri de altüst oldu, ayaklar çıktı başa. “Sivil” darbeyi iki üç rütbesiz subayla “askerî” gibi göstermeyi başardılar. Yeni hükûmete de müdahalede bulundular.
O hâle geldi ki sanki Türk milleti bozkır kabilesi, hükûmetler maşa.
Gün gelecek General Çevik Bir, seçilmiş Başbakan’ı aşağılayacaktı gözümüze baka baka.

BATI VAZGEÇMEZ
FETÖ çıkmadan bana sorarlardı “Albayım yine ihtilal olur mu?”
Olur derdim. Yine söylüyorum: Batı vazgeçmez. Onların bir değil, birkaç planı bulunur, biri tutmazsa diğerini devreye sokarlar.
Erbakan Başbakan iken Genelkurmay’dan bir arkadaşa takılmıştım. “Nasıl geçiniyor musunuz Hoca’yla?”
“Benden duymuş olma ama” dedi, “haftaya giderse şaşma!”
-Niye?
-NATO öyle istiyor zira.  
Hakikaten de o hafta hükûmet devrildi...
ABD millet değil güruh, İngiltere var perde arkasında.

BU KAÇINCI DEVLET?
Biz 16 devlet kurduk diye övünürüz ya. Bu “On beş devletimiz yıkıldı demektir aynı zamanda!”
Hepsi de içeriden çökertildi, alayı kardeş kavgasında.
Osmanlı 60 milyondu, 25 milyonu Türk. Harpten çıktığımızda 10-12 milyon kaldık anca. Çoğu kadın, çocuk, yaşlı, hasta…
Adamlar istedikleri gibi at oynattılar.
Özetliyorum: 27 Mayıs askerî değil, sivil darbedir. Bu, bir Amerikan yapımıdır. Rahmetli Menderes ihtilalden üç gün sonra Moskova’ya uçacaktı. Eisenhower, CHP’yi maşa gibi kullandı ve istediğini aldı kolayca.
 Bu film bitmeyecek, diziye dönecekti. Seyredecektik yıllarca.