İrfan ÖZFATURA
İhlas Vakfı Gönüllülerinden Ahmet Ertürk anlatıyor: Bir gün beni Ugandalı talebelerle  tanıştırdılar, hoşça bir muhabbet oldu aramızda. Afrika için ne yapabiliriz dedim, çok şey diye girdiler mevzuya. Mesela iftar geleneği yokmuş, toplu yemekler verebilirmişiz muhtaçlara.
Sordum “Kaça çıkar?”
Bin kişi olsa, 500 dolara.
Ben bunu organize ederim dedim, açıldım eşe dosta. Adam başı 1.5 lira, bedavadan ucuza. 
“Hem bizde imsakiye diye bir şey bilinmez” dediler, “dağıtsak mutlu olurlar.” İmsakiye dediğin ne ki bastırdık, yolladık. Arkasına orucu bozan bozmayan şeyleri, Kadir gecesinin faziletini, zekat, fitre, bayram namazı da ilave ettik ayrıca..
Çok sevinmişler hatıra gibi saklıyorlarmış sandıklarında.
Eğer dedim bu insanlar böyle küçük şeylerle mutlu olabiliyorlarsa…
Atlayıp gitmeliydim, yerinde görmeli, fazlasını yapmalıydım onlara…
Yaklaşan Kurban Bayramı iyi bir bahane olabilirdi mesela.
 
YA ALLAH, BİSMİLLAH
Uganda'ya Katar aktarmalı uçtuk, Entebbe'ye indik apayrı bir dünya.
Aklımda hep o klasik Afrika… Sapsarı çöller, kavruk topraklar. Halbuki hem hava makul, hem de gümrah bir yeşillik uzanıyor gözünüzün aldığınca.
Tatlı sulu Viktorya Gölü, Marmara'nın üç katı, öyle berrak ki daldır bardağını yudumla.
Düşünün Nil buradan doğuyor. Nasıl güçlü bir kaynak ise binlerce kilometre çöl geçiyor, onca tarım arazisini besliyor, 6 milyonluk Hartum'u, 26 milyonluk Kahire'yi suya kandırıp Akdeniz'e varıyor.
Yer çim, gök çam, Karadeniz'de miyiz acaba? Gelgelelim şebeke suyu yok insanlar omuzlarında su taşıyor hâlâ.
Kampala Merkez Camii tek kelimeyle mükemmel. Şehre silüet çiziyor âdeta. Tabii Uganda'nın diğer camileri böyle değil, genelde dört duvar ile bir sac çatıdan meydana geliyor. Köy mescitlerinin altı toprak, üstü yaprak. Rüzgâr içeride fır dönüyor.
Öyle ya da böyle namazı birlikte kılıyor, cemaatten taviz vermiyorlar.
-Peki bir hayırsever, aracılığınız ile mescit yaptırmaya kalksa?
150 kişiye yetecek bir bina 25 bin dolara çıkar. Hem de akranlarından alımlı olur, mimarisiyle de göz okşar.
Gelirken bir tekstilci arkadaş 150-200 tişört kattı yanıma, iyi ki de nazlanmamışım, yetimhanelerde dağıttık bitiverdi anında.
Çocukların elbiseleri yamalı bohça gibi, bırakın meşin pabucu, naylon terlik yok ayaklarında. Kız çocukları pantolon giymiyor asla, yırtık pırtık da olsa etekten vazgeçmiyorlar. Her evin önünde bir dikiş makinesi, anneler bozuyor dikiyor, ondan söküp, buna yakıştırıyor.
Peki ya eğitim?
Kilise okulları düzgün binaları ile dikkat çekiyor, çocuklar servislerle taşınıyor, üniforma giyiyor… Müslüman okullarında imkânları dar olsa da tedrisat yüklü, Arapça da öğreniyorlar mesela.
Müslümanlar serbest, diledikleri kıyafeti giyebiliyor, isterlerse birden fazla evlenebiliyorlar.
Herkes kendi dilini konuşabiliyor. Resmî işlemler İngilizce ile yürüyor…
 TAKKEMİN ALTINDAYIM 
Afrikalıların beyazlardan çekindikleri vakıa, size de mesafe koydular mı acaba?
Eğer takkenizi takarsanız Müslüman muamelesi yapıyor, sımsıcak kucaklıyorlar. Bakın bu Çin de bile böyle. Ben Türküm dediğimde Şanghaylı dudak bükmüştü “iyi ama takke yok kafanda?”
Yabancı bir ülkede onca kurban kesmek yorucu olmalı? 
Yorulmadık desek yalan olur, insanlar güvenmiş vekalet vermişler, her şey dört dörtlük olmak zorunda.
Bir kere hayvanlara bakacaksınız kurbanlık şartlarına haizler mi acaba? Mâlum biz yaşını tespit için sığırın dişine bakarız, kapak attı mı atmadı mı? Baktım atmamış, “bunu almıyorum” dedim, “iki yaşında değil daha!”
“Afrika danaları diş atmaz” dediler “yaşını öğrenmek istiyorsan boynuzundaki halkaları say.” 
Meğer üç defa doğurmuş en az 5 yaşında. Hayvanlar bizimkiler gibi besi malı değil, bütün gün koşturuyor yağ bağlamıyorlar. Boynuzları yay gibi açılıyor iki yana.
Keçileri de nispeten küçük, ceylan gibi zıplıyor yerinde duramıyorlar. Ağılı kütükler üzerinde kurmuşlar belki bir adam boyu yukarıda. Dedim ne gerek vardı buna?
Cevap enteresan. “Here is Afrika!”
Ne olur ne olmaz ya bir yırtıcı dadanırsa.
Neticede 102 sığır 88 küçükbaş seçtik, alıp getirdik Vantunda'ya.
 
UNUTULMUŞ BİR İBADETİ…
Vantunda büyücek bir belde, mektebi medresesi var, 70-80 yetime bakıyorlar. Lakin fukaralık var, nisaba malik olanlar parmakla gösteriliyor. Yıllardır hayvan kesilmediği için kurban unutulmuş âdeta.
Bayram sabahı akikaları ayırıp kestirdim, 200 kilo pirinç aldırdım. Yağ soğan, baharat, domates, biber, sarımsak filan. Kazanları oturttular, odunları tutuşturdular nefis bir yemek yaptılar.
Kadınlar çocuklar da geldi, tertemiz bayramlıklarını giymiş, ıtırlanmışlar.
Mektepteki sıraları dışarı çıkarttım, bin tane plastik tabak getirmiştim yanımda, hep birlikte oturduk sofraya. Yiyen bir daha yedi, tek pirinç tanesi kalmadı kazanlarda.
Bu tür organizasyonlarda her şeyi sizin düşünmeniz gerekiyor. Kesim için medresenin futbol sahasını gözüme kestirdim, zemin yemyeşildi zira. Ayrıca muz yapraklarını serdiler hayvanların altına. Yanımızda kova kova su, hani mezbahada kessek bu kadar temiz ve seri olurdu anca.
Bütün hayvanları tek tek kendim kestim. Kalabalığı uzak tuttum, olur ya hayvan kalkar, çocuk gelir bıçakla oynar.
Etlerin hepsini dağıttık, kelleler paçalar da paylaşıldı, işkembeleri bağırsakları bile yıkayıp pakladılar. Akşama doğru akbabalar geldi ama hiçbir şey kalmamıştı onlara.
İslam cemiyeti başkanı imamları çağırmış, kimine bir dana verdi, kimine iki. Alıp götürdüler köylerine kasabalarına.
İyi ki buradan bıçak götürmüşüm, onların eğik ağızlı cembiyeleri hoş görünüyor ama iş görmüyor.
Bu arada yerli basın geldi, Türkiye'yi anlattık, bu kadar olduğunu bilmiyorlarmış, dinlediklerine şaşırdılar.
Basın demişken İslam Cemiyeti radyo kurmak için yardım talebinde bulunmuş. TİKA ciddiye almış mükemmel bir tesisat vermiş onlara. 
94 nokta 1 Radyo Bilal yanıbaşınızda...


ÇİLELERİ DE VAR, NEŞELERİ DE 

Fakir ama gururlu
Evet Uganda'da yoksulluk var ama açlık asla. Sadece muz yeseler doyarlar. Muzun kilosu bin şilin. Yaklaşık bir lira. Ama her şey öyle ucuz değil, ufacık şişe suyu iki lira.
Mısır unundan bir bulamaçları var “paşo”. Her öğün onu yiyorlar. Niye? Çünkü su içince şişiyor, uzun süre tok tutuyor.
Elektrik yaygın değil, olan yerde de pahalı geliyor. 
Evlerde kapı yok bir çaput asıyorlar pervaza.
Tuvalet çalıların arasında. Banyo mu dediniz? Leğenini nereye koyarsan orada.
Bizim evlerimiz geniş ferah, buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, mutfak robotu, kombi, klima… Onlarda her evde 10 çocuk, elektrik yok, tüp yok, çalı çırpı toplayıp ateş yakıyorlar. Sazdan kulübelerde yaşıyor ama hallerinden memnun görünüyorlar. Dertleri zevk ediniyor, gülmeyi beceriyorlar. 
Agniyayı şakirin mi? (şükreden zengin), fukara-i sabirin mi? (sabreden fakir mi).
Bilmem hangisi karlı çıkar mahşer meydanında? 
Peki sağlık?
Uganda Devletinin gücü belli, halk yeterli sağlık hizmeti alamıyor. Kısmetse ay başında bir hekim grubuna katılıp orada olacağım. Bakalım nelerle karşılaşacağız bu defa.
Türkiye güçlü olsa Afrika'nın şekli değişir. Hayalim orada mescidi, mektebi, medresesi, aşevi, yetimhanesi, reviri olan bir "Türk külliyesi" yaptırmak.
Nasip olur mu bilmem.
Hani “niyet hayr akıbet hayr” diye bir söz vardır Anadolu'da.


AH KEŞKE...


Yemekler yendi etler dağıtıldı. İnsan keşke daha fazla şeyler yapabilseydim diyor onlara. Uganda'nın köy mescitleri saptan samandan, buna rağmen cemaaten taviz vermiyor, ihlasla saf tutuyorlar. Hâlbuki eli yüzü düzgün bir mescit sadece 25 bin dolara mal oluyor.